Hastane odası sessizdi.
Pencerenin kenarından içeri süzülen Haziran güneşi, dağdaki sert ışıktan farklıydı.
Yumuşaktı. Sıcaktı.
Ama Baybars’ın içi hâlâ geceydi.
Şakir yatağa yaslanmıştı. Omzundaki kalın sargıya rağmen dimdik durmaya çalışıyordu.
- Oğlum var ya… dedi hafif gülerek.
- İlk görevde beni yatırdın.
Baybars sandalyeye çöktü.
- Sus lan. Vurulmayı da beceremedin düzgün.
Kısa bir kahkaha yükseldi.
Dağdan sağ çıkmış iki adamın, ölümü ti’ye alan kardeşliği.
Az kalsın gidiyordun.
Yanına ulaşamasaydım…
Şakir bakışlarını Baybars’ın yüzüne sabitledi.
- Kafanda bir şey var.
Baybars:
- Yok.
Şakir:
- Bana “yok” deme. Devreyiz biz.
Baybars sustu.
Çünkü söyleyemiyordu.
O evde, yaralının kanını durdururken bir anlığına geç kalacağını düşünmüştü.
Ve o bir saniyelik korku… hâlâ içindeydi.
Tam o sırada kapı aralandı.
Zehra Hemşire içeri girdi.
Adımları yavaştı.
Bakışları önce Şakir’e, sonra bir saniyeliğine Baybars’a kaydı.
O an, Baybars’ın kalbi çatışmadaki kadar hızlı attı.
Bu kez kurşun sesi yoktu.
Ama başka bir şey başlamıştı.
Baybars ayağa kalktı istemsizce. Kendisi de neden yaptığını anlamadı.
Zehra bunu fark etti.
Demek sadece ben değilim…
- Nasılsınız? dedi Şakir’e yaklaşarak.
- İyiyim hemşire hanım. Omuz biraz nazlı çıktı sadece.
Zehra hafifçe gülümsedi. O gülüş sert duvarlı odada bile yumuşak bir şey bıraktı.
Baybars bakmamaya çalışıyordu.
Ama insan bazen kendi emrine itaat edemez.
Zehra pansumanı kontrol ederken Baybars’ın varlığını ensesinde hissediyordu. O bakışı. Sessiz, ölçülü, mesafeli bakışı.
Niye böyle duruyor?
Bu kadar mı duvar örülür bir insanın içine?
Şakir, Zehra’nın bakışlarını yakaladı. Sonra Baybars’a baktı.
Ve hafifçe sırıttı.
- Hemşire hanım, bu arkadaş biraz sessizdir. Ama iyi çocuktur devrem.
Baybars ters ters baktı.
- Konuşma fazla.
Zehra gülümsedi.
- Sessiz insanlar genelde daha çok şey taşır.
Cümle doğrudan Baybars’a yönelikti.
Bir anlık göz göze geliş.
Baybars ilk defa kaçmadı.
Ve o an içinde küçük bir çatlak oluştuğunu hissetti.
Tehlikeli.
Bu his tehlikeli.
Zehra ise içinden şunu söyledi:
Zamanla… Bu adam zamanla açılacak.
Pansuman bitince Zehra geri çekildi.
- Dinlen, kendini fazla zorlama.
Kapıya yöneldi. Çıkmadan önce bir an durdu.
Baybars’a baktı.
Bu bakış artık tesadüf değildi.
Baybars’ın kalbi ilk kez bu şekilde hissediyordu.
Ama yüzü yine ifadesizdi.
Zehra çıktı.
Kapı kapandı.
Şakir Baybars’a döndü.
- Oğlum.
- Ne?
- Anladın sen.
- Saçmalama.
Şakir güldü.
- Sen benden daha kötü vurulmuşsun devre.
Baybars cevap vermedi.
Ama ilk defa inkâr ederken sesi biraz zayıftı.
- Yok öyle bir şey.
İç sesi ise daha dürüsttü:
Adı neydi?
Ve o an Baybars, istemeden de olsa, Zehra’yı merak etmeye başladı.
Zehra koridorda yürürken dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm vardı.
Başladı… diye düşündü.
Ama bu savaşın cephesi dağ değildi.
Gece çökmüştü.
Baybars koğuşta ranzasına uzanmıştı ama aklı hastane odasının kapısında son kez duran o bakışa takılıydı.
İsmini bilmiyordu henüz ama zihni çoktan bir isim aramaya başlamıştı.
Sessiz insanlar daha çok şey taşır…
Cümle kulaklarında dönüp duruyordu.
Ne taşımışım ben? diye düşündü. Dağ, operasyon, kan… başka ne var ki?
Yastığa dönüp gözlerini kapattı. Hastane koridoru, beyaz önlük, o sakin ses…
Kalbi garip bir şekilde huzursuzdu. Farklı bir huzursuzluk.
Tam o sırada koğuş kapısı sertçe açıldı.
Nusret:
- Kalkın çatışma varmış!
Baybars bir refleksle doğruldu. İçindeki o yumuşak düşünce anında dağıldı.
Avluya çıktıklarında hava ağırdı. Gece sessiz ama gergindi. Bölük binasının önünde ışıklar yanıyordu.
Salih yüzbaşı sert adımlarla geldi. Yüzü ciddi, sesi netti.
- Büyükçiftlik Karakolu basıldı.
Sessizlik.
Cümle ağırdı.
- Çatışma devam ediyor. Zayiat bilgisi net değil. Helikopter pistte hazır olacak. İkinci tim, üçüncü tim çıkıyoruz. Beş dakikanız var.
Baybars’ın içindeki her şey anında yer değiştirdi.
Hemşire silindi.
Yerini telaş aldı.
Ferit astsubay döndü.
- Tim! Teçhizat kontrol. Beş dakika sonra pistte olacağız. Hızlı olun!
Koğuş bir anda harekete geçti. Çelik yelekler takıldı, şarjörler kontrol edildi.
Baybars çantasını omzuna aldı. Parmakları otomatik hareket ediyordu.
Ya yaralı çoksa?
Ya yine sağlık ekibi gelirse?
Sonra başını sertçe salladı.
Odaklan.
Timler piste doğru ilerledi. Helikopterin sesi duyuluyordu.
Rüzgâr yüzlerine vururken Salih yüzbaşının sesi tekrar yükseldi:
- Karakol personeli sıkışmış olabilir. Sıcak temas olacak. Teyakkuz üst seviyede.
Baybars helikoptere binerken kalbinin ritmi değişmişti.
Bu, tanıdığı his önceki göreviyle aynydı.
Ama bu kez içinde başka bir düşünce daha vardı.
Eğer dönersem…
Cümle yarım kaldı.
Helikopter havalandı. Yüksekova’nın karanlığı altında kırmızı ikaz ışıkları yanıp sönüyordu.
Ferit astsubay gözlerini Baybars’a çevirdi.
- Hazır mısınız arkadaşlar?
Tim başını salladı.
- Hazırız komutanım.
Ama iç sesi daha dürüsttü:
Bu gece farklı olacak.
Helikopter Büyükçiftlik’e yaklaştığında uzaktan yükselen silah sesleri netleşti.
İzli mermiler karanlığı deliyordu.
Herkes biraz gerildi.
Ve Baybars, birkaç saat önce bir hemşirenin gözlerinde kaybolmuşken, şimdi yeniden savaşın tam ortasına dönüyordu.
Savaş bir kez daha seslenmişti.
Ve bu çağrı ertelenmezdi.
Yarım saat sonra:
Helikopter, karakoldan yaklaşık bir kilometre güneyde, dere yatağının gerisine yumuşak iniş yaptı. Bu bölge karanlıktı. Çevre kayalık, görüş sınırlı ama gizlenmeye elverişliydi.
Tim hızla dağıldı. Diz çöküp güvenlik aldı.
Ferit astsubay:
- Karakol kuzeyimizde. Örgüt geri çekiliyor. Muhtemel kaçış hattı dere yatağı. Biz o hattın altına iniyoruz. Sessizce sızacağız ve pusu kuracağız.
Mahmut uzman termali karakola çevirdi.
-Çekiliyorlar.
Baybars'ın kalbi hızlı atıyordu. Bu kez farklıydı, Kaçan adam daha vahşidir diye düşündü.
Bu daha tehlikeli.
Ferit el işareti verdi.
-Sıçra.
Tim dere yatağına doğru kaydı. Toprak gevşekti.
Yasin uzman diz çöktü, termal ile baktı.
- Komutanım… üç, belki dört siluet. Hızlı ilerliyorlar.
Ferit gözlerini kıstı.
- Mesafe?
- Dört yüz metre. Dere kıvrımına yaklaşıyorlar.
Ferit planı netleştirdi:
- Ömür, Mahmut! Siz sağa açılın. Çapraz ateş kuracağız.
Baybars içinden geçirdi:
-Bu kez bir kişi eksiğiz.
Dere yatağına paralel kayalık bir hat buldular. Görüş avantajı onlardaydı.
Ferit fısıldadı:
- Kimse ateş açmasın. Bekleyelim, yaklaşsınlar.
Dakikalar ağır geçti.
Sonra karanlıkta siluetler belirdi.
Dört kişi. Hızlı ama düzensiz ilerliyorlardı.
Kaçış psikolojisi.
Yasin'in sesi çok alçaktı:
- Mesafe iki yüz.
Baybars’ın kalbi hızlandı.
Ferit elini kaldırdı.
-Bekle.
Yasin:
-Yüz metre.
Siluetler dere kıvrımına girdi.
Tam çapraz ateş hattının ortasına.
Ferit’in eli indi.
- Vur, vur, vur!
Aynı anda iki bixi konuştu.
Çapraz ateş dere yatağını kilitledi.
Siluetlerden biri anında düştü. Diğerleri sağa sola dağıldı ama alan dardı.
Bir gölge daha yere kapandı.
Kalan iki kişi kayalıklara tutunmaya çalıştı.
Ömür hattı süpürdü.
Mahmut geri kaçış yönünü kapattı.
Bir el bombası dere içinde patladı. Taş parçaları sıçradı.
Baybars yere kapandı.
Kulakları çınladı.
Kontrol sende. Panik yok.
Ferit bağırdı:
- İleri sıçra! Kaçan olmasın!
Tim kontrollü şekilde mesafeyi daralttı.
Kalan iki siluet son bir ateş açtı ama açıları kötüydü.
Kısa süreli yoğun çatışmanın ardından dere yatağı sessizleşti.
Sadece barut kokusu.
Ve ağır nefesler.
Ferit birkaç saniye bekledi.
- Emniyet al.
Tim yavaşça yaklaştı. Tehdit kalmamıştı.
4 terörist dere yatağında etkisiz hale getirilmişti.
Baybars çevre kontrolü yaparken içinden şunu geçirdi:
- Tuzak var mı acaba?
Ferit astsubay Baybars’a baktı.
- Yaralı var mı?
Baybars:
- Bizde yok komutanım.
Ferit başını salladı.
- Tamam, kancalı ipi hazırla Serkan! Önce kontrol edelim, sonra yaklaşalım.
Serkan:
- Emredersiniz komutanım.
Uzakta karakol ışıkları hâlâ yanıyordu.
Baybars gökyüzüne baktı.
Az önce ölümü bu kadar yakında hissetmişti.
Ve yine o düşünce geldi.
Eğer dönemezsem…
Bu kez cümleyi tamamladı içinden:
O bakış yarım kalacak.
Gece bitmemişti.
Ama bu pusu, Büyükçiftlik gecesini onların lehine çevirmişti.