Kalbine Dürüst Ol

1238 Words
Yaralı asker helikopterle hastaneye ulaştı. Acil servis kapıları açıldığında sedye hızlı ama kontrollü şekilde içeri alındı. Kan kaybı yüzünden hâlâ bilinci kapalıydı. Şarapnelin koluna verdiği hasar fazlaydı. Zehra nöbetçi ekipteydi. Gece boyunca Büyükçiftlik Karakolu'ndan gelecek haberi beklemişti. Şehit bilgisini almıştı, yüzünü hiç görmediği askerler için kalbi daralmıştı. Sedye içeri girer girmez profesyonel kimliği devreye girdi. - Hemodinami nasıl? - Nabız zayıf ama var. Turnike uygulanmış. Zehra hızlıca değerlendirme yaptı. Serum takıldı, kan hazırlığı yapıldı, doktor çağrıldı. Ama o an, sedyenin arkasında birini aradı gözleri. Yoktu. Demek gelmedi… İçine küçük bir hayal kırıklığı düştü ama yüzüne yansımadı. Yaralı ameliyathaneye alındığında Zehra bir an duvara yaslandı. İki şehit… bir ağır yaralı… Aynı saatlerde, bölükten izin çıkan Baybars, Ömür ve Mahmut ile birlikte hastaneye doğru yola çıktı. Şakir hâlâ gözlem altındaydı. Omzu iyileşme sürecindeydi ama morali yerindeydi. Hastane koridoruna girdiklerinde Baybars’ın kalbi gereksiz yere hızlandı. - Yaralı için geldik, Şakir için geldik. Ne diye geriliyorum? Ama içinin bir köşesi dürüsttü. Onu görecek miyim? Kapıyı tıklatıp içeri girdiler. Şakir yatakta yarı oturur haldeydi. - Ooo, tim gelmiş. Ömür hafifçe sırıttı. - Sen yokken dere yatağında eğlendik lan Şakir. Mahmut ekledi: - Faruk’u indirdik. Şakir’in yüzü ciddileşti. - Ciddi misiniz? Baybars başını salladı. - Üzerinden dokümanlar çıktı. Şakir birkaç saniye sustu. İçinden geçirdi: - Vay arkadaş ya, benim de orda olmam lazımdı. Sessizlik oldu. Sonra Şakir Baybars’a baktı. - Şehit var mı? Baybars’ın çenesi kasıldı. - İki şehit. Şakir gözlerini kapattı. - Mekânları cennet olsun. O an kapı tıklandı. Zehra içeri girdi. Elinde küçük bir dosya vardı ama konuşmaların ortasında kaldığını fark edince durdu. Gözleri önce Şakir’e, sonra Baybars’a kaydı. Baybars onu gördüğü an içindeki o tuhaf gerilim tekrar yükseldi. Bu kez kaçmadı bakışlarından. Zehra da kaçmadı. Odada bir anlık sessizlik oluştu. Ömür, Mahmut'a yan yan baktı. Mahmut hafifçe boğazını temizledi. - Öhmm. Şakir olan biteni anladı ve sırıttı. Baybars ters ters baktı. - Yeter artık. Zehra hafifçe gülümsedi. - Dün gece gelen yaralı ameliyata alındı. Durumu stabil. Kan kaybı fazlaydı ama toparlıyor. Baybars’ın omuzları fark etmeden gevşedi. - Bilgilendiğiniz için teşekkürler. Bu kez teşekkür ederken sesi daha yumuşaktı. Zehra bunu fark etti. Kalbinin duvarı çatlıyor… Şakir ortamı bilerek uzattı. - Hemşire hanım, bu arkadaş da bizim sağlıkçımız. Zehra Baybars’a döndü. - Biliyorum. Baybars şaşırdı. - Nereden? - O gece Şakir beye sizin müdahale ettiğinizi duymuştum. Kısa bir göz göze geliş. Ömür içinden gülümsüyordu ama belli etmiyordu. Mahmut ise ciddi görünmeye çalışıyordu. Zehra çıkmadan önce kapının yanında durdu. - Dinlenmeye ihtiyacınız var. Bu cümle sadece Şakir’e değildi. Baybars başını hafifçe salladı. Kapı kapandı. Şakir hemen konuştu. - Devre hadi lan. - Sus. Ömür kısık sesle: - Bu kadar soğuk olma? Mahmut kahkahasını zor tuttu. Baybars ilk defa istemeden gülümsedi. Ama içinden geçen cümle daha derindi: Savaşın ortasında böyle bir şeye yer var mı? Koridorda yürüyen Zehra ise içinden şunu söylüyordu: - Biraz daha zaman. Koridor sakindi. Ziyaret saatinin sonuna gelinmişti. Baybars odadan çıktıktan sonra arkadaşları bilerek birkaç adım geride kaldı. Ömür, Mahmut'a bakıp hafifçe başıyla işaret etti. - Biz aşağı iniyoruz. Baybars anladı. - Tamam komutanım. Koridorun köşesinde Zehra dosyaları düzenliyordu. Adımlarını duydu ama başını hemen kaldırmadı. Sonra göz göze geldiler. Bir an birbirlerine bakıp sustular. Bu sessizlik, çatışma sonrası sessizlik gibi değildi. Daha yumuşak, ama daha tehlikeliydi. Baybars konuşmayı başlatmak zorunda hissetti. - Yaralı… durumu iyi dediniz. Zehra başını salladı. - Evet. Kan kaybı fazlaydı ama zamanında müdahale edilmiş. Şansı var. “Zamanında müdahale…” - İyi. Kısa bir suskunluk. Zehra dosyayı kapattı. - Siz iyi misiniz? Soru beklenmedikti. Baybars refleksle cevap verdi. - İyiyim. Zehra gözlerini kaçırmadı. - Onu sormadım. Cümle yumuşaktı ama netti. Baybars’ın içinde bir şey kıpırdadı. Ne demek istiyor? Zehra alçak sesle. - İki şehit verdiniz. - İnsan sadece fiziksel olarak yaralanmıyor. Baybars çenesini sıktı. - Alışıyoruz. Zehra hafifçe başını salladı. - İnsan buna alışmamalı. Bu cümle Baybars’a sert çarptı. Alışmazsan yaşayamazsın. - Bizim işimiz bu. - Benim işim de yaraları kapatmak, dedi Zehra. - Ama bazı yaralar pansumanla iyileşmiyor. Göz göze geldiler. Bu kez kaçan yoktu. Baybars ilk defa savunma yapmadı. - Herkes bir şey taşıyor, dedi kısık sesle. - Siz de taşıyorsunuz. Zehra şaşırmadı. - Evet. Zehra birkaç saniye sustu. Sonra dürüstçe konuştu. - Kaybetme korkusu taşıyoruz. Baybars’ın kalbi bir an durur gibi oldu. - Tanımadığım birini kaybetme korkusu. Cümle havada asılı kaldı. Artık geri dönüş yoktu. Baybars ne diyeceğini bilemedi. Operasyonda her şeye hazırdı ama bu cümleye değil. Bu bana mı? Bu kadar hızlı mı? Zehra bakışlarını yumuşattı. - İlk görüşte bazı şeyler insanın içine oturur. Mantık sonra gelir. Baybars’ın içindeki duvar çatırdadı. - Benim hayatım… düzenli değil. Zehra: - Benimki de değil. Baybars: - Her an gidebilirim. Zehra: - Ben de her an birini kaybedebilirim. Sessizlik. Bu kez... gerçekti. Baybars bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldı. - Böyle şeylere yer yok bizde, dedi ama sesi eskisi kadar sert değildi. Zehra hafifçe gülümsedi. - Yer açılır. Bu kez gözlerinin içine bakarak. Baybars ilk defa inkâr etmedi. Sadece dürüst oldu. - Zaman lazım. Zehra başını salladı. - Ben acele etmiyorum. Uzaktan Ömür'ün sesi duyuldu: - Baybars! Gerçeklik geri geldi. Baybars son bir kez baktı Zehra’ya. - Adınız? Zehra’nın gözleri parladı. - Zehra. Baybars hafifçe başını salladı. - Baybars. - Biliyorum. Bu cevap küçük ama anlamlıydı. Baybars arkasını dönüp yürürken içinden geçirdi: - Kuş gibi hafifledim ya. Zehra ise arkasından bakarken düşündü: - Sonunda eridi buzları. Koridor yine sessizdi. Ama artık o sessizlik boş değildi. Ertesi gün: Bölük toplantı odasında hava ağırdı. Masada açılmış haritalar, işaretlenmiş koordinatlar ve Faruk’un üzerinden çıkan notlar duruyordu. Duvar projektöründe büyütülmüş topoğrafik görüntü vardı. Kapı açıldı. Salih yüzbaşı içeri girdi. Herkes ayağa kalktı. - Oturun. Sesi sakindi ama tonunda yaklaşan bir şey vardı. Ferit astsubay haritayı göstererek: - Faruk’un üzerinden çıkan dokümanlar analiz edildi komutanım. On bir farklı nokta. Üç sığınak, iki mühimmat deposu, dört erzak alanı, iki geçici kamp. Salih yüzbaşı projektöre baktı. - Tarih? Bu neyi anlatıyor, fikri olan var mı? Ferit cevap verdi. - 28 Haziran. “Hazırlık tamam” notu var. Odada kısa bir sessizlik oldu. Baybars haritaya bakıyordu ama zihni hızla çalışıyordu. Hazırlık tamam… neyin hazırlığı? Salih yüzbaşı konuştu: - Büyükçiftlik baskını dikkat dağıtma olabilir. Asıl hareket 28’inde planlanmış olabilir. Ferit astsubay: - Aynı gün birden fazla noktada hareket ihtimali var komutanım. Lojistik hazırsa uzun süreli alan hakimiyeti hedefleyebilirler. Mahmut haritaya yaklaştı. - Şu sırt hattı… bizim geçen hafta pusuya çıktığımız tepenin arka kör noktası. Salih yüzbaşı kararını net verdi. - O zaman 28’ini beklemeyeceğiz. Herkes başını kaldırdı. - Biz 28’ine kadar bu noktaları temizleyeceğiz. Odada gerilim yükseldi. Ferit astsubay hafifçe sordu: - Parça parça mı komutanım, yoksa eş zamanlı mı? Salih yüzbaşı haritaya baktı. - Eş zamanlı. Kaçacak yer bırakmayacağız. Baybars’ın içinden geçen ilk şey şu oldu: Her geçen gün, bir öncekinden daha teklikeli oluyor. Salih yüzbaşı devam etti: - İkinci ve üçüncü tim ana yükü alacak. Keşif unsuru önden girecek. Birinci tim çevre güvenliğimizi alacak, dördüncü tim bölükte ihtiyatta bekleyecek. Helikopter desteği hazır olacak ama ilk temas kara unsuru. Hep bir ağızdan: - "Emredersiniz komutanım." Salih yüzbaşı son cümleyi söyledi: - Bu operasyon sadece sığınak temizliği değil. Büyükçiftlik’in öcünü alacağız. Odadaki herkes aynı duygudaydı. Şehitlerin kanı hâlâ tazeydi. Toplantı bitince tim dışarı çıktı. Ömür, Baybars’ın yanına geldi. - Kafanı dağıttın mı? Baybars anlamadı. - Nasıl? - Hastane işi. Baybars kısa bir bakış attı. - Operasyon var komutanım. Ömür hafifçe gülümsedi. - İşte tam da o yüzden. Baybars gökyüzüne baktı. Haziran güneşi yakıcıydı. 28 Haziran’a sekiz gün vardı. Ve Baybars ilk defa bir operasyona giderken sadece görev için değil, geri dönmek için de bir sebep taşıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD