Gün boyunca herkesin sohbetiyle geçmişti zaman. Ailemin etrafımda oluşturduğu sıcak çemberi, daha önce hiçbir zaman bu kadar içten hissetmemiştim. Ama yine de, akşamın ilerleyen saatlerinde içimde bir boşluk vardı. O boşluğu nasıl dolduracağımı bilmiyordum. Melis ve Kaan, akşamdan sonra yapacak bir şeyler bulmak konusunda kararlıydılar. Beni, İstanbul’un gece hayatına sürüklemek için daha ne kadar uğraşacaklardı? Ama her zaman olduğu gibi, vazgeçemedim onlardan.
Kahvaltının ardından salona geçip, akşama kadar ailemizle vakit geçirdik. Konuşmaların her anı, yıllardır görmediğim yüzlerle yapılan sohbetler çok keyifliydi ama içimdeki karmaşıklığı bir türlü atamıyordum. Kaan bana sık sık göz kırpsa da, ne olduğunu görebilseydi, belki de beni biraz rahatlatabilirdi. Ama ben, her zamanki gibi, ona kayıtsız kalıp kendi içimdeki düşüncelere saplanıp kaldım.
Melis ve ben, akşam için hazırlık yapmak üzere eski odama çıktık. Yatak odamın kapısını açarken, gözlerim odanın eski halini aradı. Her şey yerli yerindeydi. Ama ben, bir yıl önceki halimden çok farklıydım. O eski odam, şu an bana fazlasıyla yabancı geliyordu.
"Bu gece ne giyeceğine karar verdin mi?" diye sordu Melis, heyecanla dolu bir şekilde.
Benimle birlikte neşelendiğini görmek hoştu. Onun enerjisi bana yansıyordu, ama hala biraz kararsızdım. Odaya girdim ve dolabımın kapaklarını açarak bir kıyafet aramaya başladım. Melis yanımda sabırsızca beklerken, ben ona dönüp hafifçe gülümsedim. “Sanırım biraz eğlenceli olmalı.”
Gece için uygun olan her şeyi bulmaya çalışırken, Melis’in hızlı adımlarıyla giyinmeye başladık. O kadar hızlı hareket ediyordu ki, kıyafetlerin arasında kaybolmuş gibi hissediyordum. Sonunda geceye uygun kıyafetlerimizi seçip, aşağıya indik.
Kaan, arabada beklediğini söylediğinde, gözlerim bir anda o eski sıcaklıkla doldu. Ailemle sarıldım, anneme uzun bir süre sarılıp öptüm. “İyi geceler, merak etme çözeceğiz her şeyi yarın konuşuruz olur mu?” dedim, sesimde beliren hüzünle. Annem sessizce kafa sallayıp bize iyi eğlenceler deyip kapıyı kapattı.
Arabaya binip eğlence merkezlerinin olduğu yola doğru ilerlerken, kalbimde bir dalgalanma vardı. Hava kararmış, İstanbul’un ışıkları şehri adeta büyülü bir hale sokmuştu. Biraz yol aldıktan sonra, Kaan büyük bir gece kulübünün önünde arabayı park etti. Yavaşça arabadan indim, içeriye girmek için kapıdan geçerken, kulübün gürültüsü beni sarhoş etmişti. Müzik çalıyor, insanlar neşeyle dans ediyordu.
“Burası mı?” diye sordum, biraz şaşkınlıkla. Melis’in gözleri parlıyordu. “Evet! En iyi yer burası. Ne düşünüyorsun?”
Gülümseyerek, kafamı salladım. “Eğlenceli görünüyor,” dedim.
Gece kulübünün iç kısmı, renkli ışıklarla doluydu. Kalabalığın içinde kaybolmuş gibi hissediyordum. Kaan, bir kenara geçip içkilerimizi aldı. Ben, Melis ile birlikte bir masaya oturduk. İnsanların yüzlerindeki neşeyi görmek, en azından o an için beni geçmişin karanlık düşüncelerinden biraz uzaklaştırıyordu.
Bir süre sonra, ardı ardına kokteyl içmeye başladık. Ne de olsa, bu geceyi sadece eğlenmek için geçirecektim. Ama kalbimdeki Arda’yla ilgili karmaşa devam ediyordu. Kulübün gürültüsüne karışan melodiler arasında, hissettiğim tek şey onun yokluğu ve içimde onu bulma arzusuymuş gibi geldi. Ne kadar istesem de, kafamda her zaman onun yüzü vardı.
“Biraz daha eğlenmek istemez misin?” Melis sordu. “Kalk ve dans et, Livia. Bu gece her şey unutulmalı.”
Dans etmek, ne kadar zor olursa olsun, kafamı bir an olsun boşaltmayı denemek için iyi bir fırsattı. Kaan, yerinden kalkıp yanımıza geldiğinde, hep birlikte dans etmek için piste yöneldik. Bu geceyi ne olursa olsun unutmaya çalışacak, biraz da olsa neşelenmek istiyordum.
Gece kulübünün gürültüsü, kalbimi atlatıyor gibiydi. İnsanların neşesi, gözlerimdeki bulanıklığı daha da derinleştiriyordu. Melis ile Kaan arasında bir yerde, bardan bir kokteyl daha alırken, içimdeki karanlık düşünceler biraz daha belirginleşti. Bunu engelleyemezdim. Sarhoşluk beni yavaşça sararken, bir an içimdeki boşluğu doldurmak için Arda’yı aramaya karar verdim. Ellerimle telefonumu bulup, numarasını hızla tuşladım. Gözlerim bulanık, zihnimdeki düşünceler birbirine karışıyordu ama bir şekilde aradım.
Telefon birkaç saniye çaldıktan sonra, beklediğim o ses geldi.
“Nerdesin, Livia?” Arda’nın sesi, öfkeyle yankılandı.
Bir anda irkildim, içki etkisiyle kelimelerim doğru şekilde çıkmıyordu ama yine de konuştum. “Neredesin? Bu kadar müzik sesi nereden geliyor?”
Arda biraz duraksadı, ardından cevabı öfkeyle verdi: “Asıl sen nerede olduğunu ve neden bu kadar yüksek sesle müzik çaldığını söyle, Livia. Bir dakika hangi kulüpte olduğunu öğrenebilir miyim?”
Hızla kulübün adını söyledim: “Nightfall Club. İstanbul’a döndüm, unuttun mu?” Kafamın içinde, yıllar sonra bu kadar net ve net bir şekilde konuşmanın getirdiği karışıklık vardı.
Bir süre sessizlik oldu, sonra Arda bir cümleyle beni şaşırttı. “Bekle, geliyorum yanına.”
Ne demek geliyorum? Şaşkınlıkla telefonumdan Arda’yı anlamaya çalışmaya devam ettim ama ne söyleyeceğimi bilemiyordum. “Geliyorum?” dedim, sesimde bir tuhaflık vardı. “Ne demek geliyorum?”
Ama Arda cevapsız kaldı. Sadece telefonun ucundan, “Yukarı bak” dedi.
İçimde bir korku dalgası oluştu. Yavaşça kafamı kaldırdım ve gözlerim kulübün kalabalığından üst kata doğru kayarken, o an Arda’yı gördüm. Evet, tam önümde, karanlıkta yüksek sesli müziğin arasında, onu gördüm. Yüksek topuklarımın gerginliğinden, adeta titreyen bacaklarımın panik içinde arkasına sığındım. Arda’yı gördüm ve bir anda her şey boşlukla doldu.
Kızardım. Öfkeyle yere bakarak, kulüpten hızla çıktım. Taksiye binip, en yakın otele gitmek için söyledim. Arda’nın bakışları aklımdaydı, beni anlamaz ve kayıtsız kalır gibi bakıyordu. İçimdeki karanlık daha da derinleşiyordu. Taksi yavaşça hareket ederken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Gözlerimi kapatıp sadece ağlamak istedim. Ama bir şey vardı—Arda’nın kayıtsızlığı. Bu kadar kayıtsız olmasını anlamıyordum.
Otelin kapısına geldiğimde, taksiden hızlıca indim. Kafamda her şey birbirine girmişti. İçeride odamı buldum, tek başıma sessizliğe gömülerek ağlamaya başladım. Arda, bu kadar kayıtsız olmamalıydı. Sadece bir mesaj, bir anlayış bekliyordum. Ama yoktu. O sadece, her zaman olduğu gibi, bana karşı kayıtsız kalmıştı. Ve ben, buna dayanamayacak kadar kırılmıştım. Madem dönmüştü, madem merak ediyordu iki koca aydır neden yoktu?