Tuhaf Kız

2001 Words
Tesisten kurtulduğum günden beri benimle yaşayan bir gerçek vardı. Annemden bana kalan bir gerçek. Eminim ki annemin başka çaresi olmasaydı bunu yapmazdı kendine. Mesela benden haberi olsaydı en azından, bu tehlikeyi göze almazdı. Kendi yaşadıklarımı düşününce bana hamileyken annemin yaşadıkları nasıldı onu da merak ediyorum. Serumu kendine enjekte etmesiyle beraber, hamile olduğunu öğrenmesi ve o insanların bunu bile bile üzerinde deneyler yapmasını nasıl kaldırabilmişti. Annem beni doğururken ne düşünüyordu acaba? Beni hiç kucağına alabilmiş miydi? Ben onun kokusunu soluyabilmiş miydim? Hayatımda ki bir çok cevapsız sorunun eşiğinde, elimde bulunan güçlerle mücadele etmeye devam ediyordum. Biliyordum ki çevremde ki insanlar bende ki gerçeği görse korkabilirlerdi. Bu yüzden ailem benim için paha biçilemez bir lütuftu. Çünkü beni her şeyimle kabullenmiş ve kendimi iyi hissetmem için ellerinden geleni yapıyorlardı. Şimdi şu anda en çok istediğim Annem Sedef’in beni tutup bu kalabalığın içinden, bu kargaşanın içinden çekmesiydi. Gözlerimi bir saniyeliğine kapatıp etrafta ki kaosu zihnimden uzaklaştırıp düşündüm. Yapabilirdim. Kendimi bu olayın çekip alabilirdim. Sadece düşün Beren. Sadece düşün. Zihnime açılan bir kapıdan çıkan görüntüyle beraber sınıfımın bulunduğu koridorda ki tuvalet gözlerimin önüne serildi. Tek yapmam gereken kendimi buradan sıyırıp oraya sığınmaktı. Endişeli ve gözlerinde ki yaşlarla beraber ellerime bakan Eliz, Korcan’a dönerek “Sanırım şoka girdi. Onu hemen revire götürmemiz gerekiyor.” dediği sırada Eliz’in ellerinde olan iki elimi de hızlıca ondan çekerek göğsüme yasladım. Önce bir adım geriye atarak geri yanıma doğru döndüm. Kalabalığın içinden koşar adım geçerek sadece birkaç adım uzağımda olan kızlar tuvaletine girdim. Arkamdan birçok kişinin bana seslenmesini duysam da umursamayarak tuvalet kabinlerinden birine girerek kapısını kilitledim. İşte şimdi güvendeydim. Peki, şimdi buradan nasıl çıkacaktım? Elimi eteğimin cebine attığımda telefonumu yanıma almadığım aklıma geldi. En son sıranın üstünde olduğunu anımsadım. Kapı tıklatıldıktan sonra ince bir kız sesi geldi. “Hey, iyi misin? Oradan çıkmalısın revire gitmemiz gerekiyor.” Bu ses Eliz’in sesiydi. Elimi daha iyi görebilmek için biraz havaya kaldırdığımda üstünde ki yaraların kapandığını gördüm. Yaralar kapanmış olsa da kan izleri açıkça gözüküyordu. Ne yapacaktım? Bir şekilde Batur’a ya da Deva’ya ulaşmam gerekiyordu. Eliz bizimle aynı sınıftaydı büyük ihtimalle Deva’yı tanıyordu. “Şey, acaba sınıfa gidip Deva’yı çağırabilir misin?” Böyle bir durumda söylediğim şeyin saçma olduğunu düşünebilirdi. Ancak buradan çıktığım anda elime bakma isteyebilirlerdi. Şu an tek çarem Eliz’in dediğimi sorgusuz sualsiz yerine getirmesiydi. “Ne!” Şaşırmış sesini duyduğumda derin bir nefes verdim. Sanırım yanında birkaç kız daha vardı ki onlarında fısıldaşmalarını duyabiliyordum. Eliz, az önceki tepkisinin fazla olduğunu düşünmüş olacak ki bu sefer daha sakin bir sesle “Şey, pardon. Yani elin yaralıyken böyle bir istekte bulunmana şaşırdım. Ay! Ne diyorum ben. Hemen gidip Deva’ya haber veriyorum merak etme.” Neyse ki daha fazla uzatmadan tuvaletten çıkıp gitmişti. Elime tekrar bakıp geçen yaralarıma baktım. Sadece bir dakika öncesinde görünen derin birkaç kesik kendiliğinden yok olmuştu. Bu durumu tesisten sonra fark edebilmiştim. 9 yaşında, Deva ve Batur ile birlikte bahçede oyun oynarken ayağımın takılması ile birlikte yere düşmüştüm. Başımı merdivenlere çarpmamla birlikte o an ki acıyla beraber baya ses çıkarmıştım. Batur’un annem ve babama seslenmesiyle içeride olan ailem hemen yanıma geldi. Babam elimi alnıma götürdüğünde eli kan olmuştu. Kafamın yarıldığını gören ailem hastaneye gitmek için ayaklandıkları esnada Zeynel amca yarama bastırmaları için bir bez uzatmıştı. Babam bezi Zeynel amcadan aldıktan sonra yarama doğru uzatırken duraksamıştı. Onunla birlikte annem Sedef şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırmış ve başıma doğru yaklaşıp iyice dikkatli bir şekilde bakmıştı. O anda ne olduğunu anlamamıştım tabi. Bir anda başımda ki acıda yok olmuştu sanki. Babam kendine gelip bezle yaramın olduğu yeri sildiği sırada irkilsem de acı hissetmemiştim. Annem, “Acıyor mu?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. Elimi yaramın olduğu kısıma uzatıp baktığımda hiçbir şey olmadığını gördüm. Yara yoktu. Ailem yine de bu duruma endişelenmiş ve beni o gün hastaneye götürmüşlerdi. Ancak hiçbir sorun yoktu. Yara izine dair tek bir şey bile. Öz annem Belgin, tesisten çıkıp eve döndükten sonra vücudunda hiçbir yara olmasa bile kapanan yaralar hala açıkmış gibi acı çekmiş birkaç gün. Herkes onun acı çekişini izlemiş. Ellerinden hiçbir şey gelmemiş. Yaram kapansa bile ailem, her yaralandığımda bu durumda endişeleniyordu. Öz annem gibi acı çekmemden korkuyorlardı. Eliz’in gitmesinden birkaç dakika sorna tuvalete sesli adımlarla birileri girdi. “Beren,” Seslenen kişi Deva değil Batur’du. Hemen arkasından Deva’nın sesi geldi. “Beren, iyi misin?” Anlaşılan ikisi yan yanaydı. Onları daha fazla endişelendirmemek için konuşmaya başladım. “İyiyim, ama ellerimde yara var.” Diye durumu açıkladım. Deva, “Eliz neler olduğundan bahsetti. Bir saniye bekle.” “Herkes dışarı çıkabilir mi?” dediğinde Eliz’in sesini duydum. “Ne? Neden?”  Evet, Eliz gayet mantıklı bir soru sormuştu ancak buna cevap verebilecek durumda değildik. Deva sadece “Lütfen,” dediğinde Eliz’den başka bir itiraz gelmemişti. Tuvaletteki kızlar durumu anlamasa da tek tek çıkmaya başladıklarını ayak seslerinden anlamıştım. Batur, “Çıkabilirsin” dediğinde kapının kilidini açtım ve hemen karşımda duran Batur’a sarıldım. Aynı şekilde Batur da bana sarıldı. “İyi misin?” “İyiyim, sadece biraz korktum.” Okulun ilk gününden başımı belaya soktuğum gibi, az önceki hareketlerimle beraber okula yeni gelen tuhaf kız damgası yediğime emindim. Yine de insanların gerçekleri öğrenmesindense tuhaf kız olmayı tercih ederdim. Bu okullarda yaşadığım tek tuhaf anım değildi. Başıma gelen ilk olayda değildi. Ama her olayda ya öğrenirlerse korkusuyla hareket etmek gün geçtikçe daha zor bir hale geliyordu. Büyük bir sırrı bedenimde taşıyormuşum ve bunu sanki birileri görecekmiş gibi geliyordu. Deva, telefonunu cebine koyarken. “Sedat amca ve babam yoldalar. Geliyorlar.” Ve yine ailemi endişelendirecek bir olayın içinde bulunmuştum. Benimle ilgili yaşanan her olayda acaba bir gün beni diğerleri fark eder mi korkusu yaşıyorlardı onlarda. Ülgen Atılgan, bir gün beni bulur mu korkusu. Bulursa neler olacaktı? Ben de en çok bunu merak ediyor ve biraz da bu ihtimal nedeniyle korkuyordum. Çünkü artık kendi yapabileceklerimin farkındaydım ve bir gün karşılaşırsak, karşısında bulduğu kişi 8 yaşındaki o çocuk olmayacaktı. 8 yaşında ve her denileni yapan çocuk tesiste ki o patlamayla beraber orada kalmıştı. Deva elimi omzuma koyup “Neden sınıftan çıktığını haber vermedin?” diye sorduğunda sıkıntılı bir nefes verdim. “Uyuyordun. Ben de Batur’u merak etmiştim. Böyle olacağını bilseydim haber verirdim.” Böyle olacağını bilseydim o sınıftan dışarıya adımımı bile atmazdım. Ama işte bazen olacaklara engel olamıyorduk. Barut başını omzuma yasladı. “Yüzünde ki şu ifadeyi sil, geçti artık. Kimse bir şey görmedi. Yine okulda ki tuhaf kız olmayı başardın sadece.” Omzumda ki başını ittiğimde ters ters ona baktım. Söylediklerinin beni rahatlatmak için olduğunu biliyordum. Bu yüzden biraz da olsam endişem geçmişti. Kimse bir şey görmemişti. Uzaylı kız lakabındansa tuhaf kızı daha çok tercih ederdim. Zil sesini duyduğumda Deva’ya döndüm. “Ee, ne yapacağız şimdi babamları burada mı bekleyeceğiz?” Omzunu silkerek “Bilmiyorum.” Diyerek cevapladı. *2 saat sonra Babamın okula gelip beni almasıyla eve dönmüştüm. Deva ve Batur’da gelmek isteseler de babamlar engel olmuş ve onları okulda kalmaya ikna etmişlerdi. Ben ise şimdi yatağıma uzanmış tavanla bakışıyordum. Babam müdüre yaralara karşı bir fobim olduğunu bu yüzden atak geçirip kendimi tuvalete kilitlediğime ikna etmişti. Bir gerçeği örtmek için söylenen bir yalan. Hayatımız böyle geçiyordu. Tesiste ki tek hayalim normal bir hayatım olmasıydı. Annem Sedef ilk gün bana ‘normal bir hayatın olacak’ dediğinde gerçekten buna inanmıştım ben de. O zamanlar bilmiyordum insanların normal bir hayatını tam olarak ne olduğunu. En basitinden bakarsak hiçbir insanın yaralarını kendiliğinden iyileşemezdi. Çünkü bu normal bir şey değildi. Sistem böyle işlemiyordu işte. Sistemde ki aykırı nokta bendim. Kendi isteğimle olmasa bile bu böyleydi. Sisteme aykırıydım. Beni yaratan insanlar böyle olmasını istiyordu zaten. Yaşamın doğal dengesini bozmamı istiyorlardı. Amaçları insanlara yardım etmek değil. Diğer insanlar üstünde güç uygulayabilecek bir koz yaratmaktı. Bilimi ve teknolojiyi kullanarak tüm insanlığı kendi amaçları uğruna kullanmaktı. Peki, gerçek hedefleri tam olarak neydi? Dünya üzerinde kaos yaratmak mı? Bunun onlara ne gibi faydası olacaktı ki. Ülgen Atılgan’ın yeni tesisle birlikte planı neydi? Neden bunca yıl sonra tesisi yeniden kuruyordu? Ne için beklemişti? Şimdinin geçen yıldan ne gibi farkı vardı? Haberi okuduğumdan beri kafamı kurcalayan şey buydu. Şu anın önemi neydi? Zaman insanlar için çok önemli bir araçtı. Özellikle doğru zaman. Her şey buna bağlıydı. Kaderimiz bile. Kilit nokta buydu. Mesela annem olanları daha erken fark etseydi ve sadece birkaç hafta önce o serumu kendine enjekte etseydi şu anda ben olmayacaktım mesela. Ülgen Atılgan’ın elinde bir deney malzemesi olmayacaktı. Yaşadığımı biliyor muydu? Tesisten kaybolduğumu biliyordu. Peki, bu zamana kadar geldiğimi biliyor muydu? Hala beni arıyor muydu? Babam ve annemin eski arkadaşlarıyla bağlantıda olduklarını biliyordum. Onun sayesinde bilgiler aldıklarını da. Ancak bu konu hakkında bana bir şey söylemiyorlardı. Bu konuyu düşünmemi istemiyorlardı. Ama düşünmeyince yok sayılmıyordu bu olanlar. Yeni kurulan tesis hakkında bilgi edinmeliydim. Eski projelerine devam edecekler miydi? Hatta etmişler miydi? Orada gördüklerim, yapılan deneyler diğer çocukların sesleri. Hiçbiri aklımdan çıkmıyordu. O çocuklara ne olmuştu? Bu konu hakkında hiçbir bilgiye ulaşamamıştım. Ailemin söylediklerine göre güvenli bir yerdeydiler. Bizim için güvenli bir yer varmış gibi. Yatağımdan kalkıp saate baktığımda Batur ve Deva’nın gelmesine daha saatler olduğunu gördüm. Büyük ihtimalle okul çıkışı Deva bize uğrardı. Gelince okulda konuşulanlar hakkında ondan bilgi alabilirdim. Onlar gelene kadar kafamı dağıtmak için bodrum kata inmeye karar verdim. Babam beni bırakıp iyi olduğuma emin olduktan sonra Zeynel amca ile birlikte işine geri dönmüştü. Annem ile de telefonda kısa bir konuşma yapmıştık. Kapanan yaralar için eskisi kadar endişelenmeseler de o anda benim korktuğumu bildikleri için bu kadar üzerime düşüyorlardı. Bodrum kata indiğimde kapıyı açıp içeriye geçtim. Bu oda sadece benim çalışma alanım değil bir kısmı da hobi alanı olarak düzenlenmişti. Odanın bir kısmında küçük bir basketbol alanı, bilardo ve büyük bir televizyon bulunuyordu. Batur ile burada sinema keyfi yapıyorduk genelde. Odanın diğer bir kısmında ise camdan bir alan vardı.  O kısım ses geçirmiyordu. Böylece meditasyon yaparken ya da güçlerim üzerinde çalışırken odaklanmak zor olmuyordu. Cam alanın içine girip kapısını kapattım. Alanın tam ortasına geçip bacaklarımı bağdaş kurarak oturdum. Cam alan içinde duvarın bir kısmı aynadan yapılmıştı. Oturduğum sırada aynadan kendime baktım. Elimde tuttuğum telefondan meditasyon müziği açıp sesini son ses yaparak kenara koydum. Ellerimi dizlerimin üstüne koyarken gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Aklımı, zihnimi boşaltıp kendimi müziğe bıraktım. Belki de yanlış yapıyordum. Belki de düşüncelerimden kaçmak yerine onlara odaklanmalıydım. Bu işe yarar mıydı? Denemeliydim. Belki de soruların cevapları evrendeydi. Öncelikle zihnimi tamamen boşalttım. Evrenin titremişini ve frekansını yakalamak için birkaç dakikalığına kendime zaman tanıdım. İçimden geçen bir ürpertiyle beraber evrenle bütünleştiğimi düşündüm. Şimdi sorularıma odaklanmanın tam zamanıydı. Evren’in frekansında olan tüm olayların sırlarının taşıdığına inanıyordum. Mesaj ve ileti gibi. Önemli olan doğru mesajı, doğru zamanda yakalayabilmek ve odaklanabilmekti. Bunun yanında hissetmekte bir o kadar önemliydi. Bunu tüm insanlar yapabilirdi. Ancak diğer insanlarda bir sınırlama vardı. Zihin kodları içinde evren ile ilgili frekanstan etkilenmemek için bir sınır vardı. Benim diğer farklı yanımda buydu. Bende o sınır yoktu. 5 yaşında Profesör’ün çalışmalarıyla beraber verilen bir ilaçla beraber beynimin her alanını aktif şekilde kullanabileceğim öngörülmüştü. Söyledikleri gibi de olmuştu aslında. Bana verilen o ilacın başka denekler üzerinde de denendiğini ve olumsuz sonuçlar aldıklarını biliyordum. Bu yüzden bu durum beni tesisisin en önemli deneği haline getiriyordu. Denek 99, Atılgan araştırma tesisinin en önemli hazinesi. Nefes alışverişlerimi düzene soktuktan sonra her şeyin başında ki o kişiyi düşündüm. Evrenin frekansı içinde onun varlığını aramaya çalıştım. Ülgen Atılgan. Daha öncesinde onunla karşılaştığım için odaklanırsam onun zihnine girebileceğimi düşündüm. Ülgen Atılgan’ın düşüncelerine odaklandığımda gözüme bir perde indi. Siyah bir perde. Gözlerimi açsam da hiçbir şey göremiyordum. Göz kapaklarımın açık olduğunun farkındaydım ama tek gördüğüm bir karanlıktı. Daha önce ki meditasyon çalışmalarımda böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Sakin kalmaya çalışarak odaklanmaya devam ettim. O anda gözlerimin önünde beyaz pırıltılar oluşurken o pırıltılar birleşerek bir bütün haline geldi. Nerede olduğumu bilmiyordum. Ama sanki etrafa birinin gözünden bakıyordum. Hani bazen rüyalarınıza başka bir gözle bakıyormuş hissi yaşanır ya, onun gibiydi. Beyaz ışık hafifçe sönmeye başladığında bir görüntü belirdi. Önümde cam olduğunu görebiliyordum. Camın diğer tarafında insanlar vardı ama çok bulanıktı. Nefes düzenimi bozmadan görüntüye odaklanmaya çalıştım. Hemen arkasından görüntü netleşti. O anda camın arkasında gördüğüm şey tam olarak bendim. Bir masaya oturtulmuştum. Çocukluk halim şu anda tam karşımdaydı. Peki, beni izleyen kimdi? Bu sefer camın arkasına odaklanmak yerine camda ki yansımaya odaklanmaya çalıştım. Camda gördüğüm yansıma Ülgen Atılgan’a aitti. Ben şu anda Ülgen Atılgan’ın gözünden kendi çocukluğumu görüyordum. Ben nereye gelmiştim böyle?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD