Bazı şeyler zordur...

1053 Words
Hastaneye bu kez plansız gelmedi Baybars. Bahanesi vardı. Şakir’in pansuman saati. Kapıyı çaldı. İçeride Zehra vardı. Eldivenlerini çıkarıyordu. Şakir onları görünce sırıttı. - Vay devrem, yine mi kontrol? Baybars omzuna vurdu. - Sen iyileşmeden rahat yok. Zehra gülümsedi: - Pansuman bitti. Birkaç gün içinde taburcu olabilir. Şakir ortamı hissetti. - Ben aşağı iniyorum, kantine. Zehra kaşını kaldırdı. Kapı kapandı. Oda bir anda daha sessiz kaldı. Zehra serum askısını düzeltirken Baybars kapının yanında onu izliyordu. - Şakir toparlıyor, dedi Zehra. Baybars: - Evet, görüyorum. Kısa bir duraksama. Baybars boğazını temizledi. - Öhmm. Yoğun musunuz yarın? Soru beklenmedikti. Zehra başını kaldırdı. - Nöbetim yok. Neden? Baybars net konuşmayı tercih etti. Dolandırmadı. - İsterseniz… bir kahve içebiliriz. Zehra’nın bakışı değişti. - Hastane dışında mı? Baybars: - Evet, olmaz mı? Bu kez sessizlik farklıydı. Zehra hafifçe gülümsedi. - Yarın boşum dedim ya. Baybars temkinliydi. - Peki. Benimde izin almam lazım. Zehra: - Alabilir misin? “Siz” li konuşmayı bırakmıştı Zehra, farkında olmadan. Baybars bunu fark etti ama düzeltmedi. - Deneyeceğim. Zehra bir adım yaklaştı. Mesafe hâlâ saygılıydı. - O zaman yarın görüşelim. Baybars başını salladı. - Nerede? Zehra: - Kafelerden biri olabilir. Baybars: - Olur. Zehra birkaç saniye tereddüt etti ve direkt sordu: - Telefon numaranı alabilir miyim? Bu soru netti. Baybars ilk defa hazırlıksız yakalandı ama yüzüne yansıtmadı. - Tabii. Telefonunu çıkardı. Zehra kendi telefonunu açtı. Numarayı kaydederken ismini yazdı: “Baybars”. Soyadını sormadı. Baybars hafifçe sordu: - Sizinki? Zehra çaldırdı. - Kaydet. Baybars yazdı: “Zehra”. Başka bir şey eklemedi. Telefonlar geri çekildi. Zehra hafif bir ciddiyetle baktı. - İzin işini hallet. Baybars: - Hallederim. Zehra: - Emin misin? Baybars gözlerinin içine baktı. - Evet, eminim. Kapı tarafında ayak sesleri duyuldu. Şakir dönüyordu muhtemelen. Baybars geri çekildi. - Yarın haberleşiriz. Zehra başını salladı. - Bekliyorum. Şakir kapıyı açtığında ortam yine normaldi. Ama artık bir randevu vardı. Ve 28 Haziran’dan önce ilk kez Baybars bir operasyon planı dışında başka bir plan yapmıştı. Ertesi gün hava açık ama rüzgârlıydı. Baybars iznini yazdırmıştı. Şehrin merkezindeki küçük bir kafede buluştular. Ne çok kalabalık ne çok tenha. Cam kenarı bir masa. Zehra sivil haliyle daha farklı görünüyordu. Daha genç. Daha güzel. Baybars bir an durdu. - Beklettim mi? Zehra: - Hayır. Ben de yeni geldim. Oturduklarında ikisi de kısa bir an ne diyeceğini bilemedi. Garson geldi. İki kahve söylediler. Sessizliği bozmak için ilk soruyu Zehra sordu. - Hep burada mı görev yaptın? Baybars: - Evet, ilk görev yerim burası. Zehra: - Zor mu? Baybars: - Alışıyorsun. Zehra hafif gülümsedi. - İnsan her şeye alışıyor galiba. Baybars: - Sen? Zehra kahvesinden küçük bir yudum aldı. - Ben Yüksekova’lıyım. Baybars’ın bakışında en ufak bir değişim olmadı. - Babamı küçükken kaybettim. Sesi sakindi ama altı doluydu. - Annem büyüttü bizi. Zor oldu. Baybars sadece dinliyordu. Araya girmedi. - Bir abim var. Ama pek anlaşamayız. Baybars: - Neden? Zehra omuz silkti. - Hayata bakışımız farklı. Görüşü falan işte. Baybars: - Hemşire olma sebebin ne? - İnsanlara dokunabilmek için. Birinin hayatına iyi bir yerden girmek istedim. Baybars başını hafifçe salladı. - Güçlüymüşsün. Zehra gözlerini kaldırdı ve gülümsedi. - Mecbur kaldım. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Zehra sordu: - Sen? Baybars kahvesine baktı. - Benim hikâyem sade. Küçük bir şehirde büyüdüm. Asker olmayı hayal ederdim küçükken, başka bir meslek düşünmedim. - Neden? Baybars birkaç saniye düşündü. - Devletin parçası olmak istedim. Zehra bu cevabı sevdi. - Pişman oldun mu hiç? Baybars: - Hayır. Bir saniye durdu. - Ama bazen… başka ihtimalleri merak ediyorsun. Zehra bakışını kaçırmadı. - Mesela? Baybars cevap verecekti ki telefonu çaldı. Arayan: Ferit Astsubay Bakış değişti. Zehra fark etti. Baybars telefonu açtı. - Komutanım. Karşı taraftaki ses kısa ve netti. - Acil bölüğe gel. Baybars: - Emredersiniz komutanım. Telefon kapandı. Masadaki hava bir anda değişti. Zehra sormadı “ne oldu” diye. - Gabiba gitmen gerekiyor. Baybars: - Evet. Baybars duraksadı. Birkaç saniye ona baktı. - Yarım kaldı. Zehra hafifçe gülümsedi. - Devam ederiz. Baybars: - Söz mü? Zehra: - Bir yere kaçmıyorum. Baybars ayağa kalktı. - Tamam olarak alıyorum bu cevabı. Hesabı bırakmak istedi ama Zehra elini kaldırdı. - İlk kahve benden olsun. Baybars itiraz etmedi. — Peki o zaman ikinci benim. Bu bir söz değil, doğal bir devam cümlesiydi. Ama anlamı vardı. Kapıya yöneldi. Zehra arkasından baktı. Bu kez korku yoktu. Sadece alışmaya başlayan bir bağ vardı. Baybars dışarı çıktığında adımları hızlandı. Aklında tek soru vardı: Noldu acaba? Operasyon öne mi çekildi? 15 dakika sonra: Baybars bölüğe vardığında kapı önündeki hareketlilik normal değildi. Araçlar çalışır vaziyetteydi. Koşturmaca vardı. İçeri girdiğinde Ferit astsubay brifing odasındaydı. Harita masası yeniden açılmıştı. Ama bu kez kırmızı işaretler artmıştı. Salih yüzbaşı da içeri girdi. - Yeni istihbarat geldi, dedi direkt konuya girerek. - Faruk’un dokümanları şifreliydi. Çözüldü. Haritada dere hattının kuzeyine üç yeni nokta işaretlendi. - 28 Haziran beklenen tarih değilmiş. Oda sessizleşti. - Asıl sevkiyat bu gece. Baybars’ın çenesi sertleşti. - 02.30 – 03.00 arası. Irak hattından sızma. Mühimmat ve ağır silah takviyesi olacak. Salih yüzbaşı net konuştu: - Eğer bu geçişi durduramazsak sadece sığınak değil, kalıcı üslenme başlatırlar. Ferit astsubay devam etti: - Ve bir şey daha var. Haritada Büyükçiftlik Karakolu'nun arka sırtı işaretlendi. - Hedef sadece lojistik değil. Eş zamanlı dikkat dağıtma eylemi planlanmış. Baybars sordu: - Büyükçiftlik mi? Ferit: - Evet. İkinci bir deneme. Odanın havası değişti. Bu artık temizlik operasyonu değil, önleyici müdahaleydi. Salih yüzbaşı kararını verdi. - 28’i beklemiyoruz. Bu gece çıkıyoruz. Mahmut haritaya eğildi. - Sızma hattı? Ferit astsubay Baybars’a baktı. - Dere yatağı yine. Var mı bir fikrin? Baybars başını salladı. - Gece görüşle sessiz ilerleriz. Pusu kurmak için uygun iki dar boğaz var. Ömür: - İlki riskli. Kaçış hattı geniş. Baybars: - İkincisi daha dar ama temas olursa çıkış zor komutanım. Salih yüzbaşı karar verdi: - İkinci boğaz. Kaçış bırakmayacağız. Plan hızlı kuruldu. Üçüncü tim dere hattından pusu. Dördüncü tim sırt emniyeti. Birinci tim ihtiyatta. Helikopter destek hazır ama ilk atış kara unsuru. Toplantı dağılırken Ferit astsubay Baybars’ı durdurdu. - Dönünce izin veririz tekrar. Baybars gülümsedi ve kısa cevap verdi. - Emredersiniz komutanım. Ferit bir saniye baktı. - Kafanı dışarıda bırak. Baybars: - Bıraktım komutanım. Ama aslında bırakmamıştı. Kafede yarım kalan cümle zihnindeydi. Devam ederiz... Silahını kontrol etti. Şarjör yerine oturdu. Telsiz kulaklığı takıldı. Saat 23.40. Gece uzun olacaktı. Ve bu kez mesele sadece bir sevkiyat değildi. Eğer istihbarat doğruysa, bölge sorumluluğu Faruk’tan sonra başka birine devredilecekti. Ve o isim henüz bilinmiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD