Sabahın ilk ışıkları bölüğün avlusuna vururken Baybars neredeyse hiç uyumamıştı. Zehra’nın anlattıkları zihninde net cümleler hâlinde duruyordu; yoruma açık değil, dağılıp gitmeyecek kadar somuttu. Kaçakçılık hattı. Ankara bağlantıları. “Asker abiler.” Ve o gece pusuya düşürülmüş bir sevkiyat.
Bu bilgiyi tamamen içinde tutmak mümkün değildi. Ama olduğu gibi anlatmak da Zehra’yı ateşe atmak olurdu.
Saat dokuzda Ferit astsubayın odasının kapısını çaldı.
- Gir.
Ferit masanın başındaydı. Önünde operasyon raporları. Yüzü yorgun ama zihni açıktı.
- Bir şey mi var?
Baybars kapıyı kapattı. Ayakta kaldı.
- Komutanım, bir ihtimal üzerine konuşmak istiyorum.
Ferit bakışlarını kaldırdı. Ciddileşti.
- Dinliyorum.
Baybars kelimelerini tartarak konuştu.
- Sızma hattı sadece dağdan organize edilmiyor olabilir. Sınır ticareti, kaçak lojistik ve bazı sivil bağlantılar üzerinden bilgi akışı sağlanıyor olabilir.
Ferit’in yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu. Bu tarz analizlere alışkındı.
- Devam et.
- Operasyon gecesi aşağıdaki grup yem olabilir. Asıl koordinasyon yukarıdaydı. Bu, saha bilgisiyle birlikte zamanlama bilgisine de sahip olduklarını gösteriyor.
- Bu zaten konuştuğumuz ihtimal.
- Evet komutanım. Ama sızma askerî kanaldan değil, sivil lojistik ağ üzerinden de olmuş olabilir.
Ferit arkasına yaslandı.
- Elinde somut bir şey var mı?
Baybars bir an durdu. Zehra’nın yüzü zihninden geçti. İsmini vermek yoktu.
- Sınır hattında bazı kaçakçılık ağlarının, belli bir yapıyla bağlantılı olduğu konuşuluyor. Bu yapı devlet içinde de örgütlü olabilir.
Ferit’in gözleri daraldı.
- Hangi yapıdan bahsediyorsun?
Baybars doğrudan isim vermedi.
- Son yıllarda devlet içinde soruşturmaya konu olmuş yapı.
Ferit uzun bir sessizlikten sonra konuştu.
- Fetullahçılar mı diyorsun?
Baybars başını hafifçe eğdi.
- İhtimal diyorum.
Odada hava değişti. Bu artık sıradan bir istihbarat değerlendirmesi değildi.
Ferit ayağa kalktı, pencereye yürüdü.
- Bu ciddi bir iddia. Dayanağın ne?
Baybars netti ama temkinliydi.
- Sınır hattındaki bazı ticari grupların, Ankara’daki belli siyasetçilerle ve bürokrasiyle yakın temas içinde olduğu bilgisi var. Kaçakçılık sadece para değil, hat açmak için kullanılıyor olabilir.
Ferit döndü.
- Kaynak?
Bu soru beklenendi.
Baybars gözünü kaçırmadı.
- Güvenilir ama açık edemem komutanım. Sivil bir temas.
Ferit birkaç saniye Baybars’ı inceledi. Yalan söylemediğini anlıyordu. Ama her şeyi de anlatmıyordu.
- Seni zorlamayacağım, dedi sonunda. Ama şunu bil: Bu kapıyı açarsak geri dönüşü yok.
- Farkındayım.
- Eğer askerî kanaldan değil de sivil hat üzerinden bilgi akışı varsa, mesele bölük içi ihanet değil, daha büyük bir ağ demektir.
- Evet komutanım.
Ferit masaya döndü.
- Bu bilgiyi şimdilik resmî rapora sokmayacağız. Önce teyit edeceğim. İstihbarat şubeyle temasa geçerim ama isim vermem.
- Emredersiniz.
Ferit bir an durdu.
- Baybars.
- Komutanım.
- Bu “sivil temas” seni zora sokacak bir durum mu?
Bu soru sadece askerî değildi. İnsaniydi.
Baybars cevabı ölçülü verdi.
- Hayır komutanım. Ama hassas.
Ferit başını salladı.
- O zaman sen de hassas ol. Kimseye açma. Bölük içinde şüphe yayılmasını istemiyorum.
- Anlaşıldı.
Kapıya yönelirken Ferit son bir cümle ekledi:
- Eğer bu doğruysa, yaşadığımız şey sadece bir operasyon açığı değil. Ön hazırlık olabilir.
Baybars durdu.
- Ne için?
Ferit’in sesi daha alçaktı.
- Büyük bir şey için.
Baybars odadan çıktığında koridor her zamanki gibiydi. Ama artık her adımın altında görünmeyen bir katman olduğunu biliyordu.
Zehra’yı korumuştu. İsmini geçirmemişti.
Ama bir eşiği geçmişti.
Şimdi iki risk vardı:
İstihbarat şube bu hattı kurcaladıkça Zehra’nın abisine yaklaşabilir.
Ağ, içeriden bilgi sızdığını fark edip kendi iç temizliğine başlayabilir.
Ve psikolojik yük artık sadece şüphe değildi.
Baybars şunu biliyordu:
Bir gün karşısına çıkacak düşman, dağdan değilde:
Takım elbiseyle de gelebilir.
İstihbarat şube henüz resmi bir adım atmamıştı ama bazı sorular sorulmaya başlanmıştı. Sınır hattındaki kaçak geçişler, son iki ayda artan sevkiyat trafiği, belli isimlerin Ankara’ya olağan dışı ziyaretleri… Dosyalar sessizce açılıyor, kimse fark ettirmeden çapraz kontroller yapılıyordu.
Ve bu tür yapılar bir şeyi çok iyi yapardı:
Kokuyu erken alırlardı.
Ankara’da, Çukurambar’daki bir ofiste akşam toplantısı vardı.
Resmiyette bir “eğitim danışmanlığı” şirketi.
Gerçekte ise para akışının düğüm noktalarından biri.
Serhat (Zehra’nın abisi) konunun merkezindeydi. Lojistik hattını o yönetiyordu. Sınırdan geçen mal, sadece sigara ya da elektronik değildi. Bazen evrak. Bazen cihaz. Bazen isim.
Toplantıdaki siyasetçi kimliği taşıyan adam sakin bir sesle konuştu:
- Doğu hattında gereksiz hareket var.
Serhat kaşlarını çattı.
- Operasyonlar normal.
Siyasi:
- Hayır. Bu başka. Soru sorulmaya başlanmış.
Serhat:
- Kim soruyor?
Siyasi:
- Henüz net değil. Ama askeri kanaldan bir analiz geçmiş olabilir.
Bu cümle Serhat’ın içini hafifçe sıktı.
- Hangi birlik?
Siyasi:
- İsim yok. Ama son pusudan sonra hızlanmış.
Serhat o an anladı.
O geceki sevkiyat.
Demek ki karşı taraf sadece çatışmamış, düşünmüş.
Toplantıdaki bir diğer isim söze girdi:
- Hat daraltılacak. Gereksiz temaslar kesilecek. Özellikle asker bağlantısı olan herkes izlenecek.
Serhat’ın yüzü değişmedi.
Ama zihni çalıştı.
Acaba Zehra olabilir mi?
İşi gereği askerlerle temas halinde.
Ve son haftalarda daha sık dışarı çıkması.
O gece Serhat kız kardeşini aradı.
- Nöbette misin?
Zehra:
- Değilim abi. Evdeyim.
Serhat:
- Görüşelim yarın.
Zehra:
- Bişey mi oldu?
Serhat:
- Uzun zamandır konuşmadık.
Ses tonu yumuşaktı ama Zehra onu tanıyordu. Bu bir “abi hasreti” telefonu değildi.
Aynı saatlerde Baybars bölük avlusunda tek başına sigara içiyordu. Sigara içmezdi normalde. Ama düzgün düşünmek için gerekiyordu.
Ferit Astsubay gün içinde fazla bir şey söylememişti. Bu, bir şeylerin sessiz ilerlediğini gösterirdi.
Baybars’ın zihninde artık iki hat vardı:
Bölük içi zafiyet ihtimali.
Sivil lojistik ağ üzerinden bilgi akışı.
Ve bu ikinci ihtimalin bir ucu Zehra’nın ailesine dokunuyordu.
Bu, görevle duygu arasındaki ilk gerçek gerilimdi.
Ertesi gün:
Zehra, Serhat’la evde oturuyor.
Serhat gözlemciydi. Direkt konuya girmedi.
- İşler nasıl?
Zehra:
- Yoğun.
- Asker çok geliyor mu?
Zehra durdu.
- Bu şehirde asker gelmemesi garip olur.
Serhat gülümsedi ama gözleri gülmedi.
- Tanıdık oldu mu?
Zehra:
- İnsanlarla tanışıyorum tabii.
Serhat:
- Özel biri var mı?
Bu soru düz sorulmuştu ama arkasında tarama vardı.
Zehra gözlerini kaçırmadı.
- Neyi öğrenmeye çalışıyorsun?
Serhat sandalyesine yaslandı.
- Sadece dikkatli olmanı istiyorum. Bu dönem hassas. Yanlış insanlarla yakınlaşmak zarar verir.
Zehra:
- Kime zarar?
Serhat:
- Sana.
Bu tehdit değildi. Ama uyarı da değildi. Kontroldü.
Zehra ilk defa net konuştu:
- Senin çevren daha tehlikeli olabilir.
Serhat’ın bakışı sertleşti.
- Ben ne yaptığımı biliyorum.
Zehra:
- Ben de.
Bu kısa ama ağır bir çatışmaydı.
Serhat ayağa kalkmadan önce son cümleyi söyledi:
- Eğer hayatında asker varsa, bana söyle. Sürprizleri sevmem.
O akşam Zehra Baybars’ı aramadı.
Baybars da yazmadı.
İkisi de düşünüyordu.