Batur peşimden gelip yanımda yürümeye başladığı sırada okula giriş yapmış merdivenlerden birinci kata doğru çıkıyorduk. Yanından geçtiğimiz çoğu öğrencinin daha şimdiden dikkati çekmiştik. Okul çok büyük sayılmazdı bu yüzden insanların yabancı bir yüze odaklanmasını yadırgamadım. Ben de karşılaştığım insanları inceliyordum genellikle. Tabi bunu karşı tarafa belli etmemeye çalışıyordum.
Diğer insanlara göre gelişmiş olan telepati yeteneklerim sayesinde insanların ruh haline dair bilgiler edinebiliyordum. Yanımızdan geçen insanlara bakarken Batur’un yapmamı en sevdiği şeyi yaparak, yanımızdan geçenlerin ruh haline dair bilgiler vermeye başladım. Tam o sırada yanımızdan merdivenlere bakarak çıkan kız için Batur’a yaklaşıp sessizce “Uykulu,” dediğimde bana döndü ve gülümsedi. Yeteneklerimi kullanmama bayılıyordu. Batur başıyla merdivenin başında ki üç kişilik erkek grubunu gösterdi. Gözlerimle yüzlerini incelerken duvar kenarındakine bakarak “Gergin,” sonra hemen yanındaki sarışın çocuğa bakarak “Sıkılmış” ve hemen karşılarında duran çocuğa bakarak “Sinirli.” Diyerek bitirdim. Tuhaf bir arkadaş grubu. Sanırım aralarında bir problem vardı. Hem de ilk günden. Batur o erkek grubunun yanından geçerken kolunu omzuma attı ve “Bunu yapmana bayıldığımı söylemiş miydim?” Başımı aşağı yukarı sallarken “Milyon kere falan, çok sayılmaz.”
Birinci kata çıktığımızda Batur’a dönüp “Benim sınıfım bu katta teneffüste görüşürüz.” dedim. Başıyla onayladı. “Benim de bir üst katta bir şey olursa haber ver hemen gelirim tamam mı? Derste olmamız da önemli değil. Mesaj atman yeterli.” Yanağıma bir öpücük kondurarak ikinci kata çıkan merdivenlere yöneldi. Onun arkasından kısa bir süre baktım. Gözden kaybolduğunda sabah Deva’nın tarif ettiği gibi sağ koridora girdim. Koridorda ki tatilden sonra ilk kez görüşen insanların arasında geçip koridorun sonuna doğru ilerledim. Herkes sınıflarının kapısına çıkmış ve grup halinde birbirleriyle konuşuyordu. Beni fark eden birkaç göz özellikle kız grupları baştan aşağı süzüyor sonra da yanlarında ki arkadaşlarına fısıldayarak bir şeyler söylüyorlardı. Tarzımı beğenmediklerini söyleyebilirdim eğer hepimiz okul forması giymiyor olsaydık.
Kızların yüzüne bakmak istemediğim için düşüncelerini yok sayıp koridorun sonuna ulaştım. Sınıfımın kapının yanında ki tabelaya baktım. 11-A yazısını gördüğümde derin bir nefes verip yeni sınıfıma 'Merhaba' demek için sınıftan içeriye girdim. Deva’nın benden önce gelmiş olması gerekiyordu. Sınıfa girmemle sınıftakilerin çoğu kimin geldiğini görmek için kapıya doğru bakmışlardı. Yabancı birini görmelerinden dolayı bakışlarının diğer yarısı beni baştan aşağı süzmek olmuştu. Evet, kendimi hiç farklı biri gibi hissetmiyormuş gibi şimdi de uzaylı gibi hissetmeye başlamıştım.
Sınıfta gözlerimi gezdirirken cam kenarının en arka sırasında oturan ve başını sıraya gömmüş bir adet Deva’yı gördüm. Okul forması yüzünden onun olduğundan emin olamasam da bileğinde ki dövmeden emin olmuştum. Deva, Batur ve benim sol bileğimizde Harry Potter’da geçen ölüm yadigarlarının sembolünün dövmesi vardı. Hemen altında da ‘Always’ yazıyordu. Sırrımı bilenlerden biri olan Deva, zor zamanlar geçirdiğimde bana çok destek olmuştu. Gördüğüm kötü rüyalar, bazı geceler hala tesisteymiş gibi çektiğim acılar. O ve Batur hep yanımda olmuşlardı. Biz de arkadaşlığımızın bir simgesi olarak ailemizden izin alarak bu dövmeyi yaptırmıştık. Kendimi kötü hissettiğimde Harry Potter serisini baştan sona izlerdik. Deva her zaman yanımızda olamasa da o da olduğu yerde izler ve en sonunda telefondan konuşarak mükemmel film hakkında en başından yorum yaparak muhabbet ederdik.
Öğrencilerin arasından geçerek Deva’nın bulunduğu sıraya geldim. O cam kenarında oturduğu için yanında ki boş alana oturmam kolay olmuştu. Onu rahatsız etmeden bende kollarımı onun gibi birleştirip başımı sıraya gömmüştüm. Sınıftakilerin bakışlarına daha fazla maruz kalmak istemiyordum. Ayrıca daha şimdiden başım ağrımaya başlamıştı. Anladığım kadarıyla bugün kolay bitmeyecekti. En azından bir sorun olmadan bitirip evde kendi odama çekilmek istiyordum.
Kollarımı çözüp daha sonrasında sadece başımı sıraya yasladım ve sıranın altından telefonuma bakmaya başladım. Saate baktığımda dersin başlamasına daha 10 dakika olduğunu görmüştüm. Bu sırada internette biraz gezinmek amacıyla internetimi açtım. Haber sitesinde haberleri okurken bilim ve teknoloji bölümüne geçiş yaptım.
Sayfanın en başında çıkan haberle birlikte ayrıntılarını okuyabilmek için habere tıkladım. Haberin ayrıntılarını okurken başımı koyduğum sıradan ayırarak geriye doğru yaslandım ve tüm dikkatimi haberde yazılanlara verdim.
‘Atılgan ve Eldem Holding yeniden işbirliği yapıyor. Bir gün önce iki holdingin ortak basın açıklamasıyla beraber 8 yıl önce büyük bir patlamayla beraber hasar gören ve faaliyetini durduran tesisi İstanbul’a taşımaya karar verdiklerini açıkladılar. Yeni kurulan tesis İstanbul’un Anadolu Yakasında, Karadeniz kıyısına yakın olduğu ve ayrıca yerleşim yerlerinden uzak olduğu belirtildi. Atılgan Holdingin yönetim kurulu başkanı olan Ülgen Atılgan yeniden açılacak olan tesisin özel araştırmalarıyla birlikte ülkemize ekonomik anlamda katkı yapmasını beklediğini açıkladı.’
Ülgen Atılgan. Ailem tesisle ilgili araştırma yapmamı istemese de geçen yıldan beri internette yıkılan tesise dair bilgileri araştırıyordum. Yüzlerce haberi okumuştum. Ülgen Atılgan’ın o dönem yaptığı açıklamalar tesisin içeride yaptığı bir araştırmanın yanlış gitmesi sonucu makinelerde gerçekleşen arıza nedeniyle patlamaya sebep verdiği ve polisin araştırma yapması sebebiyle daha fazla ayrıntı veremeyeceklerini söylemesiydi. Daha sonrasında tesis hakkında herhangi bir açıklama yapılmamıştı. Babamın söylediğine göre tesisin dış yapısı ayakta kalsa da içinde kurtulacak hiçbir şey bırakılmadığıydı. Babamın arkadaşlarından biri oraya giren mühendislerden biriydi. Cihazların bakımlarından, binanın bir çok tesisatının tamirini onlar yapıyordu o dönem. Beni kurtarmaya çalıştıklarında o mühendis arkadaşından yardım almıştı.
Tahminlerime göre o dönemde ki bana yapılan deneyler esnasında beni izleyenlerden biri de oydu. Kendisi çok gizli işler peşinde koşan bir adamdı. Pisliklerini gizlemek için türlü türlü oyunlara başvurduğuna emindim. O dönem tesisteyken insanlığın geleceğine dair öngörüler gördüğümde bunların onun düşüncelerinden dolayı olduğunu biliyordum. Çünkü her ne kadar gerçek hayatta yüzünü görmesem de her seferinde bu adamı rüyalarımda görüyordum. O adamın deneyler esnasında benimle aynı oda da olduğuna emindim. Enerjisini hissetmediğim hiçbir insanın düşünceleri rüyalarımı etkileyemezdi.
Haberi okuduğum esnada omzumun dürtüldüğünü hissettim. Başımı kaldırıp soluma baktığımda Deva’nın uyanmış bana baktığını gördüm. Kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu. “Ne okuyorsun öyle tüm dikkatinle? Kaç kere seslendim duymadın.” Elimde ki telefonu ona uzattım. Haberi okuduktan sonra gerildiğini hissetmiştim. Gözleriyle yüzümü inceledi. Sanırım tam olarak ne düşündüğümü merak ediyordu.
“Bununla ilgili bir şey yapmayacaksın değil mi? Belki de insanlar üzerinde deney yapmayı bırakmışlardır.”
Bundan o kadar emin değildim. Ön görülerim uzun zamandır beni bu konuda uyarıyordu. Gördüğüm kaosun iyiye olmadığını biliyordum. Yine de Deva’nın da aklını bulandırmamak için başımı iki yana sallayıp telefonumu cebime attım. “Merak etme, annem ve babama verdiğim sözü tutacağım.”
Şimdi biraz rahatlamıştı. Düşüncelerimi bilmemesi şimdilik daha iyiydi. En azından geleceğe dair görülerimden emin olana kadar. Kolunu omzuma atıp gözlerini sınıfta gezdirdi. “Ee, sevdin mi ortamı? Eminim ki gittiğin hiçbir yerde böyle karmaşalı bir sınıf görmemişsindir.” Gözlerimi sınıfta gezdirirken hala birkaç kişinin bana baktığını görmüştüm. Sınıfta birbirleriyle şakalaşan, vuran kişileri görünce sıkıntılı bir nefes verdim. Bu sınıf bana göre fazla hareketliydi. Bu sırada bir şey olacakmış hissiyle sınıfın kapısına döndüğümde kapının hemen yanında duvara yaslanmış bir çocuğun gizlenmeye çalıştığını gördüm. Elinde de kapağı açık bir su şişesi tutuyordu. Bu sırada sınıfa bir kız grubu girdi. Çocuk kız grubunun en arkasında bulunan kumral saçlı kızın başından aşağı suyu döküp gülmeye başladı. Neye uğradığını anlamayan kız önce tiz bir çığlık attı ve arkasında dönüp çocuğu sınıftan dışarıya doğru kovalamaya başladı.
Olanlarla birlikte Deva’nın kulağına eğildim. “Umarım bana da aynı şeyi yapmak gibi bir hataya düşmezler. Çünkü karşılığında sadece kovalayacağımı düşünmüyorum.” Deva sırıtarak “Eminim onlar sadece kovalayacağını düşünerek böyle bir şey yapabilirler.”
Deva beni pek ciddiye almamıştı. O da biliyordu güçlerimi böyle şeyler için kullanmayacağımı. İnsanlara zarar vermekten kaçınıyordum. Bu yüzden her ne kadar tesisten dışarıya çıkmış olsam da güçlerimi kontrol altında tutmayı öğrenmek için her gün kendi kendime çalışmalar yapıyordum. Evimizin bodrum katı bunun için kapatılmıştı. Babam camları örterek, büyük bir odayı benim için ayırmıştı. Bazı günler o odaya çekilir ve saatlerce meditasyon yapar ve eşyalar üzerinde denemeler yapmaya devam ederdim. Ateşle ilgili denemelerimi genelde yanımda bir yangın söndürme tüpü olduğunda yapıyordum. Elementleri kontrol etmek eşyaları kontrol etmekten daha zordu. Daha çok dikkat ve konsantrasyon gerektiriyordu. Diğer elementlere göre ateş en tehlikeli olanıydı. En çok yapmayı sevdiğim şey ise su ve havayla oynamaktı. Suyu hava sayesinde etrafta döndürüyor ve şekiller veriyordum. Bu da benim için küçük bir oyun gibiydi. Ateş ve toprağa göre su ve havayı yönlendirmek daha kolaydı.
Zilin çalmasıyla beraber artık herkes yavaş yavaş sınıflara girmeye başladı. Kısa bir süre sonra da kadın bir öğretmen içeriye girmişti. Öğretmenin içeriye girmesiyle ayağa kalktık ve işaretiyle beraber geri oturduk.
“Günaydın çocuklar, okulun ilk günü ve ilk dersindeyiz. Heyecanlı mısınız bu dönem için?”
Öğretmenin sorusuyla beraber bu durumdan memnun olmayan öğrenciler ses çıkarmaya başlamıştı. Öğretmen sınıftakileri umursamayarak büyük bir gülümsemeyle konuşmasına devam etti. “Evet, bende sizin kadar heyecanlıyım. Sizi çok iyi anlıyorum. Hadi bakalım günün ilk yoklamasını alalım.”
Liste de ki herkes okurken sıra bana geldi. “Beren Vural.”
Elimi kaldırdım. “Buradayım.”
Sınıftaki birkaç kişi dönüp bakarken hocada beni görebilmek için ayağa kalkıp bakmıştı. “Anlaşılan bu yıl sınıfımıza yeni biri gelmiş. Ayağı kalkıp kendinden biraz bahseder misin Beren?”
Alışkın olduğum bu durum her ne kadar canımı sıksa da bir şey söylemeyerek ayağa kalktım ve kendimi tanıttım. “Beren Vural, 16 yaşındayım, bu yaz Balıkesir’den İstanbul’a taşındık.”
Verdiğim kısa bilgilerden sonra oturdum. Hoca hafif bir gülümsemeyle “Tanıştığımız memnun oldum canım. Ben de Nalan Soytürk. Sınıf öğretmeninim. Herhangi bir sorun olduğunda bana gelebilirsin.”
Öğretmeni başımla onayladım. Benimle daha fazla ilgilenmeyip yoklama almaya devam etti. İlk ders hocanın okulun bazı etkinliklerini bilgilendirmesiyle geçti. Bazı öğrencileriyle yaz tatilinde ne yaptıklarını konuştuktan sonra ders bitti. Teneffüs zilinin çalmasıyla beraber Deva’ya döndüm. Öğrencilerin tatil muhabbetinden sıkılmış kafasını sıraya gömmüş ve horul horul uyuyordu. Dün gece saatlerce Batur ile beraber bilgisayar oyunu oynadıkları için böyleydi. Eminim ki Batur da sınıfta aynı bu şekil sıraya yatmış uyuyordu.
Deva’yı kaldırmadan Batur’u kontrol etmek amacıyla sıradan kalkıp sınıfın çıkışına doğru yürüdüm. Bu sırada içime bir sıkıntı düşmüştü.
Bazen çevremdeki insanların düşüncelerinden dolayı yaşanabilecek bazı kötü durumları önceden hissedebiliyordum. Ne olacağını bilmiyordum ama böyle hissettiğim zamanlarda mutlaka bulunduğum ortamda biri zarar görüyordu. Sınıftan çıktığımda okulun koridorunun epeyce kalabalık olduğunu fark etmiştim. Kalabalığın içinden geçerken gözlerimle etrafı tarıyordum. Olabilecek herhangi bir olay var mı diye. Merdivenlerin oraya yaklaştığımda içimde ki sıkıntı büyümeye devam etti. Okulun merdiven kısımlarının bir yüzeyi boydan boya camdı. Böylece okulun içine güneş ışığı alıyor, daha aydınlık ve ferah görünmesini sağlıyordu. Cam yüzeyinin hemen yanında ki duvardaki cam kapaklı dolapta okulun aldığı kupalar duruyordu. Batur ve Deva yüzünden bende epeyce sporlara ilgiliydim. Batur’un yanına gitmeden bir dakikalığına okulun hangi dallarda kupa kazandığını merak ederek cam dolaba doğru yaklaştım.
Kupaların üstünde ki yazıları okuduğum sırada arkamda bir gümbürtü koptu. Arka tarafa dönerek neler olduğuna bakmaya çalıştım. Önümde ki öğrencilerin oluşturduğu bir kalabalık vardı. Bir kız erkek grubunun önünde durmuş elinde basketbol topunu tutuyordu. Kızın yüzüne baktığımda bizim sınıftaki kumral kız olduğunu gördüm. Dersin başında başından aşağı su dökülen kızdı. Hemen önünde ki erkeklerin sırtları bana dönük olduğu için yüzlerini göremesem de onlarında bizim sınıftaki çocuklar olduğunu tahmin ediyordum. Kız epeyce sinirli gözüküyordu.
“Ya ben kaç kere söyleyeceğim size benden uzak durun diye.” Kızın bağırmasıyla beraber önünde ki erkek grubundan biri geri adım atıp ellerini havaya kaldırdı. “Sakin Eliz, sadece küçük bir şakaydı. Bu kadar abartmasan mı?” Eliz denilen kız sinirle sağ ayağını yere vurdu. “Abartmak mı? İki yıldır yaptığın şakaları niye saymıyorsun Korcan.” Suyu döken kişinin Korcan olduğunu düşünüyordum. Anlaşılan bu kızla sürekli uğraşıyordu. Korcan olduğunu düşündüğüm çocuk bir adım ileri giderek “Aman abartsan ne olacak? Ne yapabilirsin ki küçücük boyunla? Ver artık şu topu Eliz, teneffüs bitecek senin yüzünden.” Eliz, Korcan’ın söylediklerinde sonra daha fazla sinirlendi. Elinde ki basketbol topunu iki eliyle havaya kaldırıp “Al bakalım.” diyerek tüm gücüyle fırlattı.
Korcan top kendisine çarpmasın diye eğilirken hızla gelen topun hedefinin ben olduğunu fark etmiştim. Saniyeler içinde kendimi koruma yöntemleri aklımda geçerken bu topu kendi gücümle durdurmak için doğru bir ortam olmadığı aklıma geldi. Topu havayı kullanarak durdurabilirdim ancak daha sonrasında etraftakilere bunu nasıl açıklayacaktım. Bu yüzden benim tek yaptığım ise elimle yüzümü kapatarak bir adım geri çekilmek oldu.
Hızla gelen top tam yüzümün yanında geçerek yanımda ki cam dolaba çarptı. Dolabın cam yüzeyi paramparça olurken birkaç parçasının elime geldiğini hissettiğim acıyla beraber anladım. Olayın saniyeler içinde gerçekleşmesiyle beraber elimi yüzümden çekip ellerime baktım. Bu sırada arkada ki sesler çoğalmaya başladı. Eliz’in yanıma gelip ve cam parçaları yüzünden kesikler olmuş elime bakarak ağlamaklı bir sesle “Çok, çok özür dilerim.” dedi. Elimi tuttu ve bu sefer ağlayarak “Elin kanıyor.” dediği esnada bende elimde ki yaralara bakıyordum.
Etraftakiler yaşanan olayın şokuyla cevap veremediğimi düşünse de şu an benim düşündüğüm tek şey bundan bir dakika sonrasıydı. Vücudumda açılan yaralar sadece bir dakika içinde kendiliğinden kapanıyordu. Ve benim şu anda yaklaşık 30 saniyem kalmıştı. Eliz, ellerimi tuttuğu için etraftaki herkes şu an ellerimi, üzerinde ki yaraları ve kanı görebiliyordu.
Eğer şu anda bir şey yapmazsam herkes yaraların kapandığını kendi gözleriyle görecekti.