YIKILMAK

1001 Words
VolkSec – Sistem İzleme Katı – Saat 13:02 Kartal, monitörlerden birini kapattı. Veri akışı normal görünüyordu. Ama “normal” denen şey, en iyi kılıftı bu tip yapılarda. Kısa dalga bir kulaklıkla bilgi aktardı: “Sızma devam ediyor. Sistem davranışlarında müdahale yok. Viktor şüpheleniyor ama kimlik bulamıyor.” Karşıdan ses geldi: “Vakit geldiğinde çıkışı da planladın mı?” Kartal sessiz kaldı. Çünkü o noktada çıkış değil, yıkım konuşulurdu. Ve bazı yıkımlar... içerideyken daha net yönetilirdi. VolkSec – Asansör Koridoru – 13:18 Viktor, şirket içindeki hareketleri gözlemlerken Lena’yla göz göze geldi. Kızının yüzünde bir kararlılık vardı. Ama gölgesi eksik bir güvenle çizilmiş gibiydi. “Yarın sabah toplantıyı sen yöneteceksin,” dedi Viktor, Lena’ya. “Şirketin içindeki veri koruma prosedürünü anlat. Herkese. Her kameraya.” Lena gözlerini kısmadan baktı babasına. “Gösteri değil, kontrol istiyorsun.” Viktor başını eğdi. “Sızıntıyı kim yaptıysa... onu, izlediğimiz sunumda göreceğiz.” Ve yürüdü. Kameralar döndü. Kartal, gölgede kalmayı sürdürüyordu. Ama gölge bile bazen iz bırakır. Tuncay’ın Gizli Lokasyonu – 14:03 Ekran açıldı. Şirketin iç ağına bağlı izleme yazılımı, yeni bir veri akışı göstermeye başlamıştı. Sunucu 3B-T. İç erişim sistemi. Anahtar kelime: RUSYA – PARA TRANSFERİ – ÇOCUK VAKFI – UZAK DOĞU Tuncay gözlerini kısmıştı. İlk somut kayıt. Yıllardır Viktor’un yönettiği “çocuk vakfı” görünümündeki sahte organizasyon... aslında insan kaçakçılığına açılan bir kapıydı. Ve şimdi bu bilgi, artık elindeydi. Belgeyi açtı. Parola girdi. Görüntüler geldi. Küçük yaştaki çocukların kimlik bilgileri, sahte belgeler, bankalar arası transfer zinciri, “Vakıf adına alınmış” adı altındaki yasal zırh. Türkiye’den kaçırılan iki çocuğun bilgisi de oradaydı. O an Tuncay’ın bakışı dondu. Bir isim tanıdı. Sistem içinden, Türk vatandaşlığından silinmiş bir kayıt. Sadece istihbaratın bilebileceği kadar karanlık bir delik. Kartal yutkundu. “Bu iş artık sadece çökertme değil,” dedi kendi kendine. “Bu, temizleme operasyonu.” VolkSec – Güvenlik Ofisi – Aynı Gün 15:47 Viktor içeri girdiğinde içerideki herkes ayağa kalktı. Tek tek bakışları taradı. Her biri donmuş gibiydi. Ama gözü birine takıldı. Kartal. Kenarda bir grafik analiz masasında duruyordu. Sessizdi. Ama duruşu saklanmıyordu. Göz göze geldiler. Viktor yaklaştı. “Adın neydi?” dedi, tok sesiyle. “Kartal,” dedi Tuncay. “Bilgi güvenlik kadrosundayım. Frankfurt’tan geçiş yaptım. Onaylıyız.” Viktor başını salladı. Bir şey arıyormuş gibi yüzüne baktı. Ama hiçbir şey bulamadı. Çünkü Tuncay’ın yüzünde, yıllar boyunca eğitilmiş bir soğukluk vardı. Ve bu, tanıdık bir yansımaydı. Kendi yüzünün bir kopyası gibiydi. Viktor yürüdü. Çıktı. Ama içinden bir şey geçti: “Bu çocuk... yanlış yerde, doğru gibi duruyor. Fazla doğru.” Berlin – Akşam 19:16 Gün bitiyordu. Ama sistem içindeki sayaç işlemeye devam ediyordu. Kartal’ın masasında kalan son cümle şuydu: “Bu şirket... yarın sabah itibariyle çökmeye başlayacak. Ama ilk düşen... Viktor’un aynada en çok kaçındığı yüzü olacak. "Lena.” * Berlin – Saat 02:41 Gecenin sessizliği, şehirdeki ışıkların bile nefesini tuttuğu o uğursuz saatlere gelmişti. VolkSec binası, dışarıdan hâlâ kusursuz görünüyordu. Ama içeriden... çöküş başlamıştı. Kartal, sistem odasında tek başınaydı. Işıklar loş, ekranlar titreşiyordu. USB belleğini taktı. Ekrana üst üste komutlar döküldü: GÖNDERİM BAŞLADI Hedef: Ankara – Kripto Tünel Bağlantısı Veri Paketi: 347 GB Etiket: VIKTOR – RUSYA – TRANSFER – ÇOCUK – OPERASYON Her dosya, Viktor’un kurduğu karanlık ağın ispatıydı. Her satır, yılların karanlığını söken bir mermi gibiydi. Tuncay başını kaldırdı. Derin bir nefes aldı. Ve son komutu yazdı: SİL – ANA SUNUCU 3B-T AKTİF BİNA İZLEME KAPATILSIN – GERİ SAYIM BAŞLASIN Sonra saatine baktı. 03:00 Sistemin kalbine koyduğu çöküş virüsü, 04:30’da kendini imha edecekti. Yani sabaha sadece bir buçuk saat vardı. Ama hâlâ eksik bir parça vardı: Lena. Volksec – Saat 03:08 Tuncay kapıyı üç kez çaldı. Sert değil, ısrarlı. Lena, uykulu ama endişeli bir hâlde kapıyı açtı. Üzerinde gri bir takım, gözlerinde yarı uyanık bir öfke. Burada sabahlıyordu artık... “Ne oldu?” dedi. Tuncay bir an suskun kaldı. Gözleri Lena’nın yüzüne sabitlendi. Sanki onu son kez bu hâlde görüyormuş gibi baktı. “Hazırlan. Şimdi çıkmamız gerek,” dedi. “Niye? Şirket mi?” “Hayır. Bu bina... sabaha kalmayacak Lena. Gidiyoruz.” Lena geri adım attı. “Ne demek bu? Neler oluyor?” Tuncay bir adım attı, onu iki eliyle omuzlarından tuttu. İlk kez sesi çatladı: “Lena... bana güven. Bu gece için. Bu bir oyun değil. Yemin ederim seni koruyorum.” Lena’nın gözleri doldu. Ama yine de sordu: “Babam mı? Bunun onunla ilgisi var, değil mi?” Tuncay cevap vermedi. Yalnızca başını eğdi. Ve mırıldandı: “Artık geri dönüş yok.” Saat 03:47 Sunucuların ışıkları birer birer sönmeye başlamıştı. Sistemin iç dinamikleri parçalanıyor, veri akışları bozuluyordu. Her şey, içeriden gelen görünmez bir el tarafından sabote ediliyordu. Ama bunu sadece Kartal biliyordu. Binanın içinde hâlâ bazı nöbetçiler vardı. Tuncay onların konumlarını önceden kodlamıştı. Sabaha kadar fark etmeyeceklerdi. 04:12 Tuncay, Lena’yla birlikte Berlin’in dışında bir otele varmıştı. Odada tek bir ışık yanıyordu. Lena pencerenin kenarında, elleriyle dizlerini tutmuştu. Tuncay hâlâ ayaktaydı. Telefonuna bir bildirim geldi. Şifreli mesaj: Bina 04:30 itibariyle devre dışı. Sunucular silindi. Sistem logları iptal edildi. Viktor hâlâ içeride. Onun için başka plan var. Tuncay gözlerini yumdu. “Bitti,” dedi kendi kendine. “Ama asıl şimdi başlıyor.” Aynı Anda – VolkSec – 04:29 Birden binanın içindeki tüm ışıklar gitti. Sunucular, kameralar, sistem... karardı. Acil durum jeneratörü devreye girmedi. Çünkü o da Kartal tarafından devre dışı bırakılmıştı. Viktor koridorda yürüyordu. Elinde telefon, gözleri monitörlere sabitlenmiş. Sistem çöktü. Ama daha da önemlisi: İz bırakarak çöktü. Her şeyin kaydını biri almıştı. Ve şimdi... dış dünyaya gösteriyordu. Sabah – 06:07 Lena hâlâ suskundu. Gözlerinde yanıt bekleyen binlerce soru vardı. Tuncay pencerenin kenarında durmuş, Berlin’in doğan solgun ışıklarını izliyordu. Sonunda Lena sordu: “Sen... ne yapıyorsun?” Tuncay cevap vermedi. Sadece usulca arkasını döndü. Ve dedi ki: “Ben... Ülkemin namusu için içerideydim. Şimdi... dışarıda senin kalbini korumaya çalışıyorum.” Lena, gözlerini kapattı. Bu cümle... her şeyden daha çok acıttı. "Kimsin sen Kartal?" Tuncay durdu, gözleri daldı ve sessiz kaldı. "Ben devletin askeriyim, bir köstebeğim." Diyerek sert bir şekilde Lena'ya baktı. "Ve senin baban ülkemize yüz kızartacak şeyler yaptı, yapmaya da devam ediyor. Benim amacım artık onu yok etmek." Lena Tuncay'a bakakaldı. "Gerçek ismin ne?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD