Bölüm 1 - Yanlış Zaman, Yanlış Yer
1.BÖLÜM
Ahsen, zarif ama içten içe gergin adımlarla salonun içine ilerledi. Arkadaşı onu buraya sürüklediğinde, böylesine gösterişli bir ortamla karşılaşacağını tahmin bile etmemişti. Kristal avizelerden süzülen ışıklar, pahalı şarap kadehlerinin parlak yansımaları ve ağır kokulu puro dumanı… Burası, onun dünyasına ait olmayan bir yerdi. İçinde bir huzursuzluk vardı, adeta burada olmaması gerektiğini fısıldayan bir his.
Elbisesinin kumaşını parmaklarıyla sıktı. O gece seçtiği kırmızı elbise, olduğundan çok daha cesur görünmesine sebep oluyordu. Biraz daha kapalı bir şey giymeyi dileseydi keşke… Ama artık çok geçti. Kalabalığın içinde sıkışmış gibi hissediyordu. Salonun köşelerine göz gezdirdi. Teoman burada mıydı? Onunla karşılaşmak istemiyordu. Üstelik burası onun etkinliği bile değildi, sadece bir tanıdığının daveti üzerine gelmişti. Onunla herhangi bir şekilde aynı ortamda bulunmak bile istemiyordu.
Birkaç adım geriledi, kalabalıktan uzaklaşmak istedi. Havadaki yoğun koku başını döndürüyordu. Tam o sırada, köşedeki tabelaya gözü takıldı. Tuvalet… Orada birkaç dakika nefeslenebilirdi.
Sessizce yöneldi ve kapıyı açıp içeri girdi. Aynada kendisine baktığında yüzündeki hafif terlemeyi fark etti. Ellerini lavaboya dayayıp derin bir nefes aldı. Burada olmamalıydı. Tansiyonu yükselmiş gibi hissediyordu. Ellerini yıkayıp kendine gelmeye çalıştı.
Kapının açılma sesiyle irkildi. Arkasını döndüğünde içeri giren adamı gördü. Tanımadığı biri. Yüzünde rahatsız edici bir gülümsemeyle kapıyı ardından kapattı. Ahsen’in içini bir ürperti kapladı.
Kaşlarını çatarak, sesi olabildiğince kararlı çıkarmaya çalıştı. “Yanlış geldiniz sanırım,” dedi.
Adam bir an için sessiz kaldı, sonra kapıyı kilitleyerek sırtını dayadı. “Sanmıyorum.”
Ahsen’in nefesi düzensizleşti. Geriye doğru bir adım attı, ama adam hızlıydı. Bir anda bileğini yakaladı, sıkıca kavradı. “Bağırırsan ikimiz için de kötü olur,” diye fısıldadı.
Ahsen’in kalbi çılgınlar gibi atıyordu. Çığlık atmak için ağzını açtığında, kapı büyük bir gürültüyle savruldu.
Aslan Demirhan, aniden içeri girdi. Bütün oda bir anda ölüm sessizliğine gömüldü. Adamın Ahsen’in bileğini sımsıkı kavramış hali gözlerinden kaçmamıştı. O an, bakışları öyle bir öfkeyle parladı ki içerideki hava bile değişti. Karanlık ve ağır bir güç vardı Aslan’ın varlığında. Gözleri, tehditkâr bir yırtıcı gibi kısılmıştı.
“Ne halt ediyorsun sen?” diye kükredi. Sesi, duvarları titretecek kadar derin ve buyurgandı.
Saldırgan adam şaşkınlıkla geriledi. “Abi, yanlış anladın, ben—”
Aslan, tek kelime bile etmeden adamın yakasına yapıştı ve onu hızla duvara yapıştırdı. Adam, beklemediği bir darbenin etkisiyle sendeledi. Ahsen, gözleri büyümüş bir şekilde sahneyi izliyordu. Aslan’ın varlığı, tüm odadaki oksijeni bile tüketiyor gibiydi.
“Kadına el kaldırmak mı?” dedi, sesi buz gibi soğuk ve keskin. “Bunu açıklayabileceğini mi sanıyorsun?”
Adam bir şeyler gevelerken Aslan yumruğunu kaldırdı ve sert bir şekilde suratına indirdi. Adam, sendeleyerek yere yığıldı, burnundan kan sızıyordu.
Aslan, tehditkâr bir bakışla aşağıda kıvranan adama eğildi. “Bir daha hayatında bu kadar şanslı olmayacaksın,” dedi ve ardından Ahsen’e döndü.
Bakışları Ahsen’i baştan aşağı süzdü. Öfkesi hâlâ dinmemişti ama gözlerinde farklı bir şey belirmişti. Koruyucu bir tavır, sahiplenici bir sertlik… “İyi misin?”
BÖLÜM SONU