Yanındayım...

1014 Words
Baybars, karakolun arka tarafındaki taş duvara yaslanmıştı. Gözleri açık olmasına rağmen bakmıyordu. Önünden geçen askerleri, konuşmaları, metal seslerini duymuyor gibiydi. Az önce zihninin kapısını aralayan geçmiş, kapanmaya niyetli değildi. Babasının sesi hâlâ kulaklarında çınlıyor, annesinin suskunluğu içini daha çok üşütüyordu. Belki de gerçekten "yalnızım" diye düşündü. Hep yalnızdım. Tam o anda cebindeki telefon titredi. Bir an tereddüt etti. Burada telefon çalması nadirdi. Çalan her şey ya kötü haberdi ya da insanın dengesini bozan bir şey. Ekrana baktığında ismi gördü. Zehra. Kalbi istemsizce hızlandı. Parmağı cevap tuşunun üstünde bir saniye durdu. Sanki açarsa içinden taşanları tutamayacaktı. Sanki açarsa güçlü durması gereken Baybars değil, evden kovulan o çocuk konuşacaktı. Telefon bir kez daha titredi. Açtı. “Baybars…” Zehra’nın sesi kısık ama telaşlıydı. Nefesi düzensizdi. “İyi misin?” Bu basit soru, beklemediği yerden vurdu onu. Boğazı düğümlendi. Bir an konuşamadı. “İyiyim,” dedi sonunda. Kendi sesini yabancı buldu. “Noldu?” “Televizyonu açtım,” dedi Zehra. “Her yerde silah sesleri, askerler, tutuklamalar… Sen sınırdasın. Saatlerdir içim içimi yiyor. Arayamam sandım ama… dayanamadım.” Baybars gözlerini kapattı. İlk kez birinin gerçekten merak ettiğini hissetti. Emir gereği değil. Görev icabı değil. Sadece… kendisi olduğu için. “Burada durum sakin,” dedi. “Gece biraz hareket oldu ama kontrol altına alındı.” Zehra sustu. Bu sessizlik, boş değildi. Dinliyordu. Hissetmeye çalışıyordu. “Sesin öyle gelmiyor,” dedi yavaşça. “İyi rolü yapıyorsun.” Baybars kaşlarını çattı. “Anlamadım.” “Çok uzun zamandır seni dinliyorum Baybars. Ne zaman gerçekten iyi olsan sesin başka çıkıyor.” Baybars taş duvara daha çok yaslandı. Elindeki telefon hafifçe titriyordu. Parmakları soğuktu. “Bir şey olmuş” dedi Zehra. “Sadece burada olan bir şey değil. İçinde.” Baybars güldü. Kısa, nefessiz bir gülüştü. “İçimde hep bir şeyler oluyor zaten.” Zehra kararlı bir tonla. “Bu farklı. Şu an kendinle kavga ediyorsun.” Bu cümle, sanki içindeki kilidi açtı. Baybars derin bir nefes aldı. “Uzun zaman sonra ilk defa… ailemi düşündüm,” dedi. “Yüksekova’ya geldiğimden beri ilk defa.” Zehra’nın nefesi telefondan duyuldu. “Ne düşündün?” “Ne yaptıklarını merak ediyorum” dedi Baybars. “Mutlular mı… beni hiç düşünüyorlar mı?” Bir an durdu. Sonra devam etti. “Babam beni evden kovdu. Annem… aramadı. İki kardeşim var. Belki beni unutmuşlardır.” Zehra’nın sesi yumuşadı. “Unutulmazsın Baybars.” “Bazen,” dedi Baybars, “insan unutulmak ister. Bazen de unutulmadığını bilmek ister.” Zehra hemen cevap vermedi. Sanki kelimeleri dikkatle seçiyordu. “Biliyor musun,” dedi sonunda, “ben seni güçlü olduğun için sevmedim.” Baybars şaşırdı. “Hmm?” Zehra: “Güçlü durmaya çalıştığını gördüğüm için sevdim. Ama güçlü olmak zorunda kalmanı hiç sevmedim.” Baybars’ın gözleri doldu. Başını eğdi. “Burada herkes benden güçlü olmamı bekliyor.” “Ben beklemiyorum.” dedi Zehra. “Ben senin yanında olmayı seçiyorum. Güçlü olduğunda da, olmadığında da.” Baybars’ın göğsünde bir şey çözüldü. Uzun zamandır sıktığı bir düğüm gevşedi sanki. “Bunu söylemen yasak.” dedi. “Beni zayıflatıyorsun.” Zehra hafifçe güldü. “İyi. Birinin bunu yapması gerekiyordu.” Baybars sustu. Telefonu kulağında tutarken gökyüzüne baktı. Bulutlar ağır ağır ilerliyordu. “Zehra.” dedi. “Bazen yorulduğumu hissediyorum, içimde ki çatışmadan sağ çıkamayacağımı düşünüyorum.” “Çıkarsın,” dedi Zehra hiç tereddüt etmeden. “Çünkü artık tek başına değilsin.” “Buna inanmak istiyorum.” “İnanmak zorunda değilsin,” dedi Zehra. “Sadece tutun. Ben buradayım.” Baybars’ın sesi kısıldı. “Ya bir gün arayamam?” Zehra bir an durdu. “O zaman ben ararım.” “Ya açamazsam?” “Yine ararım.” Baybars gülümsedi. Bu kez daha gerçekti. “Israrcısın.” “Evet,” dedi Zehra. “Çünkü seni kaybetmek istemiyorum.” Bu cümle, Baybars’ın kalbine ağır ama sıcak bir şekilde oturdu. Korkuyla karışık bir huzurdu bu. İnsan ancak kaybedecek bir şeyi olunca gerçekten korkardı. Tam o sırada, karakolun içinden sert bir telsiz sesi yükseldi. Ardından koşuşturma. Ferit Astsubay’ın sesi duyuldu, net ve gergindi. “Baybars! Hemen içeri!” Baybars irkildi. “Zehra… bir şey oluyor.” Zehra’nın sesi bir anda yeniden endişeyle doldu. “Ne oluyor?” “Bilmiyorum,” dedi Baybars. “Ama iyi bir şeye benzemiyor.” Telsizden kopuk cümleler geliyordu. “…üstten emir… acil… teyit yok…” Baybars’ın yüzü sertleşti. Az önceki yumuşaklık yerini reflekslere bıraktı. “Zehra, kapatmam lazım.” “Baybars,” dedi Zehra aceleyle, “ne olursa olsun” Telefonun çekimi bir an gitti. Ses kesildi. Sonra tek bir cümle duyuldu, parazitli ve zayıf: “Yanındayım…” Arama koptu. Baybars ekrana baktı. Sinyal yoktu. Aynı anda Ferit Astsubay kapıdan çıktı. Yüzü bembeyazdı. “Hazırlan,” dedi. “Üstten emir geldi. Ama doğru mu bilmiyoruz.” Baybars silahına uzandı. Kalbi hızlandı. Az önceki konuşma hâlâ içindeydi. Zehra’nın sesi, karanlıkta yanan küçük bir ışık gibiydi. “Ne emri?” diye sordu. Ferit bir an durdu. “Hudut dışına yönelik sınırlı bir hareket.” Baybars’ın içinden soğuk bir dalga geçti. “Kimden?” Ferit yutkundu. “İsmi tanıdık. Ama güvenilir mi emin değiliz.” Baybars bir an telefonuna baktı. Sinyal hâlâ yoktu. Zehra’ya söyleyememişti. Vedalaşamamıştı. Baybars telefonu elinde bir süre daha tuttu. Ekran kararmıştı ama kulağında hâlâ Zehra’nın sesi vardı. “Yanındayım.” Bu iki kelime, geceden kalan barut kokusunu bastıracak kadar ağırdı. Sanki biri karanlıkta omzuna elini koymuştu. Telefonu yavaşça cebine koydu. Elinin titrediğini fark etti. Bunu çatışmadan sonra fark etmezdi. Ama şimdi ediyordu. "Demek böyle bir şey." diye düşündü. İnsanın kaybedecek bir şeyinin olması… Mevziye doğru yürürken etrafına baktı. Tim silahlarını kontrol ediyor, şarjör değiştiriyor, sessizce hazırlanıyordu. Kimse konuşmuyordu ama herkes aynı şeyi hissediyordu: Bu emir sıradan değildi. Baybars bir an durdu. Eğer bu göreve çıkarsa, geri dönüp dönmeyeceğini bilmiyordu. Ve ilk kez, ölmekten çok yaşamak istiyorum diye düşündü. Birinin hafızasında kalmalıyım. Zehra’nın yüzü gözünün önüne geldi. Hastane koridorunda sessizce yürüyüşü... Bakarken konuşmaması… Ama konuşmadan her şeyi söylemesi… İlk kez biri, Baybars’ın suskunluğunu soru sormadan anlamıştı. O an şunu fark etti: Bu görevden sağ çıkmak istemesinin sebebi artık sadece vatan değildi. Bir de dönmek vardı. Ve ilk kez aklından şu geçti: Ya bu, geri dönemeyeceğim bir emirse? Dağlar sessizdi. Ama sessizlik, bu kez fırtınadan önceydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD