Depoda sessizlik vardı.
Beren hâlâ olduğu yerde duruyordu. Karan’ın söyledikleri kafasında yankılanıyordu.
“Ben ihanet edenleri sevmem.”
Beren yavaşça konuştu.
“Benim amcam… neden böyle bir şey yaptı bilmiyorum.”
Karan ona baktı. Yüzü sertti.
“Bu dünyada insanlar iki sebeple satar,” dedi.
Beren sessizce sordu.
“Nedir o?”
Karan cevap verdi.
“Para… ya da korku.”
Emir yanlarına geldi.
“Elimizde bilgi var,” dedi.
Karan başını çevirdi.
“Konuş.”
Emir tabletini masaya koydu.
“Amcası Selim Kara’nın adamlarıyla görüşmüş. Büyük ihtimalle para aldı.”
Beren’in gözleri büyüdü.
“Hayır… amcam bunu yapmaz…”
Ama sesi artık kendisi bile inanmıyormuş gibi çıkıyordu.
Karan birkaç saniye onu izledi.
Sonra adamlarına döndü.
“Arabayı hazırlayın.”
Emir sordu.
“Nereye?”
Karan’ın gözleri karardı.
“Amcasına gidiyoruz.”
Beren panikledi.
“Hayır! Ona zarar vermeyin!”
Karan ona döndü.
“Ben kimseye sebepsiz zarar vermem.”
Bir an durdu.
“İhanetin bedeli olur.”
Beren korkuyla yutkundu.
Karan yürümeye başladı.
Adamlar hemen arkasından geldi.
Kapıya yaklaşırken Karan bir an durdu.
Emir’e baktı.
“Kızı burada bırakmayın.”
Emir başını salladı.
“Ben ilgilenirim.”
Karan depodan çıktı.
Kapılar kapandı.
Beren hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Emir ona baktı.
“Şanslısın,” dedi.
Beren şaşkınlıkla sordu.
“Neden?”
Emir hafifçe gülümsedi.
“Çünkü Karan Alp Arslan… kolay kolay kimseyi korumaz.”
Gece karanlıktı.
Siyah arabalar dar sokaktan yavaşça ilerledi.
En öndeki arabada Karan Alp Arslan oturuyordu.
Yüzü sertti. Gözleri karanlığa sabitlenmişti.
Emir direksiyondaydı.
“Emin misin?” diye sordu.
Karan kısa bir cevap verdi.
“Evet.”
Araba bir evin önünde durdu.
Burası Beren’in amcasının eviydi.
Karan kapıyı açıp arabadan indi.
Arkasından adamları da indi.
Kapıya doğru yürüdü.
Kapıyı sertçe çaldı.
İçeriden ayak sesleri geldi.
Kapı açıldı.
Karşılarında Beren’in amcası vardı.
Adam Karan’ı görünce bir anda dondu.
Yüzü bembeyaz oldu.
“Sen…”
Karan sakin bir şekilde konuştu.
“Ben.”
Amca korkuyla geri çekildi.
“Ben… ben bir şey yapmadım.”
Karan yavaşça içeri girdi.
Adamları da arkasından geldi.
Kapı kapandı.
Evde ağır bir sessizlik oluştu.
Karan adamın karşısında durdu.
“Yeğenini sattın.”
Amca titremeye başladı.
“Ben… mecburdum.”
Karan kaşlarını çattı.
“Mecbur mu?”
Amca korkuyla konuştu.
“Selim Kara… beni tehdit etti.”
Karan’ın gözleri karardı.
“Ne dedi?”
Adamın sesi titriyordu.
“Ya kızı verirsin… ya da seni öldürürüm dedi.”
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
“Peki sen ne yaptın?”
Amca başını eğdi.
“Onu verdim…”
Karan’ın yüzü daha da sertleşti.
Bir an evde ölüm sessizliği oldu.
Sonra Karan arkasını döndü.
Kapıya doğru yürüdü.
Emir şaşkınlıkla sordu.
“Abi…?”
Karan durmadan cevap verdi.
“Gidiyoruz.”
Emir kaşlarını çattı.
“Adamı bırakıyor muyuz?”
Karan kapıyı açtı.
Sonra soğuk bir sesle konuştu.
“İhanetin cezası zaten başladı.”
Emir anlamadı.
“Nasıl yani?”
Karan dışarı çıktı.
“Çünkü Selim Kara… verdiği sözleri tutmaz.”
Evde kalan adam korkuyla yere çöktü.
O anda telefon çaldı.
Titreyen ellerle telefonu açtı.
Karşıdan soğuk bir ses geldi.
“İşimizi yaptın.”
Adam korkuyla sordu.
“Artık beni bırakacaksın değil mi?”
Telefondaki adam güldü.
Selim Kara.
“Hayır.”
Silah sesi duyuldu.
Depoda gece sessizdi.
Beren bir sandalyede oturuyordu. Etrafında birkaç adam vardı ama kimse onunla konuşmuyordu.
Kafası karışıktı.
“Amcam neden böyle bir şey yaptı?” diye düşünüyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri Emir girdi.
Beren hemen ayağa kalktı.
“Ne oldu?” diye sordu.
Emir birkaç saniye sustu.
Sanki nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.
Beren’in kalbi hızlandı.
“Amcam iyi mi?”
Emir derin bir nefes aldı.
“Beren…”
Beren korkuyla bir adım yaklaştı.
“Ne oldu?”
Emir sonunda konuştu.
“Amcan… öldü.”
Beren’in gözleri büyüdü.
“Ne?”
Bir an hiçbir şey duyamadı.
Sanki dünya durmuştu.
“Hayır… hayır bu doğru değil…”
Gözleri doldu.
“Amcam kötü biri değildi…”
Sesi kırıldı.
“…o benim tek ailemdi.”
Tam o sırada depoda başka bir kapı açıldı.
İçeri Karan Alp Arslan girdi.
Beren hemen ona döndü.
Gözleri öfkeyle dolmuştu.
“Sen yaptın değil mi?!”
Depodaki adamlar bir anda sessizleşti.
Kimse Karan’a böyle konuşmazdı.
Ama Beren devam etti.
“Onu sen öldürdün!”
Karan birkaç saniye ona baktı.
Sonra sakin bir şekilde konuştu.
“Hayır.”
Beren bağırdı.
“Yalan söylüyorsun!”
Karan’ın yüzü sertleşti.
“Ben öldürmedim.”
Beren’in gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Peki kim yaptı?”
Karan kısa bir cevap verdi.
“Selim Kara.”
Beren donup kaldı.
“Ne?”
Karan yavaşça ona yaklaştı.
“Amcan seni bana verdi… çünkü Selim’den korkuyordu.”
Beren başını salladı.
“Hayır…”
Karan devam etti.
“Ama Selim sözünü tutmadı.”
Depoda sessizlik oluştu.
Beren yavaşça sandalyeye oturdu.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Artık tamamen yalnızdı.
Karan birkaç saniye onu izledi.
Sonra Emir’e döndü.
“Hazırlıkları yap.”
Emir başını salladı.
“Ne için?”
Depoda herkes sessizdi.
Beren sandalyede oturuyordu. Gözleri hâlâ ağlamaktan kızarmıştı.
Amcasının öldüğünü düşünmek bile kalbini acıtıyordu.
Artık gerçekten kimsesi kalmamıştı.
Karan birkaç dakika boyunca onu sessizce izledi.
Sonra Emir’e döndü.
“Arabayı hazırlayın.”
Beren başını kaldırdı.
“Nereye?”
Karan kısa bir cevap verdi.
“Buradan gidiyorsun.”
Beren şaşkınlıkla ayağa kalktı.
“Evime mi?”
Karan başını hafifçe iki yana salladı.
“Hayır.”
Beren’in kalbi sıkıştı.
“O zaman nereye?”
Karan ona baktı.
“Benim evime.”
Depodaki birkaç adam birbirine baktı.
Çünkü Karan Alp Arslan evine kimseyi götürmezdi.
Emir bile şaşırmıştı.
“Abi emin misin?” diye sordu.
Karan sert bir bakış attı.
“Eminim.”
Sonra Beren’e döndü.
“Selim Kara seni tekrar isteyecek.”
Beren korkuyla sordu.
“Neden?”
Karan cevap verdi.
“Çünkü o istediğini almadan durmaz.”
Beren sessiz kaldı.
Karan devam etti.
“Ve şu anda seni koruyabilecek tek yer benim yanım.”
Beren’in başka seçeneği yoktu.
Yavaşça başını eğdi.
“Tamam…”
Bir süre sonra siyah arabalar büyük bir villanın önünde durdu.
Burası Karan’ın eviydi.
Yüksek duvarlar…
Büyük demir kapılar…
Ve etrafta dolaşan güvenlikler…
Beren arabadan indi.
Etrafa bakarken fısıldadı.
“Burası… çok büyük.”
Karan arabadan indi.
Sadece kısa bir cümle söyledi.
“Artık burada kalacaksın.”
Beren şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne kadar süre?”
Karan kapıya doğru yürümeye başladı.
“Selim Kara yok olana kadar.”
Beren’in kalbi hızlandı
Büyük demir kapılar yavaşça açıldı.
Siyah araba içeri girdi.
Beren camdan dışarı bakıyordu. Gördüğü yer bir evden çok küçük bir saraya benziyordu.
Bahçede güvenlikler dolaşıyordu.
Araba durdu.
Karan kapıyı açıp indi.
Beren de yavaşça arabadan indi.
Etrafa bakarken fısıldadı:
“Burası gerçekten senin evin mi?”
Karan kısa bir cevap verdi.
“Evet.”
Sonra kapıya doğru yürüdü.
Beren de arkasından gitmek zorunda kaldı.
Büyük kapı açıldı.
İçeri girdiklerinde Beren hayranlıkla etrafa baktı.
Geniş merdivenler…
Büyük avizeler…
Her şey çok lükstü.
Ama evin içinde garip bir sessizlik vardı.
Beren yavaşça sordu:
“Burada başka kimse yaşamıyor mu?”
Karan cevap verdi.
“Adamlarım var.”
Beren başını salladı.
“Onları kastetmedim.”
Karan bir an sustu.
Sonra kısa bir cevap verdi.
“Hayır.”
Beren bir şey söylemedi.
Karan merdivenlere doğru yürüdü.
“Gel.”
Beren onu takip etti.
Üst kata çıktılar.
Karan bir kapının önünde durdu.
Kapıyı açtı.
“Burada kalacaksın.”
Beren odaya baktı.
Oda çok büyüktü. Büyük bir yatak, geniş bir pencere ve güzel bir balkon vardı.
Beren şaşkınlıkla sordu:
“Bu oda… benim mi?”
Karan başını salladı.
“Şimdilik.”
Beren içeri girdi.
Tam o sırada Karan konuştu.
“Kapıdan izinsiz çıkma.”
Beren kaşlarını çattı.
“Neden?”
Karan cevap verdi.
“Çünkü burası güvenli.”
Beren biraz sinirlendi.
“Bu güvenlik değil… hapishane.”
Karan birkaç saniye ona baktı.
Sonra sakin bir şekilde söyledi.
“Hayatta kalmak istiyorsan kurallarıma uy.”
Ve kapıdan çıkıp gitti.
Kapı kapandı.
Beren odada yalnız kaldı.
Derin bir nefes aldı.
Tam yatağa oturmuştu ki…
Aşağıdan bir silah sesi duyuldu.
Beren korkuyla ayağa kalktı.
Kalbi hızlandı.
“Ne oluyor?”
Sonra dışarıdan bağırışlar geldi.
“Adamlar! Bahçede!”
Beren pencereye koştu.
Bahçeye baktı.
Ve gördüğü şeyle donup kaldı.
Kapının önünde birçok siyah araba durmuştu.
Ve içlerinden çıkan adamların başında biri vardı.
Selim Kara.