Sui Colores
(Renklerin bulunduğu gezegen)
Büyük Felaketten Önce
Kraliçe gözlerini yeni bir güne açtığında gezegenin renkleri de onunla birlikte ışıldamaya başladı. Sui Colores, her gece kraliçenin uykusunda soluk bir renk alırken, günün ilk ışıklarıyla birlikte yeniden canlı renklerine kavuşuyordu. Renkler ise kraliçe beyazın enerjisini hissettiği her anda kendi görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiğinden her gün başladığı mükemmellik ile son buluyordu.
Beyaz'ın, renklerin hiç birisi ile sorunu yoktu. Onu zor duruma sokan tek renk ise siyahtı. Aslında onunla da tam olarak sorunu olduğu söylenemezdi. Sadece siyahın diğer renklere olan etkisi onları rahatsız ettiğinden her zaman dışlanan kişi konumundaydı. Görevi bile tüm renkler işlerini bitirdiğinde, yani gece olduğunda başlıyordu.
Kraliçe renklerini kontrol etmek ve onlarla vakit geçirmek için, krallıktan ayrıldığın da yanına ilk uğradığı ilk kişi yine mavi olmuştu. Mavinin görevi gezegendeki tüm su kaynaklarının kontrolüydü. Aynı zaman da su elementi ile bütünleşen zihni ona hükmetme gücünü de veriyordu. Normal de silah olarak kullanılacak bu yeteneğini elbette hiç bir zaman, zarar vermek için kullanmamıştı. Sonuçta asla başı belaya girmiyordu. Kendini savunması gereken her hangi bir anda onun yerine bu işi yapacak bir koruyucuya sahipti.
Koruyucular ise kraliçe beyaza gönüllü olarak yardım eden askerlerden oluşuyordu. Asker olmaları ise onların sıradan halktan farklı olmalarını sağlayan özelliği de beraberinde getiriyordu. Kraliçeye yeminini sunan her asker onun ruh gücünden etkileniyor bu da onların daha hızlı, güçlü ve çabuk iyileşmelerini sağlayan çeşitli özelliklere sahip olmalarını sağlıyordu.
Mavi, gölün kenarında ayaklarını suya sokmuş etrafına bakarken bir yandan da görevi olan su kontrolü için bir kaç büyülü sözcük mırıldanıyordu. Ayaklarının suya temas etmesinin verdiği his güzel olmasının yanında suyun içinde her bir hareketinde ona ulaşmasına olanak sağlıyordu. Sadece suyu değil, içinde yaşayan canlıları da hissedebiliyordu. Beyazı fark ettiğinde ise ona duyduğu saygı gereği ayaklanırken, önünde hafifçe eğilerek doğruldu.
"Rahatını bozmana gerek yoktu, mavi. Sadece her gün olduğu gibi her şeyin yolunda olup olmadığını kontrol ediyorum."
"Anlıyorum, kraliçem. Burada her şey gördüğünüz gibi yolunda koruyucum da birazdan burada olur."
"Tamam, o halde diğerlerinin yanına gidebilirim."
Mavi, beyaz gelmeden önceki konumuna geri döndüğünde koruyucusu da yanına gelmişti. O sıralarda ise beyaz yeni renginin yanına çoktan varmıştı. Daha doğrusu renklerinin... Yeşil ve kahverengi ikiz olmalarının yanında aynı göreve sahip kardeşlerdi. Görevleri ise doğanın dengesini korumaktı. Aslında daha çok görevleri gezegendeki toprağın altında ve üstünde bulunan tüm bitki örtüsüydü. Sağladıkları dengedeki mükemmellik gezegenin toprak örtüsüne birebir yansıyordu. Genelde mutlu olan ikizlerin kavgaları ise ağaçların yapraklarının dökülmesine ve çiçeklerin solmasına neden oluyordu. Beyaz etrafındaki manzaranın rengine bakarak bile kızların psikolojisini anlayabiliyordu ve şuan gördüğü kadarıyla oldukça mutlu olmalıydılar.
Kulağına kızların gülme sesleri dolduğunda olanları uzaktan gözlemledi. Gördüğü koruyucular kızların neden neşeli olduklarının kanıtı olurken onları yalnız bırakmak adına konuşmadan oradan uzaklaştı. Etrafında solan bitkiler olmadığı sürece ikizlerle konuşma gereği duymuyordu. Oradan ayrıldığında diğer renkler ile de küçük çaplı konuşmalarını gerçekleştirdi. Kırmızı, Sarı ve Turuncu (ateş elementine hükmedebilen renkler) ile konuşması kısa sürse de, mor ile pembenin çocukluğu ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Özellikle koruyucularına şaka adı altında yaptıkları güç denemeleri yüzünden yaralanan koruyucular ile ilgilenmiş bunun sonucunda da kızlara gereken cezayı vermişti.
Mor ile pembe diğer renklerin aksine içlerinde iki gücü de taşıyabilen renklerdi ve sadece gerektiği zamanlarda devreye girerlerdi. Mor, ateşin ve suyun gücüne sahipken, pembe ise hava ve suya sahipti.
...
Beyaz'ın renklerin her biri ile konuşmayı bitirmesinin ardından kalan son renk olan siyahın yanına geldi. Siyah için henüz görev henüz başlamamıştı. Evinin yanı başında duran kumsalın kenarında uzanırken gözleri kapalıydı. Ama buna rağmen beyazın varlığını hissederek gözlerini açtı. Siyahın etkisi tüm renkleri olduğu kadar beyazı da etkiliyordu. Yine de onunla aralarındaki bağ düşünüldüğünde etkinin fazla bir önemi kalmıyordu.
"Tüm renklerini görmeyi bitirdin mi, Fia?"
Fia... Tüm renkler kraliçelerine kraliçem ya da beyaz olarak seslenirken sadece siyah, ona bu isimle sesleniyordu. Ona bunun nedenini sorduğunda Sui Colores'in en değerli ikinci taşının adı olduğunu söylemişti. İlk taş daha doğrusu maden elbette Hypate taşıydı. Gezegenin özü... Fia ise sadece güzel renklere sahip ve nadir bulunan bir diğer madendi.
"Elbette bitirdim. Şimdi benimle konuşmak ister misin?"
"İstemiyorum."
Siyahın gözlerine baktığında yine o içe kapanıklığı gördü. Bu durumdan aslında hoşlanmıyordu ama yapabileceği bir şeyde yoktu. Siyah, renginin karamsarlığını sonuna dek yaşayan biriydi. Beyazın konuşmaları bir işe yaramıyordu.
"Böyle yapmaman konusunda anlaşmıştık."
"Hayır. Aslında anlaşmamıştık. Sen kafama bir şeyleri takmamam gerektiğini söylemiştin. Ben de başımı sallamıştım. Sırf konuşman daha fazla uzamasın diye..."
Beyaz, Siyah'ın çocuksu çıkışıyla gülümserken, kadının gece karası saçlarını okşadı.
"Annesini kandırmaya çalışan küçük bir çocuksun yani?"
"Öyle değil de neyse uykumu böldün, gece yıldızlar beni bekler. Bana iyi uykular sana ve renklere görevler için iyi şanslar."
Alelacele söylenen kelimelerin ardından muzipçe sırıtan Kraliçe, elini Siyah'ın saçlarından çekti.
"Siyah, seni mor ve pembenin yanına göndermeme ne dersin?"
"SAKIN!"
Siyahın sesi bulundukları ortamda yankılanırken ona göz kırparak oradan ayrıldı. Elbette böyle bir şey yapmazdı. Bu ceza siyah için bile oldukça büyük bir cezaydı.
Beyaz gündelik olan, tüm işi bittiğinde saraya geri dönmüştü. Sadece bir kaç saat içinde tüm işler tamamdı. Gezegende hayat sakin bir şekilde devam ederken kendini tabloları ile dolu olan odasına attı. Renkleri belki de en iyi şekilde ifade etmenin yolu resimdi. Üzerinde bulunan ağır ve anaç tavırlı kıyafetten kurtulduğunda resim yaparken sevdiği elbisesini üzerine geçirdi. Odanın güneş tarafından aydınlatılan yerine geçtiğinde zihninde beliren her bir nesneyi, canlıyı resmetmeye başladı.
Saatlerini harcadığı resmin ona göre bitmesine sadece bir kaç fırça darbesi kalmıştı. Ama bunu gerçekleştiremeden çalan kapı sesine gir komutunu vererek fırçayı tuvalin önüne koydu.
"Kraliçem."
"Konuşabilirsin, Cleon."
Cleon, saygı gereği eğildikten sonra elindeki kağıdı işaret ederek konuşmaya başladı.
"Gözlem kulesinden acil bir bildirim yapıldı. Bir uzay gemisi yörüngeye girerek gezegene iniş izni istiyorlar."
"Kim olduklarını söylediler mi? Onları tanıyor muyuz?"
"Söyledikleri ırkı daha önce hiç duymadım. Acil durum olduğu konusunda ısrarcılar. Oksijen ve besinleri tükenmek üzereymiş."
Beyaz, tuvali inceleyerek bir süre sessiz kaldıktan sonra, kararını verdi. Diğer gezegenlerden başka bir ırka ev sahipliği yapacakları ilk zaman bu olmayacaktı. O yüzden izin verebileceğini düşündü.
"Tamam o halde. Güvenliği arttır ve inişe izin ver. Ama çok dikkatli olun."
"Emredersiniz."
Cleon, odadan ayrıldığında gelen kişilerle ilgili düşünmeye başladı. Gezegenleri dışında ilk kez bir misafir onları ziyaret etmiyordu. Ama elbette her birinin ırkını ve bulundukları gezegeni biliyordu. Duyulmamış olan ırk ise merak konusuydu. Yine de en yetkili komutanı olan Cleon'un emrini tam olarak yerine getireceğini bildiğinden gemi iniş yapana dek resmine kaldığı yerden devam etti.