Sırtını kardeşine daya...

1443 Words
Akşam çökmüştü. Bölük avlusundaki loş ışık, Baybars’ın yüzündeki yorgunluğu daha belirgin gösteriyordu. Elindeki sigara çoktan sönmüş, o hâlâ fark etmeden tutuyordu. Uzaktan üç çift göz onu izliyordu. Esat dirseğiyle Nusret’e dürttü. - Bunun derdi ne? Nusret başını hafif yana eğdi. - Kafası başka yerde. Hüseyin fazla uzatmadı. Direkt yürüdü yanına. - Devre, dünyayı kurtarma işi yarına kalsın mı? deyip güldü. Baybars başını kaldırdı. Hafif bir tebessüm. - Ne var lan? Esat araya girdi. - Açlık var. Sosyal tesis var. Sıcak yemek var. Dört aydır aynı çamurun içinde yuvarlanıyoruz. Bu akşam kendimizi ödüllendirelim. Nusret ciddi bir tonla ekledi: - Ayrıca sen fazla düşünüyorsun. Fazla düşünen ya şair olur ya da hata yapar. İkisi de bize ters. Baybars ilk defa o gün içten bir şekilde güldü. - Hadi lan, yürüyün. Sosyal tesis kalabalık değildi. Köşedeki masaya oturdular. Üzerlerinde hâlâ arazi kokusu vardı. Botlarının yanları kurumuş çamurla sertleşmişti. Yemekler geldiğinde birkaç saniye sessizlik oldu. İlk sözü Esat aldı. - Oğlum başlayalı dört ay olmuş lan. Hüseyin çatalı havada durdu. Nusret başını salladı. - Dört ayda biz neler gördük bir saysana. Baybars arkasına yaslandı. İlk kez düşünceleri dağılıyordu. Esat parmakla saymaya başladı: - Daha bölüğe alışmadan ilk çatışma. Hüseyin’in ayağı kayıp düşmüştü de hâlâ inkâr ediyor. Hüseyin itiraz etti: - Kaymadı lan, taktiksel alçalış yaptım. Gülüştüler. Nusret devam etti: - Şakir gazi oldu. Sonra ki görev karakol baskını... Bir an ciddiyet çöktü. - Kan kaybından gidiyordu asker. Baybars başını hafif eğdi. - Şehitleri omuzladık. Masadaki hava ağırlaştı ama bu ağırlık ezici değildi. Sahiplenilmiş bir ağırlıktı. Esat sesi yumuşatarak konuştu: - Ama bakın… dağılıp gitmedik. Kaçmadık. Kimse “ben yapamıyorum” demedi. Hüseyin gururla ekledi: - Aynen devre. Nusret Baybars’a baktı. - Kanka… sen o pusuda bir an bile tereddüt etmedin. Baybars hafifçe başını salladı. - Tereddüt edersin. Ama belli etmezsin. Esat gülümsedi. - İşte adamlık... Bir süre daha konuştular. İlk intikallerini, ilk gece devriyelerini, sabaha karşı gelen ani istihbaratları… Korkuyu, adrenali, ilk defa bir çatışma sonrası yaşanan o tuhaf sessizliği. Dört ay. Sivil hayatta bir mevsim. Burada ise bir ömür kadar yoğundu. Hüseyin bardağını kaldırdı. Nusret ekledi: - Sağlam adamlara. Esat göz kırptı. - Ve henüz yıkılmayan akıl sağlığımıza. Hepsi güldü. Baybars bardağını kaldırırken bir şey fark etti. Kafasının içindeki karanlık hâlâ duruyordu. Serhat, sızıntı ihtimali, Zehra… hepsi yerindeydi. Ama artık yalnız değildi. Yanında bu üç adam vardı. Aynı çamura basmış, aynı ateşin içinden geçmiş, aynı kayıplara omuz vermiş üç adam. Bazen savaş insanı sertleştirirdi. Bazen de kardeş yapardı. Bu dört ay, onları kardeş yapmıştı. Masadan kalkarken Esat omzuna vurdu. - Devrem, kafanı fazla yorma. Düşman dışarıdaysa kolay. İçerideyse de buluruz. Baybars gözlerinin içine baktı. - Bulacağız. Bu cümle artık sadece operasyon için değildi. Saat 23:35 Akşamın sıcaklığı dağılmış, bölük binasının koridorlarına o tanıdık sessizlik çökmüştü. Ferit astsubay arıyordu. - Baybars. Bölük komutanı odasına. - Hemen. Baybars: - Emredersiniz komutanım. Saat 23:40 Salih Yüzbaşı masasının arkasında ayakta duruyordu. Oturmamıştı. Bu, konuşmanın kısa olmayacağını gösterirdi. Ferit astsubay içeri girdiğinde selam verdi. Baybars arkasındaydı. - Rahat. Kapı kapandı. Odadaki hava ağırdı ama gergin değildi. Daha çok yoğun bir hesaplaşma öncesi gibi. Salih Yüzbaşı pencereye doğru yürüdü. Elleri arkasında kenetliydi. Bu adamın geçmişi herkes tarafından bilinirdi. Yıllar önce bir kumpas dosyasında adı geçmiş, aylarca tutuklu kalmış, sonra beraat etmişti. O dönemden sonra içinde bir şey değişmişti. Devlete küsmedi. Ama devleti kirleten yapılara karşı keskinleşti. Masaya döndü. - İstihbarat şube bazı dosyaları bize açtı. Ferit dikkat kesildi. - Resmi soruşturma yok. Ama analiz var. Baybars sessizdi. Salih Yüzbaşı dosyayı masaya bıraktı. - Sınır hattındaki sevkiyatlar normal kaçakçılık değil. Hat planlı. Disiplinli. İçeriden bilgi alıyorlar. Odadaki sessizlik daha da derinleşti. - Son üç operasyonda hedef rota değiştirmiş. Biz çıkmadan önce. Ferit kaşlarını çattı. - Bölük içi mi? - Henüz bilmiyoruz. Ama askeri hareketlilik sivil kanala sızıyor. Salih Yüzbaşı gözlerini Baybars’a çevirdi. - Sen pusudaydın. Ne düşünüyorsun? Baybars bir saniye durdu. Zehra’nın sesi zihninde yankılandı. “Serhat’ın çevresi bunu yapabilecek güçte…” Konuşmak istiyordu. Her şeyi masaya koymak. Ama bir isim vermek, bir aileyi ateşin ortasına atmak demekti. - Komutanım… dedi sakin bir tonla. İçeriden sızıntı ihtimali var. Ama sadece askerî hat üzerinden değil. Salih Yüzbaşı bakışını keskinleştirdi. - Anlat. Baybars: - Sivil lojistik ağ üzerinden bilgi taşınabilir. Özellikle sınır ticareti, nakliye, danışmanlık şirketleri üzerinden. Ferit başını hafifçe kaldırdı. - Yani sivil görünümlü organizasyon. Baybars: - Evet komutanım. Salih Yüzbaşı sandalyesine oturdu. İlk defa. - İsim? O an odadaki hava değişti. Baybars’ın çenesi hafif sıkıldı. - Henüz net bir isim yok komutanım. Ama Ankara bağlantılı bir yapı. Salih Yüzbaşı gözünü ayırmadan baktı. Bu adam insanın gözünden kaçanı yakalardı. — Baybars… dedi yavaşça. Bu mesele şahsi değil. Kim olursa olsun. Baybars: - Biliyorum komutanım. Salih Yüzbaşı: - Şüphe ettiğin biri var mı? Bir anlık sessizlik. Baybars içinden geçenleri tarttı. Zehra’nın söylediği şeyler duyumdu. Kanıt değildi. Ve onu korumak sadece duygusal değil, stratejik bir karardı. Erken bir isim, örgütü uyandırabilirdi. - Şüphe değil komutanım. İhtimal. Henüz teyitsiz. Salih Yüzbaşı birkaç saniye baktı. Sonra başını hafifçe salladı. - Güzel. Çünkü teyitsiz bilgiyle hareket etmeyiz. Ama hisleri de çöpe atmayız. Ferit araya girdi: - Komutanım, bölük içi personel hareketlerini daraltalım mı? Salih Yüzbaşı: - Evet. Hareket bilgisi son dakikaya kadar paylaşılmayacak. Rota değişiklikleri sahada verilecek. Ayrıca sivil temaslar gözlemlenecek. Salih Yüzbaşı ayağa kalktı. - Şunu bilin. Bu ülkeye silah doğrultan düşman bellidir. Ama üniforma, cübbe ya da takım elbise giyen düşman daha tehlikelidir. Odadaki hava sertleşti. - Ben yıllarımı bir iftirayla hücrede geçirdim. O yapının nasıl çalıştığını biliyorum. Sabırlıdırlar. Sızarlar. Beklerler. Baybars’ın kalbi bir an hızlandı. Salih Yüzbaşı devam etti: - Ama hata yaparlar. Çünkü kendilerini akıllı sanırlar. Kısa bir duraksama. - Ve biz o hatayı yakalayacağız. Ferit ve Baybars aynı anda: - Emredersiniz komutanım. Kapıya yöneldiklerinde Salih Yüzbaşı son kez seslendi. - Baybars. - Emredin komutanım? Salih Yüzbaşı: - Duyguların kararlarını etkilemesin. Ama insanlığını da kaybetme. Bu cümle sıradan değildi. Baybars selam verdi. - Kaybetmem komutanım. Koridora çıktığında nefesini yavaşça verdi. Artık çizgi daha netti. Bir tarafta görev. Bir tarafta Zehra. Ve tam ortasında, henüz adı yüksek sesle söylenmemiş bir adam: Serhat. Aksiyon başlıyordu. Tarih: 13 Temmuz 2016 Üçüncü tim, geçici görevlendirme emriyle Esendere Sınır Karakolu’na kaydırıldı. Sınır hattının havası farklı olurdu; rüzgâr bile daha sert eserdi orada. İran tarafındaki dağ silsilesi puslu görünüyordu. Gündüz sıcak, gece ayaz. Gündüz devriye, gece kule. Rutindi ama rutinin içindeki huzursuzluk fark ediliyordu. Son haftalardaki istihbarat hareketliliği herkesin zihninin bir köşesindeydi. 15 Temmuz 2016 – Saat 21.50 Akşam nöbet değişimi yapılmıştı. Yemek yenmiş, silah bakımları tamamlanmıştı. Karakolun küçük televizyonu açık duruyordu. Genelde haber kanalı sessizce akar, kimse pek bakmazdı. Baybars, Yasin, Selahattin ve Mahmut kantin masasında 101 oynuyordu. Mahmut taş dizerken homurdandı: - Oğlum siz nasıl askersiniz ya, okey oynamayı bilmiyorsunuz. Selahattin güldü: - Taş çalmıyorum, o yüzden böyle komutanım. Yasin çayını yudumlarken: - Baybars yine düşünceli, bak taş atmıyor. Baybars yarım gülümsemeyle taş bıraktı. - Oyun bu devrem. Sabır işi. Televizyondaki spikerin sesi bir anda yükseldi. Normal akış kesildi. Alt yazı kırmızıya döndü. “İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü bir grup Jandarma Genel Komutanlığı mensubu tarafından araç trafiğine kapatıldı.” O an masadaki herkesin eli durdu. Taşlar masada kaldı. Yasin başını televizyona çevirdi. - Ne diyor lan? Spiker tekrar etti. “Saat 22.00 sularında Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü askerî unsurlar tarafından kapatıldı…” Mahmut ayağa kalktı. - Tatbikat mı bu? Selahattin kaşlarını çattı. - Böyle tatbikat mı olur? Baybars yavaşça ayağa kalktı. Televizyona yaklaştı. Görüntüler akıyordu. Köprüde askerler. Uzun namlulu silahlar. Zırhlı araçlar. Spikerin sesi artık daha hızlıydı. “Sebebi henüz bilinmiyor…” Baybars’ın zihninde tek bir cümle yankılandı: “Üniforma giyen düşman daha tehlikelidir.” Salih Yüzbaşı’nın sesi. Yasin fısıldadı: - Komutanım bu normal değil. O sırada karakol içindeki telefon çaldı. Ardından bir diğeri. Koridorda koşuşturma başladı. Ferit Astsubay kapıdan içeri girdi. Yüzü ciddiydi. - Televizyonu kapatmayın. Herkes hazır kıta, istirahatlileri kaldırın. Baybars döndü. - Komutanım? Ferit’in sesi düşüktü ama netti. - Ankara ve İstanbul’da olağan dışı askerî hareketlilik var. Bölükten teyit bekleniyor. Mahmut’un sesi titredi. - Darbe mi? O kelime havada asılı kaldı. Kimse hemen cevap vermedi. Televizyonda yeni bir alt yazı geçti. “Ankara’da alçak uçuş yapan savaş uçakları…” Selahattin’in yüzü gerildi. - Bu iş başka yere gidiyor. Baybars’ın kalbi sert atmaya başladı ama yüzü sakindi. Bu, sınır hattındaki bir operasyon değildi. Bu, ülkenin kalbine dokunan bir şeydi. Yasin yavaşça konuştu: - Komutanım… biz şimdi kime karşı hazır olacağız? O soru masadaki herkesi susturdu. Dış düşman belliydi. Ama içeride ne olduğu henüz net değildi. Ferit Astsubay kısa bir emir verdi: - Silahlar dolu. Emniyetli. Kimse panik yapmayacak. Emir gelmeden hareket yok. Baybars televizyona bakmaya devam etti. Köprü görüntüleri tekrar tekrar veriliyordu. Jandarma üniforması. Askeri disiplin. Ama emir zinciri yoktu. Ve Baybars ilk defa şunu düşündü: Eğer bu, o “yapı” ise… O zaman savaş artık sadece sınırda değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD