Geçmişe Doğru

1768 Words
Camdan gördüğüm benim 5 yaşında ki halimdi. Zihin deneylerinin gerçekleştirildiği zamanlardı. Gördüğüm görüntü pek net olmasa da odağımı koruduğumda yavaş yavaş netleşiyordu. Ülgen Atılgan’ın gözünden kendime bakarken biraz tuhaf hissettim. Şu an gördüğüm geçmişe dair bir anıydı. Sadece ileriye dönük olasılıkları görebildiğimi düşünüyordum. Belki de evren bu görüntüleri görmemi istiyordu. Ülgen Atılgan’ın gözlerini camdan çekip elinde ki dosyaya dikmesiyle beraber yanından bir ses geldi. “Efendim, deneyler istediğimiz gibi gidiyor. Zihin aktiviteleri tamamen çalışır durumda. Normal bir insanın beynine göre algıları fazlasıyla açık. Ayrıca yaşına göre bunu kontrol edebilmesi şaşırtıcı.” Ülgen Atılgan, dikkatini önünde ki dosyada ki yazılardan çekmeden başını salladığını anladım. Elinde tuttuğu dosyadaki yazılara odaklansam da bir türlü netleşmesini sağlayamıyordum. O dosya da neler yazıyordu? Yanında ki adama döndüğünde o kişinin Profesör Ahmet olduğunu gördüm. Elinde ki dosyayı profesöre uzatırken bir soru sordu. “Hala enjekte edilen serumun bir örneğini çıkartamadınız mı?” Ses tonu her ne kadar sakin çıksa da sözlerinde ki sertliği ben bile hissetmiştim. Sinirli gibiydi. Geçmişte ki duygularını da algılayabiliyor muydum? Profesör elini yanağına daha sonra da sakalına götürdü. “Efendim, serum direkt ona enjekte edilmiş olsa bir örneğini çıkartabilirdik ancak serum vücudunun bir parçası gibi onun özünde yer alıyor. Kendi DNA’sında seruma dair izler buluyoruz ancak birleştiremiyoruz.” Ülgen Atılgan’ın bakışlarını Profesörden çekip camın arkasında bir sandalyede oturtulmuş bana dikti. “Hemen bir yolunu bul Ahmet, oğlumun çok vakti yok.” Ne? Ne oğlu? Ülgen Atılgan’ın bir oğlu mu vardı. Arka fonda ki müzik başka bir tona geçtiğinde bir anlığına dikkatim dağıldı. Görüntüler yok oldu. Gözlerim bir anda açıldığında nefes alışverişlerimi düzenlemek zorunda kalmıştım. Sanki derin su dolu bir kuyuda boğulurken bir anda çıkmış gibi derin nefesler alıyordum. Sakinleşmek için kendime birkaç dakika verdiğimde aynadan kendime bakmıştım. Alnımdan terler dökülürken, derin nefesler almaya devam ediyordum. Kendime biraz olsun geldiğimde elimle birlikte alnımda ki teri sildim. Saçlarımın dipleri bile terden ıslanmış gibiydi. Meditasyon müziği yerine çalan telefon zilimin sesi beni tamamen kendime getirdiğinde telefonuma baktım. Batur arıyordu. Telefonu elime alıp açıp telefonu kulağıma götürdüm. “Neredesin? Eve geldik bulamıyoruz seni?” Bir anlığına telefonu kulağımdan uzaklaştırıp saate baktım. Meditasyona başladığımda saat 11 civarıydı. Şu an saat ise 3’e geliyordu. Yaklaşık dört saattir meditasyon mu yapıyordum? Zaman algım bozulmuştu resmen. Telefonumu geri kulağıma götürüp “Bodrum kattayım, meditasyon yapıyordum. Çıkıyorum şimdi yukarı.” dedim ve telefonu kapatıp, ayağa kalktım. Odadan çıkarken aklımda gördüğüm görüntüler doluştu. Ülgen Atılgan’ın bir oğlu olduğuna dair bir bilgi okuduğumu hatırlamıyordum. Geçen yıl kendisi hakkında bir çok kaynaktan araştırma yapmıştım. Özel hayatına ilişkin pek bir bilgi olmasa da oğluna dair hiçbir bilgi olmaması beni şaşırtmıştı. Oğlunu neden saklıyordu? Ve en önemlisi oğlunun neden az zamanı kalmıştı?  Aklımda ki sorularla beraber merdivenlerden çıkmıştım. Salona girdiğimde Deva ve Batur’u koltukta oturmuş sohbet ettiklerini gördüğümde bende gidip çift kişilik koltukta oturan Batur’un yanına oturdum. Deva hemen karşımızda ki tekli koltukta oturuyordu. İçeri girdiğimde muhabbetlerini sonlandıran ikili gözlerini bana dikmişti şimdi. “Ee, neden sustunuz devam etsenize.” “Sen iyi olduğuna emin misin? Biraz solgun gözüküyorsun?” Batur’a dönerek sorusunu cevapladım. “Biraz uzun süre meditasyon yapmış olabilirim. Farkında olmadan. Ondandır. Merak etme gayet iyiyim.” Gördüklerimi onlarla paylaşmak istiyordum ama şimdi değil. En azından ben de neler olduğunu anlayana kadar. “Okul nasıldı? İlk günden konuşulmaya başlandım mı?” diyerek sorduğumda Deva önünde ki meyve suyundan bir yudum alıp arkasına yaslandı. “Bir iki ders sonra unutuldu. Okulda çıkan kavga, yeni gelen tuhaf kızın fobisinin önüne geçti merak etme.” “Kavga mı çıktı?” Batur başıyla onaylarken “Sabah gördüğümüz üç kişilik erkek grubu vardı ya onlar kavga etti başka bir sınıfın erkekleriyle.” Bu durumu garipsemedim işte. İlk günden sinirli olmaları böyle bir olayın olabileceğini işaret ediyordu zaten. Batur’un bakışlarını yüzümde hissettiğimde ona doğru döndüm. “Bir daha okulda yalnız gezmeni istemiyorum. Ben ya da Deva’nın yanından ayrılma.” Gözlerimi devirip kollarımı göğsümde kavuşturdum. “Çocuk değilim Batur. Kendimi koruyabilirim. Ayrıca her dakika yanımda olamazsınız. Elbet birinizden birinin bir iş çıkar.” Benim için endişelendiklerini biliyordum. Ama bu her an yanımda olmalarını gerektirmiyordu. “Ders işlendi mi ilk gün? Konu kaçırmadım değil mi?” Bu sefer Deva göz devirip ayağa kalktı. “Kalk oğlum ya şimdi bu kız bana her dersin özetini çıkarttırır falan. Gidelim de maçımızı yapalım.” Batur gülerek yerinden kalktı. “Sende geliyor musun?” Başımı iki yana salladım. “Sizin bilgisayarın başında sinir krizleri geçirmenizi izleyemem saatlerce. Dışarı çıkarım belki.” Diyerek onu bilgilendirdim. Başıyla onaylayarak merdivenlere yöneldi. Bende biraz hava almanın iyi olacağını düşünerek her zaman ki ormana gitmek için evden çıktım. Kulaklıklarımı kulağıma takarken düşüncelerimi bir kenara bırakarak etrafta ki insanları izleyeme başladım. Yanından geçtiğim bir parka odaklandığımda küçük çocukların oynayışlarını izledim bir süre. Küçük bir kız çocuğu annesini çekiştirerek boş salıncağa gelip oturduğunda gülümsedim. Benimle birlikte annesi de gülümseyerek küçük kızın isteğini yerine getirerek onu sallamaya başladı. Küçük kız biraz daha odaklanırken onun duygularını içimde hissetmek istedim. Annesi tarafından salıncakta sallanan bir kızın neler hissettiğini anlamak istedim. Küçük kızın neşesi içime dolduğunda kendimi daha iyi hissederek yoluma devam ettim. Ormana girdiğimde etrafta çok fazla insan olmamasına sevindim. Benim gibi gezinenlerin yanında kenarda ki banklarda oturmuş kitap okuyan ve muhabbet edenler vardı. Orman yolundan çıkarak ağaçların arasına daldım. Ellerimi ince kapüşonlumun cebine sokmuştum. Eylül ayı çok soğuk olmasa da ben çabuk üşüten biriydim. Hasta olmak istemiyordum. İçimde ince bir askılı vardı zaten. Bu yüzden üstümde ki kapüşonlu rahatsız etmiyordu. Ormanın temiz havasını içime çekerek yürürken müziğin son sesiyle beraber farklı bir evrende gibi hissetmiştim. Bir anlığına gelen ürperti hissiyle kapalı olan gözlerimi açarak etrafıma baktım. Ancak bir şey görememiştim. Müziğin sesini cebimde ki elimle birlikte kısarken gözlerimi yeniden kapatıp etrafa odaklandım. Farklı bir enerji hissettiğimde burada yalnız olmadığımı anladım. Peki, hissettiğim bu kişi benimde burada olduğumun farkında mıydı? Dikkatimi dağıtmak istemediğim için gözlerimi açtım. Müziği tamamen kapatmıştım. Yürümeye devam ettim. Her kimse beni ilgilendirmiyordu. Sonuçta halka açık bir ormandı. Benim gibi ağaçların arasında kaybolmak isteyen biri olduğunu düşünmüştüm. Her insan bazen kaybolmak isterdi. Düşüncelerinde, ruhunda ve bedeninde. Zihnini tamamen yaşadıklarına kapatıp düşünmek isterdi. Bu herkesin kendi için uyguladığı bir terapiydi. Her insan kendi kendinin doktoru olmalıydı bazen. Yavaş adımlarla yürürken arkamdan gelen bir kişinin varlığını hissetmemle arkama döndüm. Bir çocuğun elini bana doğru uzatmış bir şekilde olduğunu görmüştüm. Yüzünü incelediğimde tanımadığım biri olmadığına emin olmuştum. Zaten İstanbul’da pek tanıdığım yoktu. Onu kısaca baştan aşağı süzdüm. Siyah saçlı, ela gözlü bir erkekti. Boyu baya uzundu. 1.80 civarı olduğunu düşünüyordum. Önümde bana doğru uzanmış elini indirip ensesine attı. “Pardon, rahatsız etmek istemedim.” Ona garip bir şekilde bakmamdan dolayı söylediğini tahmin edebilmiştim. Yabancı kişilere karşı yüz ifadem hep aynıydı. Bu şekilde onları kendimden uzak tutabiliyordum. Ben konuşmayınca devam etti. “Şey, aynı okula gidiyoruz. Seni bugün koridorda gördüm. Yaralanmıştın. Burada da karşılaşınca bir geçmiş olsun demek istedim.” Aynı okula mı gidiyorduk. Kaşlarımı çatıp onu okulda görüp görmediğime dair hatırlamaya çalıştım. Ama görmediğime emindim. Gözlerini ellerime indirdiğinde o an fark ettim. Ellerimde sargı yoktu ve okulda ki herkes elimin net bir şekilde kesiklerle dolu olduğunu görmüştü. Neyse ki ellerim cebimdeydi. Kapüşonlumun geniş cebi elimi bileğime kadar kapatıyordu. “Yaraların nasıl? Hala acıyor mu?” Başımı ‘hayır’ anlamında iki yana sallayıp “Acısı geçti.” Dedim kısaca. Bu çocuk elimi görmeden buradan çıkmam gerekiyordu. Bu yüzden lafı çok uzatmamasını umdum. Başını aşağı yukarı salladı. “Sevindim, okulda şoka uğramış gibiydin.” Yeni hatırlamış gibi bir ifadeyle “Pardon ben kendimi tanıtmadım. Ben Giray, 12. Sınıfım.” 12. sınıfsa büyük ihtimalle Batur ile aynı yaştaydı. Çocuğa daha fazla yabani davranmamak için bende kendimi tanıttım. “Ben de Beren, 11. Sınıfım.” Onun kendisini tanıtması gibi kendimi tanıttığımda gülümsedi. “Tanıştığımıza memnun oldum Beren.” Deyip sağ elini tokalaşmak için uzattığında sadece eline baktım. Elimi uzatmadığımda ellerime baktı ve elini indirip mahcupça gülümsedi. “Ah, özür dilerim bir anlığına aklımdan çıktı.” Sorun değil anlamında başımı iki yana sallayıp daha fazla konuşmak istemediğim için “Benim gitmem lazım.” Deyip adım attığım sırada “Peki, sonra görüşürüz o zaman.” Dedi. Ona cevap vermeyip başımla kısaca selam verip uzaklaştım. Ormanın girişine doğru yürürken elimi cebimden çıkarmamaya özen gösterdim. Neyse ki ellerim cebimdeydi. Ya görmüş olsaydı? Evden çıkarken hiç okuldan biriyle karşılaşabileceğimi düşünmemiştim. Eve gidip ilk işim elimi sargılamak olacaktım. Bir daha böyle bir şeyle karşılaşmak istemiyordum. Okulda bir süre sargılı elle gezmem gerekecekti. Bu durum epeyce canımı sıktı. Hareketlerimi de sınırlandırmam lazımdı. Ormandan çıkıp eve doğru yürüdüğüm esnada aynı parkın yanından geçerken duraksadım. O küçük kız gitmişti ama onun yerine başka çocuklar gelmişti. Parkta ki çocukları incelerken tuhaf bir his içime doluştu, sabah ki gibi bir şey olacakmış hissi. Gelen hisle beraber etrafımı incelemeye başladım. Tuhaf giden bir şeyler arıyordum ama bulamadım. Odaklan Beren, burada bir şeyler olacak. Gözlerimle etrafı tararken az önce ki parka tekrar bakmıştım. O anda parktan yola doğru bir topun geçtiğini gördüm. Arkasından da bir çocuğun topun peşinden koştuğunu, bu sırada yolda hızla giden bir kamyon vardı. Çocuk topu aldığında duraksadı ve kamyona doğru döndü. Kamyon küçük çocuğu fark edememişti. Hızla gelen kamyonla beraber çocuğu fark eden insanlar çığlık atmaya başladı. O anda hiç düşünmeden gözlerimle kamyona odaklandım. Bir cismi hareket etmek ne kadar zor ise hareket eden bir cismi de durdurmak bir o kadar zordu. Tekerlekleri karşı ters bir enerji düşündüm. Bunu sadece zihnimle yapabilirdim. Kamyon gittikçe çocuğa yaklaştığı sırada içime derin bir nefes çekip bütün gücümü kamyona karşı bir titreşim oluşturmak için harcadım. Kamyon tam çocuğun dibinde durduğunda derin bir nefes verdim. O anda vücudumdan çekilen enerjiyle beraber yanımda ki ağaca yaslanmak zorunda kalmıştım. İnsanlardan tamamen uzakta bir köşedeydim. Çocuğun annesi koşarak çocuğa sarıldığında gülümsedim. Neyse ki bir şey olmamıştı. Kamyonun sahibi kamyondan inip çocuğu gördüğünde baya şaşırmıştı. Önce kamyonuna sonra da çocuğa baktı. Frene basmadığı halde nasıl durduğunu düşündüğüne emindim. Etrafımda kısaca göz gezdirip dikkatini çekmiş olduğum biri var mı diye baktım. Direklere baktığımda kameralardan da uzak bir noktadaydım. Umarım bu olaya polis karışmazdı. Kamyoncunun vereceği ifade akılları karıştırabilirdi. Tabi, ilk düşünecekleri kamyoncunun delirmiş olabileceğiydi. Neyse ki ellerimi kullanmak zorunda kalmamıştım. Cisimler üzerinde uzun süredir çalışmalar yapmam bu tür şeyleri sadece bakarak ve odaklanarak zihnimle yapabilmeme olanak sağlıyordu. Ancak tabi ki elementler de odaklanmak ve onları hareket ettirebilmek için ellerimi kullanmak zorundaydım. Çünkü ellerimde ki enerji bütün gücümü bir noktada sabitlememe yardımcı oluyordu. Küçük çocuğun annesine sarılmasına son bir kez bakıp eve gitmek için arkama döndüm. Ellerim cebimde bir şekilde eve doğru yürümeye başladım. Az önce küçük bir çocuğun hayatını kurtarmış olmamı düşünmeden ilerledim. Biliyordum ki eğer bunu düşünürsem güçlerimi kullanmak isteyecektim. Bu durumda hem beni hem de çevremdeki sevdiklerimi tehlikeye atmaktan başka bir işe yaramazdı. Ülgen Atılgan’ın dikkatini çekmek şu an istediğim en son şey bile değildi. Öncelikle çözmem gereken bir çok sır vardı. Bütün sırlar açığa çıktığında Ülgen Atılgan’ın karşısına çıkmamam için bir engel kalmamış olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD