Maktul

2473 Words
Lea... Lauren o... O öldürülmüş. Polisler şirketteki herkesin ifadesini alıyor.   Serenity'nin sözlerini duyduğundan bu yana Lea'nın beyninde bu cümleler tekrar etmeye devam ediyordu. Kısa süre sonra ise cümlenin yerini tek bir kelime aldı. Öldürüldü. Lauren ölüydü, daha da kötüsü öldürülmüştü. Ondan nefret ediyor olabilirdi, hatta elinden gelse onu bir kaşık suda bile boğmak isterdi. Ama ölmesi bunu gerçekten hak etmiş miydi? Lauren'a odaklı düşüncelerine gömüldüğünde üzüntü duyması normaldi. Ama işin bir de kendi boyutu vardı. Tüm o kabuslardan ve Lauren'ın cesedini kendi yatağından gördükten sonra öldürülmesi? Bu nasıl bir tesadüftü! Bunu aklı kesinlikle almıyordu. Mantıklı bir açıklama olmadığı da ortadaydı. Diğer yandan ne diyeceğini bile bilmiyordu.  Serenity kollarını bedeninden çektiğinde Lea'nın boş bakan gözleri ile karşılaştı. Korkmuş hali yerini arkadaşı için endişe eden birine dönüştüğünde ellerini Lea'nın kollarına koydu.  "Lea iyi misin? Ben seni hazırlayarak söylemeliydim, biliyorum ama... Bende hala şoktayım. Olanlar..." Serenity'nin kelimeleri fısıltı misali Lea'ın kulaklarına ulaşırken kollarından sıkılması ile kendine geldi. Zihni havası alınmış fanus misali olduğu için, arkadaşına alık alık bakıyordu. "İ...İyiyim." "İnan ilk duyduğumda bende şoka girmiştim, bu tepkin gayet anlaşılır." Hala aklını toparlamakla uğraştığı için sesi oldukça metalik çıkan Lea, konuştu. "A... Anlıyorum.."  Aralarında geçen bu kısa konuşma yanlarına gelen polis memuru ile son bulduğunda iki arkadaş arasında olan tek şey göz temasıydı. Lea ise sessizliğin içinde bedeninin istemsizce titrediğinin farkına bile varmadı. İşin kötü yanı Serenity bile bunu fark etmemişti, fark eden tek kişi yanlarına gelen dedektifti. "İsminiz Serenity'di öyle değil mi? İfadeniz alındı mı?" Polis konuşurken bakışlarını Serenity'nin üzerinde değil de gözüne oldukça şüpheli görünen Lea'nın yüzünde geziniyordu. Kızın titreyen hali, terleyen teni şüpheli olduğunu gösteriyordu.  "Hayır, sadece bilgi verildi." Serenity dedektife cevap verdikten sonra Lea'nın durumunun farkına vardı. Ama onunla ilgilenme fırsatı olmadan yanlarına gelen başka bir polis memuru ile durdu. Yanlarında bulunan ilk polis memuru gelen kişiye kısa bir talimat verdiğinde iki arkadaşa döndü. "O halde sizin de ifadeniz alınsın". Serenity, arkadaşı için endişeli olsa da polisi onaylar bir şekilde yanlarından ayrıldı. Bir kaç soruya cevap verdikten sonra arkadaşı ile ilgilenecekti.  Lea arkadaşının yokluğu ile derin bir nefes alırken vermesi o kadar da kolay olmadı. Çünkü kendine suçlayan bakışlar ile bakan adam onu tedirgin ediyordu. Diğer yandan kendini suçlu hissetmeye başlaması ne kadar normaldi? Üstüne üstlük bunu hissettirmeye başlamış bile olabilirdi. "İsminizi söyler misiniz?" "Tabi, ismim Lea." Adam aklına bir şey gelmiş gibi elindeki kağıtları karıştırırken bir kaç sayfa sonrasında bulunan kağıdı en üstte getirerek bakışlarını tekrar Lea'a odakladı. Kafası oldukça karışıktı, üstüne üstlük ölü bir Lauren gerçeği ile kafayı yemek üzere olan Lea ise adamın derdini kesinlikle anlamıyordu. Belki de Serenity'nin gitmesine hiç izin vermemeliydi. Zihni Lauren'ın öldüğünü hatırladığı her an sanki işkence çektirmekten zevk alıyormuş gibi kabus görüntülerini gözünün önüne getiriyordu. "Tam adınız, Lea Blacken mı?" Adamın birden tam adını söylemesi ile kafası karışsa da aklına gelen ilk şey ofisteki herkesin isimlerini bildiği oldu. Bu yüzdende adamı sadece başını sallayarak onayladı. Aldığı cevaptan memnun olan adam elindeki kağıtları toparlayıp kolunun altına sıkıştırdıktan sonra konuştu. "O halde sizinle uzun bir konuşma yapacağız. Benimle ifade aldığımız odaya geliyorsunuz." Adamın direk emir cümlesi ile bitirdiği konuşması rahatsız edici olsa da zihnindeki onca şeyin yanında birde buna takılmamak adına Lea bir süre sessiz kalmaya devam etti. Üstelik adam polisti, belki de diğerlerinin amiriydi. Bu üzerinde neden polis üniforması olmadığını açıklardı. Bedenini yürüyen adamın ardından hareketlendiren Lea, onu takip etmeye başladı. Diğer yandan ise aklını zihnini içinde tutmaya çalışıyordu. Çünkü duyduklarından sonra aklı her an firar edecekmiş gibi görünüyordu.  Bir kaç ofisi geçtikten sonra koridorun sonundaki ofise geldiklerinde adam kapıyı açtı. Burası müdürün odasıydı. Ayrıca diğer ofislerden de biraz uzakta olduğu ortadaydı. Adamın el hareketi ile gösterdiğini sandalyeye oturan Lea, bakışlarını polis memuruna kilitledi. O da karşısında bulunan sandalyeye oturduktan sonra dosyaları sehpanın üzerine yerleştirdi.  "Lauren ile yakın arkadaş mıydınız?" Birden gelen soru ile afallayan Lea, zihnini toplamaya çalıştı. Fazla mesai yapan düşüncelerini sıraya koymalı ve bu ifade işinden bir şekilde kurtulmak zorundaydı. Oda üzerine üzerine gelirken adamın bakışlarından da giderek daha fazla rahatsız oluyordu. Her an saçma bir şey söyleyecek yada birden bayılacak gibiydi. Gözlerinin önünde kelebekler uçuşmaya çoktan başlamıştı. Yine de her şeye rağmen ilk cevabını telaffuz etmeyi başardı. "Hayır, değildik. Sadece iş arkadaşıyız." Adam düşünür gibi bir hareket yaptıktan sonra önündeki dosyaların üzerinde olan kağıdı eline alarak Lea'a uzattı.  "Öyleyse onu oldukça geç bir saatte neden aradınız? Arama kayıtlarına göre onu en son arayan kişi sizsiniz." Ağzı açık bir şekilde adamı dinleyen Lea, dün geceyi düşündü. Onu ararken ne durumda olduğunu, ondan öncesinde olanları... Üstüne üstlük bir de suçlu konumuna düşmüştü. Bunu yeni yeni algılıyordu, çünkü bugün hiçte hayal ettiği gibi gitmiyordu. Tek hayali normal bir gün yaşamak ve Serenity ile aynı evde uyumaktı. Ama şimdi açıkça görülen şuydu. Kabuslarının baş rolü Lauren öldürülmüş. O da hiç yapmadığı bir şeyi yaparak onu aradığı için suçlu konumuna düşmüştü.  Derin bir nefes alarak kendini normal olmaya zorladığında bu ifade işini en normal şekilde bitirmeye odaklandı. Sonuçta yanlış yaptığı hiç bir şey yoktu. O suçlu bile değildi, hatta trafik cezası bile olmayan birisiydi. Bu sessizliği ise polisin daha fazla şüphe duymasına neden oluyordu. "Evet, onu aradım. Ama telefonuna cevap vermedi."  "Bu sorumun tam olarak cevabı değil. Onu aradığınız zaten kayıtlarda var. Hatta onun size cevap vermediğini de biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey onu neden aradığınız." Adam uzattığı kağıdı masaya geri koyduğunda keskin bakışlarını Lea'a yönlendirdi. Sanki bir suçluyu yakalamış gibi davranıyordu. Bu ise Lea'ı garip düşünceler eşliğinde huzursuzluğa itiyor, durumu daha da karmaşık bir yere getiriyordu. Ayrıca adama ne cevap verecekti "Lauren'ı bir yaratığın öldürdüğüne dair kabuslar görüyorum. O yüzden de iyi olup olmadığını anlamak için o saatte aradım. Ama işe bakın ki bana cevap veremedi. Çünkü sahiden de ölmüş."  Kafasını iki yana sallayıp ilk saçmalama işini kendi içinde bitirdiğinde elini alnına götürerek düşünür gibi yaptı. En iyi oyalama taktiği bu olmalıydı. Kısa süre sonrada konuşmaya başladı.  "Evet, onu aradım. Yeni projesi ile ilgili bir şey soracaktım ve benim iş kolik olduğumu buradaki herkes bilir." Konuşmasını bitirir bitirmez arkasına yaslanıp rahat bir konuma geçti. Kolay yalan söyleyen biri değildi. Ama gerçekten delirdiğini düşünmek istemiyordu. İçindeki saçma düşünceleri dile getirmek sadece onu deli gömleğine biraz daha yaklaştırırdı. Adam inanmak ile inanmak arasında gidip gelirken kapıdan aniden giren kişi konuşmasına izin vermedi. Her ikisi de gelen kişiye yöneldiğinde adam nefes almadan hızla konuştu. "Dedektif Carver maktulün kolunu hala bulamamışlar" Kol... Kolu... Lauren'ın kolu... Lea'ın zihninde bu kelimeler dönerken dedektif Carver hemen sandalyeden kalkarak gelen kişiye yöneldi.  "Bu verilmesi gereken bir bilgi değildi, Harris. " "Ben, özür dilerim efendim. Sadece burada olduğunuz için yalnız olduğunuzu düşündüm. Biliyorsunuz, burası ifade almak için kullandığımız ofislerden biri değildi." İki adam konuşmaya devam ederken Lea bir elini kalbine götürdü. Hızlı atan kalbi göğsüne fazlaca baskı yapıyor, kelimeler ise tekrar etmeye devam ediyordu. Gözüne gelen görüntüler ise çabasıydı. Her göz kırpmasında o yaratığı görüyordu ve ağzında çiğnediği kolu... Nefesi giderek kesilirken mırıldanmaya başladı. "Lauren'ın kolu mu?" Fısıltı gibi çıkan sesi ile iki adamın dikkatini çeken Lea'ın gözleri kararmaya başladı.  "Harris, bir şişe su bul. Hemen." Dedektif Carver hızla Lea'nın yanına giderken düşmek üzere olan başını kavradı. "Tamam sakin olun, bunu daha ayrıntılı konuşacağız." Bir kaç dakika sonra gelen su şişesini açarak kıza yaklaştırdı. Lea, titreyen elleri ile suyu alamazken kızın dudaklarına şişeyi yaklaştırarak bir kaç yudum almasını sağladı. Hemen ardından da eline bir miktar su alarak kızın alnına ve yanaklarına sürdü. "Daha iyi misin?" "İyiyim. Sanırım..." Hala şokta olan Lea'nın sesi fısıltı gibi çıkarken dedektif biraz olsun rahatladı. "Bu bilmeniz gereken bir ayrıntı değildi."  Dedektif Carver, kızın biraz daha rahatladığını düşünerek rahat bir nefes alacaktı ki Harris'in telsizinden çıkan ses yüzünden Lea yeni bir şok yaşadı.  "Adli tıp raporunu göndermişler efendim. Kol herhangi bir kesici alet ile koparılmamış. Bir hayvan olabileceğini düşünüyorlar. Yarada diş izlerine benzer yarıklar bulunmuş" Sui Colores (Renklerin bulunduğu gezegen) Büyük Felaketten Önce Misafirlerin gelişinden bu yana sadece iki gün geçmişti. Kraliçenin iki gün boyunca lider ile konuşma fırsatı olmamıştı. Daha doğrusu Damien konuşmak istese bile kraliçe kabul etmemişti. Henüz konuşmaya değer bir konuları olduğunu düşünmüyordu. Çünkü konuşmak demek bir karar vermesi anlamına geliyordu ve o henüz bir karar vermiş değildi. İki gündür arşivleri inceliyor ve Nicci isimli gezegen hakkında bir bilgi bulmaya çalışıyordu. Ama ne gezegen hakkında bir bilgi vardı ne de orada yaşayan ırklar hakkında... Gezegendeki felaketi de tam olarak bilmediği için elinde bir ipucu da yoktu. Evet belki de bu felaket için Damien ile konuşabilirdi. Ama yine de konu dönüp dolaşıp onlar hakkında vereceği karara gelecekti. Bu konu da belki de yardım alsa iyi olacaktı. Lidere söylediği gibi kararı tek başına almayacaktı.  Büyük ahşap kapının sesini duyduğunda başını hafifçe önünde bulunan kitaptan kaldırdı. Komutan Cleon yüzünde tuhaf bir gülümseme ile yanına geliyordu. En son bu gülümsemeyi dün gece görmüştü. Artık mola vermesini ve bu işi başkasına devretmesini söylemişti. Ama o herkesi renklerin güvenliğine atadığı ve bu işi de kendi görevi olarak gördüğü için araştırmalarla kendisi ilgileniyordu.  "Sizi burada bulmamayı umuyordum. Diğer yandan burada bulacağıma da emindim. Garip bir durum." "Olabilir, Cleon. Okuduğum ve incelediğim onca gezegenin içinde en anormal kişilerin burada olduğunu söyleyebilirim. O yüzden gariplikleri yadırgama." "Belki de onlar fazla sıradan kişilerdir, kraliçem."  Cleon'un sözlerine gülen, Fia hafifçe doğruldu. Okuduğu kitaba iki büklüm bir şekilde daldığını sırtındaki ağrıdan anlamıştı. Bedenini gererken dudaklarından acı dolu bir inleme kaçtı. Gözlerini kapatarak içindeki renge ve ruh gücüne odaklandığında ağrısı o saniye yok oldu.  "Söylediğim gibi ara vermelisiniz." "Merak etme, Cleon ben iyiyim. Ama yine de seni dinleyerek bir mola vereceğim. Hem seninle konuşmak istediğim bir konu vardı." Cleon soru dolu bakışları ile arşiv odasının oturma bölümüne ilerlerken kitaplara göz gezdiriyordu. Arşiv odası uzun yıllardır ele geçirilen her türlü bilgi ile doluydu. Bunların yanında yaşayan, ölen her insanda ayrı ayrı kayıt altına alınıyordu. Bunlar arşivcilerin göreviydi. Halk ise her şeyi paylaşmak ile yükümlüydü. Bu yüzden kraliçe araştırma işini arşivleyen kişilere bırakabilirdi ama kraliçeyi bu konuda bir türlü ikna edemiyordu. Büyük camların yanına konumlandırılmış eski tip koltukların yanına vardığında oturdu. Burası arşivin tozu ve kokusundan biraz daha arındırılmış duruyordu. Açık pencereden içeri giren havanında bu duruma katkısı büyüktü. Kraliçe tekli koltuğa oturduğunda komutanı inceledi. Kahverengi gözleri, siyah saçları ile oldukça yakışıklı olduğu bir gerçekti.  Rodas kendisi gibi iyi eğitimli biri dışında, en az kendisi kadar yakışıklı bir komutanda seçmişti. Kendisi ise isteği üzerine mavinin koruyuculuğunu almıştı. Bir komutanın oldukça önemli olan konumunu bir renk için terk ettiği pek görülmüş bir şey değildi. Ama Rodas ile mavinin arasında olanlar düşünüldüğünde buna şaşırmakta anlamsız geliyordu. Mavi yaş olarak renklerin en büyüğüydü ve en olgunu olduğu da bir gerçekti. Bir an onları düşünmek Cleon ile ilgili düşüncelerini devreye soktu. Acaba yalnız prensesi siyah ile de Cleon arasında bir şey olabilir miydi? "Sizi dinliyorum, kraliçem." Kraliçe duyduğu cümle ile yüzünü ekşitti. "Hadi ama Cleon bana emir verir gibi mola vermemi söylüyor. Ama özel konuşmak istediğimde aramıza mesafe koyuyorsun. Bunu yapma." "Tamam, kra... yani Fia." Tekrar onun dudaklarından siyahın ona söylediği ismi duyduğunda gülümsedi. "Evet, Fia. Bende bu konu ile ilgili konuşmak istedim. Bana siyah dışında Fia diyen başka biri yok. Bu da senin siyah ile konuştuğun anlamına geliyor ki, o benden başkası ile konuşan biri değildir." Cleon duydukları ile boğazını temizlerken siyahı düşündü. Kraliçeye Fia demekten hoşlanmıştı. Aralarında kraliçenin istediği yakınlığı bu sayede kurabiliyordu. "Evet bunu siyahtan duydum. Sizden bahsederken kullandı ve açıklamasını sevdim." Kraliçe hınzırca gülümserken aklına gelen şey onu daha fazla neşelendirdi.  "Cleon sana bana neden Fia dediğini sormuyorum. Sadece siyah ile nasıl konuşmaya başladığını merak ediyorum"  Cleon düşünür gibi yaparken kraliçenin neden bu konuya takıldığını anlamaya çalışıyordu. Diğer yandan her şeyi olduğu gibi anlatmaya başladı. Sonuç olarak ortada garip bir durum yoktu. "Renklerin güvenliği ile ilgili emir verdiğin zaman Rodas ile görüşmeye gittim. Dönüşte de siyah ile karşılaştım. Her zamanki yalnız ve karamsarlığı ile öylece duruyordu. Sadece onu da bilgilendirmek istedim. Sonuçta o koruyucusu olmayan tek renk, sanırım emriniz gereği onu korumak istedim. Çok kısa olan konuşmamız sonrasında da sana Fia dediğinde nedenini sordum. Açıklaması gerçekten güzeldi." Cleon'un açıklamasını dinlerken onun düşüncelerini en başta kendisinin düşünmesi gerektiğini fark ettiğinde yüzüne hüzün çöktü. O haklıydı. Siyahın bir koruyucusu yoktu. Onun mesafeli davranışları yüzünden hiç bir koruyucu onunla olmak istemiyordu. Evet onu korumaya razılardı. Ama kim sürekli ters cevaplar veren birinin yanında kalmak isterdi. Komutanın onu korumakla ilgili düşüncelerine sevinerek konuştu.  "Anladım. Siyah konusunu açıkçası düşünmemiştim. Ama onu senden başkasına emanet edemem. Onu koru olur mu? Anlaşması en zor kişi olduğunu biliyorum, ama onu korumalısın." "Elbette Fia, emrini yerine getiririm." "Buna emir olarak bakma Cleon. Onu isteyerek korumalısın. Buna görev gibi bakarsan diğerleri gibi bırakırsın." "Anladım. Merak etme, siyah ile bir şekilde anlaşmaya çalışırım." Sözlerini bitirdiğinde durup bir anlığına düşündüğünde aklına Rodas ve mavi geldi. Kraliçe siyah ile aralarında bir şey olduğunu düşünmüş olabilir miydi? Düşünmemesi gerekirdi, çünkü siyaha hiç o gözle bakmamıştı.  "Onunla aramda bir şey olabileceğini düşündün! Rodasın maviye aşık olması gibi. Öyle bir şey kesinlikle yok." Cleon'un sesi kontrolsüz bir şekilde yükselirken sonralara doğru normal sesine geri döndü. "Beni yakaladın, Cleon. Sadece taş kalpli siyahın kalbine ulaşan biri olmasını umut ettim. Sen onunla olmasını düşünebileceğim birisin. Sonuçta renkler güçleri olsa da özlerinde sıradan kişiler. Onların mutluluğu da gezegenin huzurlu olması içinde gerekli." "Düşüncelerin oldukça güzel Fia ama siyahın kalbine ulaşacak biri olduğunu sanmıyorum. O karanlığı ile mutlu gibi en azından aydınlığa çıkmak gibi bir isteği yok". Cleon'un açıklamaları adeta siyahın karamsar düşüncelerini desteklerken derin bir nefes aldı. "Sohbet için teşekkür ederim, Cleon. Şimdi ikimizde işimize geri dönelim." Komutan bıkkın bir nefes aldığında ayağa kalktı. "En azından önce bir şeyler yeseydin." "Cleon yakınlığı iyice abarttın sanırım. Sahip olmadığım abim gibisin, merak etme bir şeyler yiyeceğim." Cleon tek bir kelime dahi etmeden hızla uzaklaşırken mahcup olduğu belliydi. Hatta birazda utanmıştı. Fia, onun bu hallerini seviyordu. Keşke siyah ile olsalar diye bir kere daha geçirdi içinden, ama daha o saniye karamsarlığa sürüklendi. Siyahın etkisi işte tam olarak buydu. Tüketen biri olarak renkleri kötü etkiliyordu ama onsuz da olmuyordu.  Ayağa kalkarak daha eski kitapların bulunduğu bölüme ilerleyen Fia, raflara göz attı. Son baktığı kitapta da aradığı şeyi bulamamıştı. Gözüne takılan gümüş renkli kitabın bulunduğu rafa da bu yüzden ilerlerdi. Eline aldığı tozlu kocaman kitabın üzerindeki kabartmayı okudu. "Yok olan gezegenler". Kitabı okuma bölümündeki büyük masanın bulunduğu kısma taşıdı. Ardından masanın üzerine koyduğunda sayfaları çevirmeye başladı ve dakikalarını kitabını okuyarak harcadı.  Dakikalar, saatlere dönüştüğünde bulduğu başlıkla dağılan dikkatini yeniden topladı. Niccu, Nicci kelimesi ile oldukça yakındı. Sadece tek bir harf diye düşündü. Belki de Damien'ı o yanlış anlamıştı. Gezegen ile ilgili ayrıntıları okurken sıradan özellikleri geçti. Yok oluşlarına bir istilanın sebep olduğu ama istilacıların kim olduklarının bilinmediği yazıyordu.  Bir kaç sayfayı daha çevirdiğinde Niccu'da bulunan ırkın adını gördü. Vitae ırkı. Sonraki sayfada ise ırkın temsili bir resmi bulunuyordu. Ten renkleri soluk gri, alınlarında boynuza benzeyen iki ufak çıkıntı vardı. O an gözünün önüne Damien'ı getirdi. Fiziksel özellikleri hiç bir şekilde ırk ile benzerlik taşımıyordu. Belki de yanılıyordu. Ama aklına doluşan her bir düşünce Damien'dan biraz daha şüphe etmesini sağlıyordu. Bu yüzden de yapması gerekene karar verdi.  Felaketin ne olduğunu öğrenecek ve bulduğu bilgileri dile getirmeden onu bir nevi sorguya çekecekti. En ufak şüphe de ise acımadan kararını vermeliydi. Sonuçta sadece kendinin değil, koca bir gezegeninin yaşamı da ellerindeydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD