TABLO

965 Words
Limanın ortasında rüzgâr sert esiyordu. Karan ve Selim birbirlerine bakıyordu. Selim az önce söylediği sözlerin ardından sessizce gülümsedi. “Demek bilmiyordun.” Karan’ın yüzü sertleşti. “Ne biliyorum, ne de bilmek istiyorum.” Selim başını iki yana salladı. “Yalan söyleme Karan. O adamı sen de tanıyordun.” Karan’ın gözleri karardı. “Adını söyleme.” Selim yavaşça konuştu. “Beren’in babası… Azad Demir.” Karan’ın eli yumruk oldu. Çünkü bu isim ona yabancı değildi. Azad Demir… Yıllar önce yeraltı dünyasında büyük bir isimdi. Sonra bir gece ortadan kaybolmuştu. Selim alaycı bir şekilde konuşmaya devam etti. “Demek kızı hayatta.” Karan sert bir şekilde sordu. “Bunu neden bana söylüyorsun?” Selim gülümsedi. “Çünkü o kız bana lazım.” Karan bir adım yaklaştı. “Ne için?” Selim cevap verdi. “Babası bana büyük bir borç bıraktı.” Karan sinirle konuştu. “Beren’in o borçla hiçbir ilgisi yok.” Selim omuz silkti. “Ben öyle düşünmüyorum.” Karan’ın sesi tehlikeli bir şekilde alçaldı. “O kıza dokunursan…” Selim sözünü tamamladı. “…beni öldürürsün?” Sonra gülümsedi. “Bunu zaten deniyorsun Karan.” Bir an limanda sessizlik oldu. Selim tekrar konuştu. “Yarın gece kızı bana getir.” Karan kaşlarını çattı. “Yoksa?” Selim’in yüzündeki gülümseme kayboldu. “Yoksa onun babasına ne olduğunu bütün dünyaya anlatırım.” Karan dondu. Çünkü bu söz… büyük bir sırrın olduğunu gösteriyordu. Aynı anda… Karan’ın evinde… Beren hâlâ pencereden dışarı bakıyordu. İçinde açıklayamadığı bir korku vardı. Tam o sırada kapı çaldı. Emir içeri girdi. “İyi misin?” Beren başını salladı. “Bilmiyorum.” Sonra merakla sordu. “Karan ne zaman dönecek?” Emir cevap vermedi. Çünkü o da biliyordu… Bu gece olan şeyler her şeyi değiştirebilirdi. Salonun içinde ağır bir sessizlik vardı. Beren hâlâ Karan’a bakıyordu. Az önce söyledikleri kafasında dönüp duruyordu. “Babam… yeraltı dünyasının bir parçası mıydı?” Sesi titriyordu. Karan başını hafifçe salladı. “Evet.” Beren başını iki yana salladı. “Hayır… bu doğru olamaz.” Yavaşça geri çekildi. “Babam böyle biri değildi.” Karan sakin bir şekilde konuştu. “Sen onu çocukken kaybettin.” Beren’in gözleri doldu. “Ben onu hatırlıyorum.” Karan cevap verdi. “Bir baba olarak.” Bir an sessizlik oldu. Sonra Karan devam etti. “Ama onun başka bir hayatı vardı.” Beren’in kalbi sıkıştı. “Peki onu kim öldürdü?” Karan cevap vermedi. Beren bunu fark etti. Gözlerini daralttı. “Biliyorsun.” Karan sessiz kaldı. Beren bir adım daha yaklaştı. “Biliyorsun… ama söylemiyorsun.” Karan yavaşça konuştu. “Çünkü kesin değil.” Beren sert bir şekilde sordu. “Şüphelendiğin biri var.” Karan gözlerini başka yere çevirdi. Beren’in kalbi hızlandı. “Kim?” Karan cevap vermedi. Beren’in aklına bir düşünce geldi. Bir anda yüzü değişti. “Yoksa…” Nefesi hızlandı. “…sen mi?” Emir bir anda konuştu. “Beren!” Ama Beren gözlerini Karan’dan ayırmıyordu. “Babamı sen mi öldürdün?” Salon buz gibi olmuştu. Karan birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra sakin ama sert bir sesle konuştu. “Hayır.” Beren hemen sordu. “Yemin eder misin?” Karan’ın yüzü ciddileşti. “Ben yemin etmem.” Beren’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bu cevap değil.” Karan birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça konuştu. “Eğer babanı ben öldürseydim…” Bir an durdu. “…seni burada koruyor olmazdım.” Beren cevap veremedi. Ama içinde hâlâ bir şüphe vardı. Tam o sırada Emir’in telefonu çaldı. Emir telefona baktı. Yüzü bir anda değişti. “Abi…” Karan ona döndü. “Ne oldu?” Emir yavaşça konuştu. “Selim’in adamları…” Bir an durdu. “…Beren’in eski evine gitmiş.” Beren’in kalbi hızlandı. “Neden?” Emir ciddi bir sesle söyledi. “Bir şey arıyorlar.” Karan’ın gözleri karardı. “Ne?” Emir cevap verdi. “Babanın bıraktığı bir şey.” Salonun içindeki sessizlik bozulmuştu. Beren hemen konuştu. “Evime gitmemiz lazım.” Karan başını salladı. “Hayır.” Beren sinirle ona baktı. “Neden?” Karan ciddi bir şekilde konuştu. “Çünkü orası artık güvenli değil.” Beren geri adım atmadı. “Orası benim evim.” Karan birkaç saniye düşündü. Sonra Emir’e döndü. “Arabayı hazırla.” Emir başını salladı. “Tamam.” Yarım saat sonra… Siyah araba Beren’in eski evinin sokağına girdi. Işıklar kapalıydı. Sokak sessizdi. Emir arabayı yavaşça durdurdu. “Garip…” Beren sordu. “Ne?” Emir etrafa bakıyordu. “Selim’in adamları görünmüyor.” Karan kapıyı açtı. “Bu daha kötü.” Üçü birlikte arabadan indi. Yavaş adımlarla eve doğru yürüdüler. Kapı aralıktı. Beren bunu görünce kalbi hızlandı. “Kapıyı kırmışlar…” Karan elini kaldırdı. “Arkada kal.” Sonra kapıyı yavaşça itti. Kapı gıcırdayarak açıldı. Evin içi dağılmıştı. Çekmeceler açılmış… Eşyalar yere atılmıştı. Beren’in gözleri doldu. “Her şeyi dağıtmışlar…” Karan etrafı dikkatle inceliyordu. “Bir şey aramışlar.” Emir de odayı kontrol ediyordu. “Abi, burada bir şey yok.” Beren yavaşça salona yürüdü. Bir anda durdu. “Bir dakika…” Karan ona döndü. “Ne oldu?” Beren duvara baktı. “Burada bir tablo vardı.” Emir kaşlarını çattı. “Ne tablosu?” Beren duvara yaklaştı. “Elif ve babamın fotoğrafı.” Karan tabloyu kaldırılmış olan duvara baktı. Duvarın arkasında küçük bir kapak vardı. Emir şaşkınlıkla konuştu. “Bu ne?” Beren da aynı şaşkınlık içindeydi. “Ben… bilmiyorum.” Karan kapağı açtı. İçeride küçük bir kasa vardı. Beren’in kalbi hızlandı. “Babamın mı?” Karan kasayı çıkardı. Emir merakla sordu. “Şifreli mi?” Karan başını salladı. “Evet.” Tam o sırada… Evden bir ses geldi. Tık. Karan hemen silahını çekti. “Yalnız değiliz.” Beren korkuyla fısıldadı. “Burada biri var…” Karan yavaşça arkasını döndü. Ve karanlık koridorda bir silahın doğrulduğunu gördü. Koridordan bir adam çıktı. Ve arkasından tanıdık bir ses duyuldu. “Kasayı bırak Karan.” Karan’ın gözleri karardı. Çünkü o sesi tanıyordu. Selim Kara.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD