Hiç gerçek sandığınız rüyalara uyandınız mı? Peki gördüğünüz rüyanın aslında devam ettiğini ve gerçekliğin sizi çoktan terk ettiğini düşündüğünüz anlar oldu mu?
Lea, gözlerini gerçekliğe açtığında bile kalbi korkudan göğsünü zorlarcasına atmaya devam ediyordu. Yatağında olduğuna ise hala inanamıyordu. Sahi nasıl olmuştu da yatağında gözlerini açmıştı? Hatırladığı en son şey göğsüne yapışan yaratıktı. Tamda bu yüzden gözlerini araladığı ilk saniyede eli refleks olarak göğsüne gitmişti. Ortada hiçbir şeyin olmaması ise kafa karışıklığın yanında bir başka korkusunu körüklemeye başladı. Gerçekten deliriyor olabilir miydi?
Bedenini yataktan söküp attığında odasının bir köşesinden yatağına bakmaya başladı. Zihnindeki görüntüler kendilerini canlandırmaya başladığında midesi yeniden ağzına geldi. Lauren'ın kolsuz ve cansız bedeni, burnuna dolan genzini yakan kan kokusu... Yaratığın çok lezzetli bir şey yer gibi iştahla kadının kolunu çiğnemesi...
Daha fazla zihnindeki görüntülere dayanamadığından başını iki yana sallayan Lea, gözlerini kapattı. Derin bir nefesi içine çektikten sonra da kendini banyoya gitmeye zorladı. Eli ise ağzının üzerinde öğürme hissi ile savaş veriyordu. Çok geçmeden banyoya geldiğinde ise klozetin yanına oturarak midesinde ne var ne yoksa çıkarmaya başladı. Midesindeki spazmın başka türlü geçeceği yoktu.
Dakikalar boyunca midesinde ne var ne yok çıkardığında ağzında kalan iğrenç tatla yüzünü buruşturdu. Kusmak gerçekten berbat bir şeydi. Son öğürme sesleri dudaklarından dökülürken gözlerinden yaşlar akıyordu. Kendini banyo zemininden uzaklaştırdığında sifonu çekti. Hala kusacak gibiydi, lakin midesinde asitten başka bir şey kaldığını sanmıyordu.
Lavabonun önüne gelerek aynada kendine baktığında gördüğü şey tükenmişlik hissini daha da güçlendirdi. Saçları darmadağınıktı. Beyaza dönmüş teniyle, mavi gözleri olan bir hayalete benziyordu. Yüzüne art arda soğuk su çarparak kendine gelmeye çalışırken, bir kaç kez de ağzını çalkalayarak tükürdü. Midesi hala bulantı sinyalleri verse de, dişlerini fırçaladıktan sonra bu hissi bir şekilde bastırmayı başardı.
Yatak odasına geçtiğinde, çantasını alıp oturma odasına yöneldi. Bir kaç gün hatta belkide bir kaç hafta yatağına yaklaşabileceğinden emin değildi. Bedenini salondaki geniş koltuğa bıraktığında arkasına yaslandı. Hala eli ayağı titriyordu. Sabahtan beri meydana gelen hiçbir şeyden emin olamıyordu. Gerçi emin olduğu bir konu vardı. O da odasında gördüğü vahşet aklından silinmeden odasında uyumayacak olmasıydı. Zihnindeki görüntü rahatsızlık verircesine gözlerinin önünde belirirken daha fazla dayanamayarak yanına aldığı çantasından telefonunu aramaya koyuldu. Belki çok sevgili Lauren'ın sesini duyarsa zihni onun hayatta olduğunu bilerek korkunç görüntülere son verebilirdi.
Telefonun ekran kilidini açarak L harfine geldi. Numarayı bulup arama yapmaya başladığında da kulağına götürdü. Çalan her arama sesinde ayağını yere vuruyor, vücudu ise istemsiz bir şekilde titriyordu. Saniyeler sonra telefonda ses duyması derin bir nefes almasını sağladı. "Merhaba, ben Lauren, şu anda oldukça meşgul olmalıyım. Eğer benim için yeterince önemli biriyseniz birazdan çalacak bip sesinden sonra bırakacağınız mesaja dönmeye çalışırım." Duyduğu ilk kelimede konuşmaya karar verse de çok geçmeden ses kaydı olduğunu anladığı sese hiç bir tepki veremedi.
Bir kaç saniye sonrada duymaya başladığı bip sesiyle konuşmaya başladı. "Lauren ben Lea, en yakın zamanda beni ara. Önemli." Sesi titrerken zar zor söylediği kelimelerden sonra telefonu kapattı. Onun ses kaydında söylediklerini hatırlaması ise istemsizce kahkaha atmasına sebep oldu. Lauren ona asla geri dönmeyecekti, onun söylediği önemli kişiler listesinin sonunda bile yer almıyordu. Bu düşünce daha fazla gülmesini sağlarken kahkahasını bir türlü kontrol altına alamaması dışarıdan sahiden de deli gibi görünmesini sağlıyordu. Koltuktan kalkarak odanın ortasına geldiğinde bağırmaya başladı. Sanki bir şeyleri yakalayacakmış gibi etrafında bakışlarını gezdiriyordu. "Kamera şakası yapıyorsanız harikaydınız, çıkın dışarı yeterince eğlendiniz. Her kimseniz bu şaka fazlasıyla uzadı!"
Odayı dolduran tek şey konuşmasının ardından kendi nefes sesleri olurken, bir cevap almak için sessizce bekledi. Ama mantığı içten içe sığınmaya çalıştığı kamera şakasının oldukça saçma olduğunu haykırmaya başlamıştı. Saçmaydı, çünkü Lauren'ın rol yapma yeteneği sunumda bile kendini belli ediyordu. Ortada baştan çıkarılacak bir erkek yoksa böyle bir şey için uğraşmazdı.
Diğer yandan asansörde yaşadığı o an sanki zaman durmuş gibiydi. Bunu kolundaki saate, asansörün yanan numaralarına bakarak bile anlayabilirdi. Ama işte mantık tüm bu olanların neresindeydi! Beklediği cevabı alamayacağını bilirken, gözleri tekrar dolmaya başladığında koltuğa oturdu. Belki de aşırı stres garip sanrılara sebep olmuştu. Aklında beliren tek mantıklı düşünceye sıkıca sarılarak normal davranmaya karar verdi. Bazı şeyleri yok saymak, bazen işe yarar bir tedavi yöntemi olabiliyordu.
Yarım saat boyunca kendine gelme molası verdikten sonra yerinden kalkarak yatak odasına ilerledi. Tedirginliği her adımda onunla olsa da yok saymaya çalışmaya devam ederek askılı pijama takımını ve iç çamaşırlarını alarak banyoya girdi. Üzerindekilerini teker teker çıkarıp kirli sepetine koyduktan sonra ılık suyun altına girerek suyla sakinleşmeye çalıştı. Saçını köpürterek bedenini lifle ovmaya başladı. Deminden beri almadığı kusma kokusu onu şu an fazlası ile rahatsız ediyordu. Banyo işi tamamen bittiğinde son bir işlem olarak bir kez daha dişlerini fırçaladı, bu sayede kusmanın verdiği iğrenç histen bir adım daha uzaklaşmış olacaktı.
Kıyafetlerini giydikten hemen sonra bu sefer durağını mutfaktan yana kullandı. Boşalan midesini yatıştıracak küçük bir sandviç yaptı. Sonrası içinde planı çizimler olacaktı. Her ne kadar her şey çizmeye başladığı bir modelin yaratık olarak karşısına çıkmasından meydana gelse de ona bu hayatta en iyi gelen şey çizimleriyle birlikte yarattığı hayalleriydi.
Su ısıtıcısını çalıştırıp kendine kahve hazırladıktan sonra sandviç ve kahvesini tepsiye yerleştirdi. Elinde küçük tepsisiyle çizim odasına ilerlerken derin soluklarına devam etti. Her adımda düşünme kelimesini tekrar ederken odanın içine attığı ilk adımda bile biraz daha sakinleşmişti.
Odadaki renkler bile onu resmen sakinliğe davet ediyordu. Odanın tamamı mavi renk ağırlıklıydı. Buna ek olarak da kullanılan aksesuarlarda siyah ve mor rengi tercih etmişti. Bazı küçük biblolar ise kırmızıydı. Renklerin hepsi ona başka bir etki verse de huzur için sığındı renk her zaman mavi oluyordu, dışarı çıktığında ise ona huzur veren renk yeşildi.
Masasına yerleşip tepsiyi önüne bıraktığında masanın kenarındaki dosyadan önüne boş bir kağıt koydu. Boş kağıda bakarak ekmeğini yiyerek, kahvesinin içmeye başladığında zihninde kağıdın üzerinde çizmeye karar vereceği çizimi hayal ediyordu. İstediği işi ile ilgili bir model değil, hayal gücü ile yapabileceği bir şeydi. Yemeği ve kahvesi bittiğinde hayalleri hazırdı. Çizgiler içine gömülüp kalemini kağıdın üzerinde dans eder gibi kullanırken dakikalar boyunca sayısız kağıdı çizimle doldurdu. Son yaptığı çizime baktığında ise gülümseye başladı.
Çizimi minik ayaklara sahip, tombul göbekli bir su hayvanına benziyordu. Detayları ise denizlerden çok masallar dünyasında yer edecek türdendi. İri gözleri ve yüzüne yerleştirdiği gülümsemesi onunla tanışmak istemesine bile sebep olabilirdi.
Yaptığı çizim mutluluğuyla esnemeye başlarken, ağzını eliyle kapattı. Tepsiyi daha sonra da toplayacağını bilerek onun için asıl önemli olanlara yöneldi. Kıyafet çizimlerini toparlayarak dosyalarına yerleştirip yatak odasına yürüdü. Aldığı pike ve yastıkla oturma odasına döndüğünde geniş koltuğu uyuyacağı bir şekilde hazırladı. Burada uyumak iyi olacaktı. Telefonunu masasının üzerine bıraktığında gözlerini kapattı. Sakindi. Şimdilik.
___Lauren'ın çığlıkları kulaklarını tırmalarken bir yandan da ona ulaşmaya çalışıyordu. Daha önce bulunmadığına emin olduğu mekanda gezinen Lea, ne yapacağını bile bilmiyordu. Onu nasıl bulacağı konusunda da en ufak bir fikri yoktu. Bildiği tek şey onu bulmazsa yaratık onu yok edecekti. Yaratığın daha önce üzerinde hissettiği yapışkansı sıvısını gördüğünde doğru yolda olduğu düşündü.
Tek sorun canavarın gerisinde olduğunu bilmesiydi. Koşmaya başlayıp tüm nefesini koşmaya harcarken etrafı giderek kararmaya başladı. Çok geçmeden zifiri karanlığın içerisinde kaldığında adımlarını durdurdu. Hiçbir şey görmüyordu. Duyduğu sesle etrafında olanlara odaklandığında yalnız olmadığını hissetti. Aldığı nefese eşlik eden ses yalnız olmadığını açıkça belli ederken aniden gözlerine giren parlak ışıkla gözlerini kıstı.
Işık yavaşça azalırken kulağına dolan Lauren'ın inleme sesleri ile yeniden koşmaya başladı. Kısa sürede onu bulduğunda olduğu yerde dondu. Canavar onu canlı canlı ısırıyor, pençeleri ise kopmak üzerine olan kolunu çekiştiriyordu. Donmuş bedeni ve aldığı derin nefeslerle olanları izlerken yaratık başını aniden kendisine çevirdi.___
Alarmın sesi odada yankılanırken, Lea nefes nefese gözlerini açtı. Nefesini düzenlemeye çalışırken telefondan gelen alarm sesini kapatarak başını yastığa geri koydu. Teni korkudan su içinde kalmıştı. Ter kokusunu hissetmek yüzünü buluşturmasını sağlarken yok saymanın bile işe yaramadığını açıkça gördü. Kabuslar peşini bırakmıyordu.
Oturur pozisyona gelip eli ile yüzünü kapattığında derin bir nefes aldı. Hemen şirkete gitse iyi olacaktı. Yalnızlık daha fazla beynini yemeden evvel... Önce terli bedeni medeniyle kısa bir duş alarak ter kokusundan kurtuldu. Sonrada günlük iş kıyafetlerinden birini giyerek evden ayrıldı. Hala tedirgindi. Yalnız kalmak ise istemiyordu. Belki bu gece Serenity'nin evinde kalabilirdi. Onu evine davet etmekte bir seçenek olsa da kabuslarla dolu evinden kaçması daha akıllıca olacaktı.
Şirketten içeri girerken güvenlik görevlilerine her zamanki gibi günaydın dedikten sonra odasının olduğu kata yöneldi. Ofisten içeri adım attığında ceketini ve çantasını asarak masasına oturdu. Dünden beri ertelediği bir kaç proje için çizim yapması gerekiyordu. Bunları düşünerek kendini çizimlere odakladı ama hiç bir şey çizemiyordu. Hala kabusu oradaydı. Her düşündüğünde Lauren gözünün önüne geliyordu. Yerinden kalkarak Lauren'ın odasına gitmek için oradan ayrıldı. Neden şirkete ilk geldiğinde, onun odasına gitmemişti ki? Gerçi oraya en son sabahın bu saatlerinde gittiğinde sabah oynaşması ile karşı karşıya kalmıştı. Odanın önünde derin bir nefes alarak kapıyı çaldığında içeriden ses gelmesini bekledi. Ses yoktu. Kapıyı açmaya çalıştığında ise kilitli olduğunu görerek arkasına döndü.
Ona doğru gelen asistanlardan birini görerek durdurdu.
"Lauren nerede?".
"Bugün onu hiç görmedim."
Asistan kız yanından ayrılırken alt kata inen merdivenlere yöneldi. Belki de Serenity'e sormalıydı. Onun odasına geldiğinde gördüğü polis memuru ile kaşları çatıldı. Serenity'nin ise gözleri dolmuştu.
"Neler oluyor, Serenity?"
Serenity masasından ayaklanıp yanına geldiğinde ona sıkıca sarıldı. "Lea... Lauren o... O öldürülmüş. Polisler şirketteki herkesin ifadesini alıyor."
Sui Colores
(Renklerin bulunduğu gezegen)
Büyük Felaketten Önce
Kraliçe, resmini çizmeye devam ettiği her an ortamdan biraz daha fazla soyutlanıyor ve kendini zihninin içinde bir gezide buluyordu. En iyi dinlenme ve rahatlama yoluydu çizimleri... Bitirdiği resmi incelediğinde ise gülümsedi. Siyahı en nadir gülümsemesini hayal ederek çizmişti. Renk güldüğünde çok güzel oluyordu, aynı şekilde sahibi olduğu renge inat etrafına ışık saçtığı bile söylenebilirdi. Ama ne yazık ki siyah bu gülümsemelerini çok nadir gösteriyordu. Keşke onu sürekli güldürmenin bir yolu olsaydı ama yoktu. Hep yalnız, hep karamsar, hem de aşırı derecede inatçıydı. Kapısı tıkladığında gözlerini resimden ayıran kraliçe kapıya doğru yöneldi. Açılan kapıdan içeri Cleon girerken, her zamanki bağlığını gösteren önünde diz çökme hareketinin ardından konuşmaya başladı.
"İstediğiniz gibi gemideki kişilere giriş izni verildi ve güvenli odaya alındılar. Liderleri ise sizinle görüşmek istiyor." Cleon'un bahsettiği odanın etrafında oldukça sıkı güvenlik önlemi alındığına emindi. Bu yüzden üzerinde durmadı. Kraliçenin asıl kafasını kurcalayan şey bilmedikleri bir ırktan olmalarıydı. Hangi ırk olduklarını ise liderleri ile görüşmeden öğrenemezdi. "Peki onu görüşme odasına götür, birazdan geleceğim. Ayrıca dikkatli olun güvenilir olduklarından emin olana dek güvenliğin düşürülmesini istemiyorum. Ayrıca renklerin koruyucularına haber ver ve onları gelen kişilerden uzak tutsunlar."
"Emredersiniz." Cleon odadan çıkarken arkasından oda çıktı. Odasına doğru atmaya başladığı her adımda mavi koridordan geçerken yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. Mavinin özelliği işte buydu. Suyla yakından ilgiliydi ama aynı zamanda mutluluğu ve huzuru barındırıyordu. Koridorun sonundaki odasına geldiğinde kıyafetlerinden kurtularak banyoya yöneldi. Kıyafeti ve elleri boya olmuştu. Aynaya baktığında yanağının da boyalarından nasibin aldığını görerek duşa girdi. Suyun arındırıcı etkisini kullanarak duşunu aldıktan sonra kraliyet giysilerini giyerek saçını kuruttu. Görüşme için hazır olduğunu düşündüğünde odasından ayrıldı.
Kraliçe görüşme odasına götürecek olan koridorda ilerlerken askerleri ve koruyucuları selamladı. Fazla sayıda olmaları Cleon'un her şeyi kontrol altına aldığını gösteriyordu. Rodas onunla kesinlikle gurur duyuyor olmalıydı. Odadan içeri girdiğinde önce Cleon ile göz göze geldi, ardından da yabancıya göz attı. Kıyafetleri dökülüyor, ten rengi ise soluk bir haldeydi. Yardıma ihtiyacı olduğunu onu gördüğü ilk saniyede bile söyleyebilirdi.
"Lideriniz ile görüşeceğimi sanıyordum."
"Kraliçe Fia liderimizdir."
Cleon'un sesi odada yankılanırken adamın yüzünün değişmesini izledi. Aynı şekilde kendi ifadesi de değişmişti. Ona siyahın dışında Fia diyen bir başkası yoktu. Ama anlaşılan siyah herkesi uzaklaştırmasa rağmen bir şekilde Cleon ile konuşmuştu. Bunu sonra düşünmeye karar veren kraliçe yabancıyı incelemeyi sürdürdü. Erkek bir lider beklediği açıktı. Kraliçeye doğru adım attığında Cleon elini silahına götürdü. Adamın kraliçenin önünde eğilmesi ile hareketini durdururken sessizce bekledi.
"Özür dilerim. Sadece daha yaşlı ve erkek bir lider bekliyordum. Genç ve güzel olan kraliçeyi değil."
"Ayağa kalkabilirsin, yabancı. İltifatların için teşekkür ederim." Konuşmasının ardından gülümsüyordu. Genç ve güzel görünüyor olabilirdi. Ama genç biri olmadığını biliyordu. Her yüz yılda bir değişime uğrayan bedeni ile genç görünüyordu. Gerçekte ise kendi yaşını çoktan unutmuştu. Oturma bölümüne doğru ilerledikten sonra tekli koltuğa oturdu. Yabancıya da karşısına geçmesini işaret ettiğinde oturmasını bekledi.
"Şimdi başınıza neler geldiğini anlatır mısınız? Aynı şekilde kim olduğunuzu..."
"Öncelikle adım Damien. Nicci isimli gezegenimizde yaşıyorduk ama bu oldukça uzun bir zaman önceydi. Gezegenimiz büyük bir felaket yaşadıktan sonra sağ kalanlarla beraber uzay gemimiz ile kaçtık. Kalacak bir gezegen bulabilmek için... Uzun süren yolculuğumuzda yenilenmeyen bir çok yiyecek ve içecek stopumuzu tükettik. Tam artık sonumuz geldi diye düşünürken panellerde gezegeninizi keşfettik."
Kraliçe yabancının sözlerini tartıp kafasında şekillendirirken Nicci gezegenini hatırlamaya çalışıyordu. Evrenin ne kadar büyük olduğunun farkındaydı. Haritalar çıkarılmaya başlanmış olsa da hala bilinen gezegenlerin yanında henüz keşfedilmemiş olanlarında varlığını biliyordu. Nicci ise daha önce duymadığı bir gezegen adıydı.
"Gezegeni daha önce hiç duymadım ama yardıma ihtiyacınız olduğu ortada nasıl bir felaket yaşadınız. Bir gezegen bir günde yok olamaz." Sorusuna cevap beklerken Damien'ı incelemeye başladı. Kirli sarı saçları, kahverengi gibi gözüküyordu. Gözleri ise mavinin en güzel tonuna sahipti. Ama mavinin o huzurunu bir şekilde veremiyordu. Daha çok tedirgin ediyor gibiydi. Bunu sadece ön yargı olarak algılasa da gerçeğe karar vermek son derece güçtü.
"Bize yardım ederseniz size minnettar kalırım. Başımızsa gelenleri iki kelimeyle anlatmam son derece zor. Halkımın çoğunu gezegende kaybettik. Kalanların sayısı ise yıllar geçerken daha da azaldı. Onlara iyi bir yer bulma konusunda söz verdim. Tek şansımız bu gezegen ve sizsiniz."
Konuşmasına ve yardıma muhtaç hallerine bakıldığında cevap kolaydı. Kabul etmeliydi ama gözleri bir şekilde hala tedirgin ediciydi. Yine de o kadar kişiyi ölüme göndermeyeceğinin fakında olarak gülümsedi. "Buna tek başıma karar veremem ama yine de şimdilik ihtiyaçlarınızın giderilmesini sağlayacağım."
Damien minnetle gülümserken ayağa kalktı. "Teşekkür ederim". Kraliçe de oturduğu yerden kalkarak Cleon'un yanına ilerledi. "Damien'i halkının yanına gönderin ve dediğim gibi ihtiyaçları giderirsin. Şu an bizim misafirimiz olacaksınız." Damien minnetini gözleri ile gösterirken Cleon'un emrindeki bir asker dakikalar sonra onu alarak odadan ayrıldı. Cleon ile odada baş başa kaldıklarında olacakları düşünüyordu. Başlarına gelen felaketi anlatmamıştı. Bunu en kısa sürede öğrenmesi gerekiyordu. Sonrasında asıl kararını verecekti.
"Cleon söylediklerimi unutma tam güvenlik istiyorum. Onlara bir anda güvenemeyiz, ne kadar az kişi oldukları önemli değil."
"Nasıl isterseniz."
Cleon yanından ayrılırken kraliçe de odasına geçti. Olacakları şimdiden merak ediyordu. Yaşanacaklar ise tüm tahminlerin ötesinde olacaktı.