İfade odasının kapısı kapandığında, karakolun içindeki tüm sesler sanki dışarıda kalmıştı.
Duvarlar kalındı. Pencere yoktu. Dışarıyla tek bağlantı, tavandan sarkan beyaz bir ampuldü. Ampulün ışığı sertti; neyi aydınlatıyorsa daha çıplak, daha savunmasız gösteriyordu.
Masada iki sandalye vardı. Biri Ferit Astsubay için, diğeri karşısındaki adam için.
Baybars arka tarafta, duvara yakın bir noktada ayakta duruyordu. Sessizdi. Gözleri odadaki herkesi değil, sadece karşısındaki adamı izliyordu. Onu dinlemekten çok okumaya çalışıyordu.
Ferit sandalyeye oturdu. Dosyayı açmadı.
Önce adamın yüzüne baktı.
Karşısındaki otuzlu yaşlarının sonunda, bakımlı sayılabilecek biriydi. Sakalı yeni kesilmişti. Üzerindeki kıyafetler sıradandı ama temizdi. Ellerindeki kelepçe masanın altındaydı. Buna rağmen duruşu rahattı. Fazla rahattı.
Ferit sakin bir sesle konuştu:
- Adını, soyadını, şirketteki görevini söyle.
Adam hafifçe gülümsedi.
- Bunlar dosyada yazıyordur.
Ferit’in kaşı çok hafif kıpırdadı.
- Yazıyor... dedi.
- Ama ben senden duymak istiyorum.
Adam derin bir nefes aldı.
- Adım Halil.
- Lojistik sorumlusuyum.
- Ne lojistiği? diye sordu Ferit.
Halil omuz silkti.
- Mal gelir, mal gider. Kamyonlar, depolar…
- Sınır işi yani.
Baybars içinden geçirdi: Sınır işi dediğin şey ya çok masumdur ya da çok kirli.
Ferit dosyayı açtı. İçinden birkaç fotoğraf çıkardı ama masaya koymadı. Sadece elinde tuttu.
- Bu depoda ele geçen silahları da mı kamyonlar getirdi?
Halil’in bakışları bir anlığına kaçtı.
Çok kısa bir andı ama Baybars yakaladı.
- Ben silah saymam, dedi Halil.
- Bana gelen evraka bakarım.
Ferit sandalyesinde hafifçe öne eğildi.
- Bak Halil, dedi.
- Üç ayrı suçtan buradasın.
- Yasa dışı silah bulundurma…
- Örgüt bağlantısı…
- Kamu güvenliğini tehlikeye sokma.
Bir an durdu.
- Bu liste uzar.
Halil başını kaldırdı. Gülümsemesi silinmişti ama korku hâlâ yoktu.
- Ben sadece çalışanım. Konuyla alakalı çok bilgim yok.
Ferit sesini hiç yükseltmeden konuştu:
- Çalışanlar da kimin için çalıştığını bilir.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Ampul hafifçe cızırdadı.
Halil yutkundu.
- Bizim çapımız ne? Herşeyi bize söylemezler... dedi.
Baybars bir adım öne çıktı.
- Serhat’ı nereden tanıyorsun?
Halil’in yüzü gerildi.
Bu kez saklayamadı.
— Ben… onu tanımam. Tanıdığımı nereden çıkardınız?
Baybars’ın sesi sakindi ama keskinleşmişti.
- Telefonunda onunla bağlantılı üç numara var.
- Hepsi silinmiş.
- Ama biz görüyoruz.
Halil gözlerini kapattı.
Bir saniye…
İki saniye…
Sonra açtı.
- Serhat iş adamı.
- Yüksekova'da herkes onu tanır.
Ferit kalemi masaya bıraktı.
Metal sesi odada yankılandı.
- Bu iş adamı, senin deponda ne arıyordu?
Halil cevap vermedi.
Ferit dosyayı kapattı.
- Peki...
- O zaman seni dinlemiyoruz. Konuşacak birileri bulunur.
- Seni dinleyecek olanlarda birazdan gelir.
Kapı tıklatıldı.
İçeri Komiser Murat girdi. PÖH armasını taşıyan yeleği hâlâ üstündeydi. Gözleri Halil’i baştan aşağı süzdü.
- Devam edelim mi? diye sordu.
Halil’in dudakları titredi.
- Ben… konuşacağım, dedi.
- Ama her şeyi anlatamam.
Baybars kaşlarını çattı.
- Her şeyi anlatmayan, hiçbir şey anlatmamış sayılır.
Halil başını salladı.
- Bazı isimler var, dedi kısık sesle.
- Onları söylersem buradan çıkmam.
Ferit’in sesi buz gibiydi.
- Onları söylemezsen de çıkamayabilirsin.
Halil başını eğdi.
- Serhat… bu işin patronu değil.
- O bir kapı.
Ferit ve Baybars aynı anda birbirine baktı.
- Ne kapısı? diye sordu Ferit.
Halil nefes aldı.
- Devlete açılan bir kapı.
O cümle, odanın havasını kesti.
Baybars’ın ensesinden soğuk bir ter aktı.
- Devlette kim? diye sordu.
Halil başını iki yana salladı.
- İsim veremem.
Ferit ayağa kalktı.
- Bu ifade burada biter.
Halil irkildi.
- Hayır... bekleyin!
Ferit kapıya yöneldi.
- İkinci şahsı alın.
Kapı açıldı. Halil dışarı çıkarılırken bağırdı:
- Zinciri görüyorsunuz ama başını arıyorsunuz!
- Baş yukarıda! Sizi de sıkıntıya sokarlar.
Kapı kapandı.
Baybars bir süre olduğu yerde kaldı.
Baş yukarıda…
Bu söz içini kemirdi.
İkinci şahıs içeri alındığında ortam tamamen değişti.
Bu adam daha gençti. Terliyordu. Gözleri sürekli kapıya kayıyordu. Korkusu gerçekti.
Ferit dosyayı açtı.
- Adın ne?
- Mehmet, dedi hemen.
- Her şeyi anlatırım.
Baybars içinden geçirdi: Bu kolay konuşacak.
- Kimden emir aldın? diye sordu Ferit.
- Halil’den, dedi Mehmet.
- Ama Halil de başkasından alıyordu.
- Kimden? diye sordu Baybars.
Mehmet dudaklarını ısırdı.
- Serhat adında bir iş adamından.
Ferit not aldı.
- Tamam... Ne taşıdınız?
- Silah… para… eroin.
- Bazen evrak.
- Evrak ne? diye sordu Ferit.
- Liste.
Baybars öne eğildi.
- Ne listesi?
Mehmet’in sesi kısıldı.
- Kimin nerede olduğu…
- Kimin nerede yaşadığı...
- Kim hangi görevde…
- Kim kime bağlı…
Ferit’in kalemi durdu.
- Bu bir fişleme mi?
Mehmet başını salladı.
- Evet komutan.
O an Baybars’ın zihninde her şey yerine oturdu.
Gecenin yoklaması.
Sahte emirler.
Temizlenmiş telefonlar.
- Bu liste şimdi nerede? diye sordu.
- Bilmiyorum, dedi Mehmet.
Ferit sertçe baktı.
- Yalan söyleme lan.
Mehmet ağlamaya başladı.
- Yemin ederim bilmiyorum!
- Son gördüğümde… Serhat almıştı.
Ferit sandalyesine yaslandı.
- Serhat şu an nerede?
Mehmet başını kaldırdı.
- Buraya gelmeyecekti... dedi.
- Ama… işler değişti.
- Nasıl değişti? diye sordu Baybars.
Mehmet yutkundu.
- Dün gece… plan öne çekildi.
- Ne planı?
Mehmet fısıldadı:
- Temizlik.
Ferit ayağa kalktı.
- Kimi temizleyeceksiniz?
- Direnenleri.
Tam o anda dışarıdan telsiz sesi duyuldu.
Koşuşturma başladı.
Ferit kapıyı açtı. Nusret ve Selahattin'in yüzü bembeyazdı.
Nusret:
- Komutanım… dışarıda karışıklık var.
Baybars avluya çıktı.
Kirpi’lerden biri çalışıyordu.
Diğerinin… kontağı kapalıydı.
Kobra-2’nin yanına siyah bir araç yanaşmıştı.
Plaka yoktu.
- Bu araç kimin? diye sordu Baybars.
Kimseden cevap gelmedi.
Araçtan iki üniformalı indi.
Rütbeleri vardı.
Ama Baybars’ın içgüdüsü bağırıyordu.
Bir şey yanlış.
Ferit ileri çıktı.
- Kimsiniz?
- Şahısları teslim almaya geldik.
- Kimin emriyle?
- Üstlerden.
- İsim ver! dedi Ferit.
Adam duraksadı.
- Şimdi buna gerek yok. Adamları bize teslim edin.
Baybars için bu yeterliydi.
- Elini silahından çek.
Adamın eli silaha biraz daha yaklaştı.
Zaman yavaşladı.
Ferit bağırdı:
- Silahınızı emniyetini açın, hazırda bekleyin!
Avlu gerildi.
İfade odasından bir çığlık geldi.
- Beni öldürecekler!
Baybars kararını verdi.
- Kimseyi almıyorsunuz, dedi Ferit.
- Bu karakoldan bir Allah'ın kulunu çıkaramazsınız! Deneyin hadi.
Üniformalı adam telsize uzandı.
Ve Baybars şunu anladı:
Bu iş artık bir operasyon değil. Alışık olduğumuz görevlere ise hiç benzemiyor.
Bu, gerçek emirlerin kimden geldiğini gösterecek bir eşik.
Gece karakolun üstüne çökerken silahların emniyeti açıldı, tim teyakkuza geçti...
Ve herkes aynı soruyu düşünüyordu:
Birazdan gelecek emir…
Gerçekten kimden gelecekti?
İçimizdeki hain kim?