Resim

1952 Words
Can sıkıcı ritüel yeniden başladığında, Lea hissettiği sıkıntıyla yanaklarını şişirdi. Bu işten sahiden de bıkmıştı. Bir kadının, bir erkeğin önünde böylesine alçalmasına kesinlikle tahammül edemiyordu. Üstelik tüm bu alçalmanın tek sebebi, işini elinden almak için yapılan çeşitli oyunlardan ibaretti. Acaba gerçeği dile getirse ne olurdu? Eğer doğruları izin verse bunu çoktan yapmıştı. Ama elbette bir karar vermişti ve bu gerçekleri saklamakta kesinlikle kararlıydı. Bura kadar nasıl geldiyse, bundan sonra da öyle devam edecekti.  Şimdi ise sadece olanlara sadece seyirci kalıyordu. Lauren yavaş ve seksi olduğunu düşündüğü hareketleriyle beyaz ekranın önüne geçtiğinde, uzun süre üzerinde çalıştığını söylediğini sunumunu yapmaya başladı. Lea'ın ise bu harekete verdiği tepki gözlerini devirmek ve önündeki boş beyaz kağıda bir şeyler karalamak oldu. Şu an ekranda beliren kıyafet modelleri kafasında hiç bir şey yokken bile çizebileceği şeylerdi. Kıyafetlerin basit olduğunu düşünen bir tek kendisi miydi? Üstelik onun saatlerini çizim yerine, müdür beyin bacak arasında geçirdiğini de çok iyi biliyordu.  Müdür Lanter...  Aslında o kadar da kötü bir adam sayılmazdı. Tek sorunu konu esmer kadınlar olduğunda kendini tutamıyor olmasıydı. Hatta insana, siyah saçlarını sarıya boyatma isteğini bile uyandıracak derecede takıntılıydı.  Sunumun bittiğini belli eden ışıklar yandığında, Lea, Lauren'ı görmek istemediği için elindeki kağıda odaklandı. Gördüğü şey ise donmasına sebep olmuştu. Bu resmi kendisi mi çizmişti? Kafasının içinde tek yaptığı yeni bir kıyafet canlandırmaktı. Çizdiği resim ise kesinlikle bir kıyafet değildi. Daha önce böyle bir şey çizdiğini bile sanmıyordu. Çizgilerle beyaz kağıda resmedilen şey, garip bir yaratıktı. Ama detayları öylesine fazlaydı ki... Sanki bu yaratık daha önce karşısına çıkmış ve onu yönlendirmişti. Özellikle de gözlerinde uğraşıldığı belli olan, oldukça belirgin detaylar vardı. Bu haliyle sanki birazdan gözlerini kırpacak ve sonraki hamlesinde ise boğazına yapışacaktı. Odayı dolduran alkış sesi, Lea'nın dalgınlık ve korkudan neredeyse çığlık atmasını sağlayacakken, çığlığını zoraki bir şekilde bastırıp etrafına bakındı. Kalbi delicesine çarpıyordu. Bakışları yeniden resme odaklandığında kimsenin görmesini istemediği kağıdı eline alıp buruşturup cebine koydu. Korkudan ister istemez titrerken hızlı bir şekilde çıkışa yöneldi. Kapıdan çıkmadan ise duyduğu cümle hala sıradan normal dünyada olduğunu ona gösteriyordu.  "Zaten hiç şansın yoktu." Lauren'ın kendine güvenerek söylediği cümle tam olarak buydu. Yine de onu umursayacak durumda olduğunu sanmıyordu. Sonuçta ondan çok daha yetenekli olduğunu biliyordu.  Aldığı derin nefeslerle odasına doğru ilerleyen Lea, bir an için çiziminin gerçek bir yaratık olmasını diledi. O yaratık Lauren'ı afiyetle yer dünyada gereksiz bir sürtükten kurtulmuş olurdu. Yine de bunu düşünse bile resme yeniden bakma cesaretini gösteremedi. Bir çizimden böylesine etkilenmek saçma gelse de, korktuğu konusunda yalan söyleyemezdi. O da her korkan insanın yapacağını yaparak yok saymaya koyuldu.  Odasına girdiğinde, cebindeki kağıdı çıkarıp ufak parçalara ayırdıktan sonra masasının yanında bulunan çöp kovasına attı. İşte korku artık yoktu, en azından resim yok olmuştu. Bir kaç günde de bu saçma resmi yaptığını bile unutacak ve hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Koltuğuna oturarak saatini kontrol ettiğinde, yemek saatinin geldiğini görerek gülümsedi. Neredeyse sıfır dikkat gösterdiği sunum düşündüğünden biraz uzun sürmüştü. Lauren, yeteneksiz olabilirdi ama iş konuşmaya geldiğinde, bir konuda iyi olsa da olmasa da çok konuşurdu. Şimdiye dek onunla olduğu her ortamda, tam da ağzının ortasına vurma isteğinin uyanması da bu yüzdendi. Herkesin tebrikini kazanan konuşmaları, onun için tamamen boş zırvadan ibaretti.  "Lea..."  Bu kez dalgınlığından onu kurtaran duymaktan her zaman hoşlandığı ses oldu. Serenity, koca şirkette güvenebildiği tek insandı. Aynı zamanda üniversite yıllarında tanıştığı sonrasında da en iyi dostu olan kişiydi.  Varlığı bile resmi çoktan unutmasını sağlarken çantasını ve ceketi alarak arkadaşının yanına ilerledi.  "Bugün nerede yemek yiyoruz. Lütfen yine dünkü yer olduğunu söyleme deme." Serenity'nin değişen yüz ifadesi hoşlanmayacağı cümleyi duyacağını gösterirken yine de bir umut gözlerinin içine baktı. "Elbette oraya gidiyoruz, Lea. Belki bu kez bir şansım olabilir." Lea derin nefesler alırken, arkadaşının heyecanını belli eden mavi gözlerine baktı.  "Serenity, neden gidip çocuğa direk telefon numaranı vermiyoruz. Hem bu sayede bende öğlen yemeklerinde sürekli aynı menüyü görmek zorunda kalmam."  "Ama yapma böyle, hem bir erkek olarak o bana gelmeli. Ben ona gidemem." Lea, ona son derece saçma gelen düşünceyle yanaklarını sıkıntıyla şişirdi. Serenity'nin bu takıntısı resmen sonları olacaktı. Bir dost olarak onun huyuna gitmesi belki de gerekli olan şeydi. Ama yine de o itiraz etmese de, midesi aynı şeyi düşünmüyordu. Sürekli aynı yemeği yemek zorunda olmak korkunç hissettiriyordu.  "Serenity, çocuk seni fark edene kadar ikimizden biri hastanelik olacak. En azından bu sefer oraya gitmeden yiyecek bir şeyler alayım. Sırf senin yüzünden evde ekmek arası yaparak şirkete geleceğim. Beslenme çantası gibi..." "Of! Tamam, Lea. Bana bir güncük daha ver. Hissediyorum bu sefer, o bana gelecek ve aşkımız başlayacak." Arkadaşının huşu halindeki kelimeleri Lea'ı dehşete düşürürken, anlayışlı ve sessiz kalması gerektiğini bilse de bu konuda başarılı olamadı.  "Pardon! Aşk mı? Serenity iki hafta da çocuğa aşık mı oldun yani? Üstelik ortada bir şey de yok. Hem sen neden şirketteki diğer kızlar gibi katalog mankenlerine falan aşık olmuyorsun? En azından onların benim midemle ilişkileri olmazdı." "Bak Lea biraz daha laf edersen sana duble menü sipariş ederim. Hepsini bitirdiğin ana kadar da o masadan kalkmam!"  Duyduğu bu tehdit Lea'ın midesi ile beraber zihnini de harekete geçirdi. El mahkum bugünde oraya gideceklerdi. "Tamam, tamam pes ediyorum. Hadi gidelim. Ama söylediğin gibi bu son olmazsa elimden çekeceğin var, Serenity." "Anlaştık. Seni seviyorum, Lea." Birlikte şirketten çıkıp yolun karşısına geçtiklerinde, Serenity'nin yönlendirmeleri ile yürümeye başladılar. Lea ezbere bildiği yolu gerisin geri sönmek istese de, Serenity'nin ahtapot misali sardığı kolu ile mecbur adımlar atıyordu. Lotus isimli mekana geldiklerinde sonunda kolunu serbest bırakan arkadaşından uzaklaştığında kapıdan geçebildi.  Mekan aslında oldukça iyi döşenmiş bir yerdi. Masa ve sandalyedeki canlı renklere, duvardaki mat renkler eşlik ediyor ve bu da ortamın oldukça hoş görünmesini sağlıyordu. Şirkete yakın diğer gösterişli yerlerin yanında oldukça sade bir yanı vardı. En çokta bu yüzden tercih edilebilir bir yerdi. Ama sonuç olarak her gün de gelmek pek iyi bir durum sayılmazdı. Üstelik buraya geldikleri ilk günden bu yana iki haftadır sürekli bu mekana geliyorlardı. Hepsinin nedeni de çok sevgili dostunun, Alex isimli garsondan hoşlanmış olmasındandı.  Alex, siparişlerini almak için masaya yaklaşırken Serenity'nin heyecanlı haline endişeli gözlerle baktı. Bir yandan da menüyü incelemeye çalışıyordu, gerçi menüyü günlerden sonra ezberledi sayılırdı. Buranın belki de tek eksiği az yiyecek seçeneğinin olmasıydı. Arkadaşının konuşacağını düşünürken geçen bir kaç dakikadan sonra durumu kontrol altına alma adına iki hamburger menü sipariş ederek gülümsedi. Alex'de sonunda sipariş alabilmenin sevinci ile uzaklaşırken onu izledi.  Alec, yakışıklı ve bakımlı görünen bir adamdı. Kahverengi saçları, aynı kahve tonun koyusu gözleri ve fiziği ile oldukça etkileyiciydi. Arkadaşı ile aralarında bir şeylerini olmasını elbette isterdi. Ama Serenity'nin utangaçlığı yüzünden bu yüzyıl bu işin olması oldukça zordu. Bu böyle devam ederse, Alex'i bir köleye çekerek kendisi bile konuşabilirdi.   "Yine harika görünüyor, Lea." "Biliyorum. Keşke bu konuşmaları o varken de dile getirsen de, en azından bir adım atmış olsak. Sayende yerimizde sayıyoruz." "Yapamam. Bunu kesinlikle yapamam, Lea." Dudaklarını aralayan Lea, Alex'i fark ederek susarken, yemeğin önlerine konmasını bekledi.  Gözleri ise ister istemez arkadaşının üzerindeydi. Onun bakışları ise garsonun... Ayağına fazla canını yakmadan bir tekme attığında dikkatini çekti. "Yemeğini yer misin? Öğle aramızın bitmesine otuz dakika kaldı."   Serenity aldığı komut ile yemeğe başladığında yirmi dakikanın sonunda hüsran dolu bir şekilde mekandan ayrıldılar. Lea'nın hüsranı yine midesi ile alakalıydı, Serenity'nini ise kalbi...  Aynı yolu izleyerek şirkete yürümeye başladıklarında Lea garip bir ürpertinin etkisi altına girdi. İzlenildiğini hissediyordu. Bu his ise, istemeyerek de olsa çizdiği resmi anımsamasına yol açtı. Korkunç gözler, sivri dişler... Adımlarını ister istemez hızlandırdığında Serenity'nin de dikkatini çekmiş oldu. "Neden bu kadar hızlı yürüyorsun, Lea. İş kolik bir insan olduğunu biliyorum ama beni de düşün yavaşla biraz." "Tamam." Tek kelime ile adımlarını yavaşlatmış olsa da, Lea'ın tedirginliği geçmiş değildi. Kısa süre sonra şirkete geldiklerinde ayrı katlardaki çalışma odalarına gitmek için ayrıldılar. Asansöre bindiğinde odasının olduğu katın düğmesine basan Lea, endişeyle titrediğini hissediyordu.   Asansörün hafif sarsıntısı ürpertinin korkuya dönüşmesini sağlarken aniden sönen ışıklar ile bu kez tutamadığı çığlığını bıraktı. Aniden duran asansörde kapana kısılma hissini sonuna kadar yaşarken sakin olmaya çalışarak asansörün telefonunu almak için bir adım attı. Telefonunun ışığı ile yapmaya çalıştığı işin kolay olacağını bilse de çantasının derinliklerinde bulunan telefonu karanlıkta bulabileceğini sanmıyordu.  Bölmeyi biraz oynatıp telefonu almaya çalıştığında ensesinde hissettiği nefesle dondu. Telefon elleri arasından kayarken yavaş adımlarla arkasına döndü. Karanlığın içinde gördüğü kırmızı gözler nefesini keserken tenine değen yapışkan bir şeyle gözlerini tamamen kapandı. ... Lea, aniden gözlerini açtığında hala asansörde olduğunu gördü. Dahası kat göstergesi bir sonraki kata daha yeni çıktığını anlamasına neden olurken eli hızla koluna gitti. Hissettiği yapışkan şeyde orada yoktu. Kafası resmen allak bullak olmuştu.  "Lanet olsun! Neler oluyor?" Asansörün içinde yüksek sesle bağırdığında kapının açılma sesi ile odasına doğru ilerledi. Kalbi deli gibi atıyordu. Bugün kalbi durmazsa herhalde başka zaman durmazdı.  Odasından içeri girdiğinde derin bir nefes alarak koltuğuna yerleşti. Sakinleşmek için, içinden ona kadar saydıktan sonra masada bulunan suyundan bir yudum aldı. Bu biraz olsun iyi hissetmesini sağlamıştı. Yine de bugün olanlara bir anlam verememek can sıkıcı bir durumdu. Önce farkında bile olmadan çizdiği resim, şimdide maruz kaldığı bu şey... Bir an şizofren olmaya başladığını bile düşünse de, bu durum daha fazla tedirgin olmasından başka bir işe yaramıyordu.  Masasındaki işlere kafasını dağıtmak için gömüldüğünde bir kaç saatini çizim yapmaya ayırdı. Ama odaklanma işi öylesine zor bir hale gelmişti ki, normalde beş model çıkarması gerekirken iki saatte sadece iki model hazırlayabilmiş, zaten günü de bu iki çalışma ile son bulmuştu. Çalışmalarını çekmeceye yerleştirip kilitledikten sonra da eşyalarını alarak dış kapıya ilerledi. Serenity'i şimdiye dek yolda görmesi gerekirken arkadaşının olmaması dikkatini çekmişti.  Şirket kapısından çıktığı anda gördüğü manzara ise, yaşadığı tüm olumsuzluklarına rağmen gülümsemesine sebep oldu. Alex ve Serenity, şirket duvarına yaslanmış bir şekilde konuşuyorlardı. Arkadaşının yüzündeki ifadeye bakılırsa iyi şeyler olmuş gibi görünüyordu. Alex, sonunda arkadaşının beklentisini gerçekleştirmiş olmalıydı. Bu manzaraya karşılık ise onları yalnız bırakmaya karar vererek, arabasına doğru yürüdü. Arabayı çalıştırmadan hemen önce de, Serenity'e iyi şanslar mesajı göndermeyi ihmal etmedi.  Arabasının motorunu çalıştırdığında yirmi dakikalık gibi kısa bir bir sürede evine varmıştı. Arabayı park ederek indiğinde, otoparktan hızlıca evine doğru yürümeye başladı. Bir kaç saniye sonrada sokaktaki lambaların yanıp sönmeye başlamaları ile duraksadı. Yemek sonrasındaki his geri geldiğinde durmanın bir seçenek olmadığını bilerek koşmaya başladı. Bu durum iyi değildi, bir şeyler oluyordu ve o ne olduğunu bile bilmiyordu. Sadece deli gibi içgüdüsel olarak panik duygusunu yaşıyordu.   Ciğerlerindeki tüm nefesini tüketerek koşarken apartmanda merdivenleri hızlı hızlı çıktı ve kapısına geldiğinde açarak içeriye girdi. Evin kapısını kilitledikten sonra eli göğsüne giderek sakinleşmeye çalıştı. Bu kez kolay olmayacağını biliyordu. Odasına ilerlediğinde gördüğü manzara ise nefes almadan donmasına sebep oldu. Resimdeki yaratık yatağının üzerindeydi. Ağzında ise yatağa uzanmış vaziyette duran kişinin kolu vardı. Yüzüne dikkat ettiğinde ise onu hemen tanıdı.  Lauren! Nefes almayı unutmuştu. Şu an resmen ciğerlerine hava dolmuyordu. Ama o bunun farkında bile olmadan karşısındaki manzaraya bakmaya devam ediyordu. Ciğerleri alarm vermeye başladığı anda ise içine derin bir nefes çekti ama bu nefes ardında öğürme hissini de getirdi. Havadaki kan kokusu mide bulandırıcıydı, buna birde gözlerinin önünde bulunan manzara eklendiğinde kusmamak için kendini sıktı.  Elini ağzına götürdüğünde hareketi yaratığın ilgisini çekerken ağzındaki kolu yatağa tükürür gibi çıkardı. Dilini dişlerinin üzerinde gezdirip garip bir şekilde sırıtırken bakışlarındaki keskinlik sıra sende diye adeta haykırıyordu. Yaratığın bu tavrı Lea'ı harekete geçirmeye zorlasa da bedenini harekete geçirmek düşündüğü kadar kolay olmadı. Zaten bugün hangi olay normal olmuştu ki, bunu yapabilmeyi düşünüyordu? Gün boyu olanlar aklına geldiğinde özellikle asansörü düşünerek gözlerini sımsıkı kapattı. Her şeyin zihninin yine bir oyunu olup olmadığını bilmiyordu. Sadece öyle olmasını diliyor ve içinden tek bir cümleyi sürekli tekrar ediyordu.  "Bu gerçek değil, bu gerçek değil..." Cümleyi tekrar etmeye durmadan devam etse de burnuna dolan kokunun bir türlü uzaklaşmaması bu seferkinin beyninin bir oyunu olmadığını düşünmesini sağlarken gözlerini açtı. Yaratık gittikçe yaklaşıyordu. Ayakları sonunda komutlarına uymaya karar verdiklerinde, geriye doğru adımlar attı. Yaratık yavaş bir şekilde hareket ederken aniden hızlanması ile bir sonraki saniyede üzerine atlamıştı. Refleksle ellerini öne doğru savursa da yaratığın hızına yetişemediği için göğsüne yapışan yaratıkla geriye doğru savruldu. Başını yere çarptığında burnunun hemen ucundaki yaratığı, bulanık bir şekilde gördükten saniyeler sonra her şey karardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD