Terasta ne kadar oturduğumuzu bilmiyordum. İlk defa o konağın içinde biraz olsun nefes alabilmiş, kafamı dağıtabilmiştim.
Leyla'nın bitmek bilmeyen konuşmaları, Sevda'nın sakin tavırları derken sinirim de biraz olsun azalmıştı.
Tam o sırada aşağıdan Halide Hanım'ın sesi duyuldu.
"Leyla! Sevda! Ezgi! Aşağı gelin?"
Üçümüz birbirimize baktık.
Leyla derin bir nefes verdi.
"Kesin yeni bir şey çıktı."
İstemeye istemeye aşağı indik.
Salonda herkes toplanmışt, herkes yerini almıştı.
İçeri girince ister istemez gözüm Berat'a kaydı.
Duvara yaslanmış, kollarını göğsünde bağlamış, her zamanki gibi tek kelime etmeden etrafı izliyordu.
Cihan Ağa ayağa kalktı.
"Yarın yoğun bir gün olacak." dedi tok sesiyle.
"Bu gece Emre ile Ayşegül'ün imam nikâhı kıyılacak.
Ardından Berat ve Ezginin de nikahını yapacağız"
Ayşegül'ün gözleri doldu. Emre sessizce başını eğdi.
Cihan konuşmasına devam etti.
Bir an olduğum yerde kaldım. Adam bana imam nikahı diyordu..!!
Beynim error vermişti resmen
"Nikah mı? Hani bugün olmayacaktı? Siz ilk onlar demiştiniz" dedim istemsizce.
Cihan başını salladı.
"Usul budur."
"Ben böyle bir şeyi kabul etmiyorum."
Sesim salonda yankılanmıştı. Kimse şaşırmadı.
Sanki bunu söyleyeceğimi zaten biliyorlardı.
Cihan sadece bana baktı.
"Kabul etsen de etmesen de yapılacak."
Dişlerimi sıktım.
"Harika...Hayatımın her kararı bana rağmen alınıyor.
O imam nikahı tutmaz, zorla olan bi nikah dinen tutmaz."
Berat sinirle bana baktı
"Ozaman isteyerek evet de sende"
Cihan amca beni duymazdan geldi.
"Yarın sabah erkenden düğün alışverişine çıkılacak.
Gelinlikler, takılar, elbiseler... Ne gerekiyorsa alınacak.
Mehmet Bey ve ailesi misafir katında kalacak."
Başımı kaldırıp etrafa baktım.
"Konaktaki en üst kat tamamen misafirler için hazırlanmıştır. Siz de orada kalacaksınız."
En azından Berat'la aynı katta olmayacağımı öğrenmek içime az da olsa su serpmişti.
Bu deliler siz nasıl olsa evlenceksiniz deyip bizi bir kata da verebilirdi veya aynı odaya, her şeyi bekliyorum artık
Annem hafifçe başını salladı,
bakışları benim üstümden eksilmiyordu.
Gözleri dolu dolu bana bakıyordu
Diğer taraftan aynı şekilde Halide Teyze'de Ayşegüle öyle bakıyordu
Tam rahatladığımı düşünürken Cihan son cümlesini söyledi.
"Yarın sabahtan itibaren hazırlık başlayacak. Kimse geç kalmayacak."
İnsanlar yavaş yavaş dağılırken ben hâlâ olduğum yerde duruyordum.
Leyla koluma girip beni dürttü.
"Bugün Nikah var. Eğlenceli olcak" Deyip buruk bir şekilde gülümsedi.
Modumu yükseltmeye çalışıyordu ama yanlş yapıyordu.
Başımı ona çevirdim sinirle.
"Eğlenirsin artık, ama ben öleceğim."
Leyla kahkahasını tutamadı.
"Yok canım. Karahanlı gelini olmak kolay değil.
Spoiler yarın baya bi altın alıncak"
Gözlerimi devirdim.
"Gelin falan olmayacağım ben, süper altınları alıp kaçarım ozaman."
O sırada arkamızdan geçen Berat, tek kelime etmeden bize şöyle bir baktı.
Ben de aynı inatla gözlerinin içine baktım.
"Olmayacağım." diye mırıldandım.
Bana cevap vermedi.
Sadece bakışlarını birkaç saniye üzerimde tuttu, sonra arkasını dönüp yürüyüp gitti.
Kısa süre sonra yine evde bir hareketlenme olmuştu.
İmam Nikahı kıyılmak üzere hoca gelmişti.
Anında herkes nikahın kıyılacağı odayı, Emre ve Ayşegülü hazırlayıp odaya geçtiler.
Kalbim sıkışmaya başlamıştı, onlardan sonra sıra bizdeydi...
Kolumdan arkaya doğru Berat tarafından geri çekildim.
Leylaya kafa hareketi yapıp onu aşağa yolladı.
"Nikaha katılmayacaksın" deyip biraz daha çekti beni geriye.
Anında onu itip geri çekildim.
"Neden?"
"Çünkü ben öyle istiyorum."
"Sen bana karışamazsın!"
Onu önemsemeyip odaya doğru ilerlemeye çalıştığımda önüme geçip üstüme doğru geldi, gözleri öfkeyle bana bakıyordu.
"Dedim ya... Gitmeyeceksin."
Sinirle ona baktım, dişlerimi sıkıp konuştum.
"İnat olsun diye gideceğim."
Bir adım attım. O da aynı anda önüme geçti.
"Sabrımı taşırma Ezgi."
"Taşarsa taşsın. Sen kimsin?"
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Gözlerini bir an olsun üzerimden çekmiyordu. Sonra dişlerini sıkarak konuştu.
"Ben de gitmiyorum, o odada bulunmaycağım."
"Banane bundan? Ben sana gitmeyeceksin diyormuyum."
Nefes verdi sertçe, cevap vermedi.
Sadece sert bakışlarını üzerimde gezdirdi.
O an öfkesinin bana olmadığını hissedebiliyordum ama umurumda değildi.
Bedelini ben ödemeyecektim.
"Çekil önümden."
"Hayır."
Dişlerimi sıktım.
"Vallahi sinirimi bozuyorsun."
"İyi."
O tek kelimeyi öyle soğuk söylemişti ki istemsizce duraksadım.
Bakışları ve sesi birden buz gibi oluyordu.
İnsan bişey yapmaya çekindircek cinsden, ama ben çekinsemde geri çekilmezdim.
Birkaç saniye daha yüzüme baktı.
Sonra alçak ama sert bir sesle konuştu.
"Bugün sabrım yok."
"Benim de yok."
"Üsteleme."
"Sen de önümden çekil."
Bir an birbirimize öylece baktık.
Koridorda yalnızca aşağıdan gelen uğultu duyuluyordu.
"Çekilmeyeceğim."
Ben de kollarımı bağladım.
"E ben de vazgeçmeyeceğim."
Dakikalar geçmiş gibiydi.
Ne o geri adım atıyordu ne de ben.
En sonunda aşağıdan Hocanın sesi duyulmaya başladı.
Nikâh başlamıştı.
İkimiz de olduğumuz yerde kaldık.
Berat yavaşça başını çevirip boş koridora baktı.
Çenesindeki kaslar hala belirgindi.
Ardından hiçbir şey söylemeden duvara yaslandı.
Ben de sinirle oflayıp karşı duvara geçtim.
"Bütün bunlar sizin yüzünüzden."
Sesindeki öfke buz gibiydi.
Gözlerimi devirdim.
"Bizim yüzümüzden mı?
Sanki ben kaçırdım yada kaçırdım."
Cevap vermedi.
Aşağıdan "Kabul ettim." sesleri yankılanırken ikimiz de tek kelime etmeden birbirimize baktık.
Ne o odaya indi...
Ne de ben.
Aklıma gelen şey ile diğer tarafa doğru gittim, bahçeye çıkmak için.
"Nereye?"
Arkamı dönüp ona baktım, gözlerim dolu doluydu.
"Nikahımızdan önce nefes alcam! İzin var mı ağam!"
Berat kısa bi an gözlerini yüzümde gezdirdi sonra başını hafif sallayıp geri döndü.
Bahçeye çıktığımda kapının belirli noktalarında adamların dikildiğini gördüm,
tabikide nikah sıramı bekleyemecektim kendi kaderimi ben değiştircektim.
Bahçede biraz gezindikten sonra,
eski bir kapının olduğunu gördüm,
çaktırmadan oraya doğru sessiz ama seri hareketler ile ilerledim.
Kapıyı açıp çektiğimde,
sıkıştığından dolayı yerdeki asfalta sürtünerek açılınca baya bi ses yaptı ve tüm adamların dikkati oraya kaydı.
Hiç arkama bakmadan koşmaya başladım,
arkamda sesler ve koşan adımlar duyuyordum ama umursamadım.
Hayatım için koşmaya başladım.
Özgürlüğüm için koşmaya başladım.
Yaşamak için koşmaya başladım.
Adamlardan daha hızlıydım ama koşarak bişey ulaşmayacaktım,
bi sokaktan döndüğüm gibi ıssız ve karanlık bir ara sokağa girdiğim.
Eski darmadağın bir ev vardı anında içeri kendimi atıp kenara pusup kaldım.
Kırık camdan görebildiğim kadarıyla, adamların hepsi diğer sokaktan devam koşmuştu.
Rahat bir nefes verip bi süre orda oturdum.
O rahatlama ile ellerim ayaklarım resmen titremeye başlamış hafif gülüyordum.
Bi süre sonra artık o harabe evden çıktım.
Sokaktan sol tarafa dönmem ile
Berat’ı karşımda görmem bir olmuştu.
Ayaklarım olduğum yere çivilendi.
Az önce ciğerlerime dolan özgürlük hissi, tek bir anda yok olmuştu.
Berat birkaç metre önümde duruyordu.
Yüzünde ne öfke…
Ne şaşkınlık…
Ne de rahatlama vardı.
Sadece bana bakıyordu.
Sanki kaçacağımı en başından biliyormuş gibi.
Arkama baktım.
Arkam boştu.
Adamların sesleri artık gelmiyordu.
Demek ki…
Beni o bulmuştu.
Boğazım düğümlendi.
“Berat…”
Sesim çatlamıştı.
Bir adım ona doğru attım.
“Bak… bak dinle beni.”
Hiç cevap vermedi.
"Ne olur…”
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
“İkimiz de bu evliliği istemiyoruz.”
Yine sessizdi.
“N’olur bana yardım et.”
Bir adım daha yaklaştım.
“Eğer şimdi gitmeme izin verirsen… kimse öğrenmez.”
Gözleri hiç değişmiyordu.
“Eve dönersin… Ben de giderim. Sonra…”
Nefesimi toparlamaya çalıştım.
“Sonra ikimiz de kurtuluruz.”
Başını hafifçe yana eğdi.
İlk kez konuştu.
“Nasıl?”
“Söylersin bulamadık dersin.
Beni görmediğini bulamadığını söylersin, İstersen ben ülkeme dönerim.”
Kelimeler ağzımdan birbirine karışarak dökülüyordu.
“Bir daha beni hiç görmezsin. Sen de bu evlilikten kurtulursun.”
“Nikâh olmaz, sen özgür olursun. Ben de…”
Gözyaşlarımı sildim.
Berat yüzüme uzun uzun baktı.
İlk defa gözlerinde küçücük bir değişim gördüm.
Sanki düşünüyordu.
İçimde küçücük bir umut yeşerdi.
Belki gerçekten yardım ederdi.
Niye etmesin sonuçta o da istemiyordu.
Değil mi?