Giriş
Berlin – 03:47
Gecenin sessizliğini bozan tek şey, karanlık sokakta yankılanan bir motorun gürültüsüydü. Islak asfalt, ışıkla değil, sessizlikle parlıyordu. Bir şehir uykudaydı ama gölgelerde uyanık olanlar da vardı.
Tuncay Kara, ya da bilinen adıyla Kartal, sırtında siyah bir çanta, gözleri gölgeye alışkın bir avcı gibi ilerliyordu. Bu şehir onun şehri değildi. Bu hayat onun hayatı değildi. Ama bu görev... Bu görev artık onun kaderiydi.
Daha üç gün önce, VolkSec Technologies’in Berlin merkezinde siber güvenlik uzmanı olarak göreve başlamıştı. Belgeler sahteydi, geçmiş sıfırlanmıştı. Geride ne ailesi, ne ismi, ne de bir kimliği kalmıştı. Artık sadece bir figürandı; görünmeyen, bilinmeyen, fark edilmeyen.
Ama görev belliydi: Türkiye’ye karşı yürütülen siber operasyonların beyni olan bu şirketin içine sızmak ve örgütü içeriden çökertmek. Her hamlesi milimetrik planlanmış, her kelimesi önceden ezberlenmişti. Tek bir hata, onu ifşa ederdi.
Fakat planda olmayan biri vardı.
Lena Volkova.
İlk kez göz göze geldiklerinde, zaman bir an duraksamıştı. Kadının gözleri, buzla çevrili bir göl gibiydi durağan ama içinde fırtınalar gizli. Lena, şirketin kurucusu Viktor Volkova’nın manevi kızıydı ve binadaki herkesin bir adım gerisinde, ama merkezindeydi. Onun hakkında dosyada pek bir bilgi yoktu, ama Kartal’ın içgüdüleri alarm veriyordu: Bu kadın, sadece bir yazılımcı değildi.
Ve şimdi, gecenin bu kör saatinde, Kartal pasaportuna işlenmiş sahte bir isimle kapalı bir dosyayı, VolkSec’in şifreli sunucu odasına yerleştiriyordu. Bu sadece bir başlangıçtı ama aynı zamanda bir kapanış da. Çünkü her yeni görev, başka bir kimliğin mezar taşıydı.
Kulaklığına gelen cızırtılı ses, sessizliği yardı:
"İz bırakma. Lena’yla teması sınırda tut. Unutma, onun ailesi senin hedefin.”
Tuncay cevap vermedi. Gözleri karanlıkta bir anlığına Lena’nın camdan yansıyan siluetine takıldı. O an, içini bir his kapladı. Görev tanımında yazmayan bir şey... Tehlikeli bir şey.
Düşmanını yok etmek kolaydı.
Ama düşman sandığın birine bağlanmak işte o, savaştan bile daha ölümcüldü.
Ve şimdi oyun başlıyordu.
Kurallar yazılmıştı.
Ama ihanet, her zaman satır aralarında saklanırdı.