Kriz

2201 Words
"Adli tıp raporunu göndermişler efendim. Kol her hangi bir kesici alet ile koparılmamış. Bir hayvan olabileceğini düşünüyorlar. Yarada diş izlerine benzer yarıklar bulunmuş"   Harris telsizinin çıkardığı ses ile kaskatı bir hale gelirken amirine baktı. Zaten odaya girdiği ilk saniyede büyük bir gaf yaptığı için Carver'ın öldürücü bakışlarına maruz kalmıştı. Şimdi ise açığa alınacağını bile ciddi ciddi düşünüyordu. Üstelik bu onun ilk soruşturmasıydı. Carver'ın ise o an odak noktası kesinlikle Harris değil, gözleri önünde tir tir titreyen kadındı.  Lea içinse duyduğu kelimeler bir dönüm noktası olmuştu. Lauren'ın ölü olmasının yanında birde diş izleri gerçeği vardı. Aklı bulanmaya başlamış, zihni geçmişe sürüklenmişti. Resmi ilk çizdiği ana döndü. Çizimini Lauren'ın sunumu olduğu zaman yapmıştı. Sonra da çizdiği resme kendi bile inanamadan buruşturup atmıştı. Odadan ayrılırken ise kulaklarına dolan Lauren'ın sesi ile sinirle mırıldanmaya başlamıştı. "Keşke çizdiğim yaratık gerçek olup seni parçalasa da, bu sayede dünya gereksiz bir sürtükten kurtulsa".  Kendi sesi Lea'ın kulaklarına ulaştığı an kalbi tekledi. Bunu sahiden dilemişti. Aptalca bir dilekti! Gerçek olmayacak bir şeydi. Bunun gerçek olduğunu kabul etmek, şizofren olduğunu kabul etmek olurdu. Daha kötüsü ise yaratığın gerçek olmasıydı. Peki kimi ne şekilde buna inandırabilirdi? Her iki düşüncenin finali de tek bir yere çıkıyordu, deli gömleğine... Lea'ın bedenine ateşler basarken vücut ısısı giderek artmaya başladı. Carver'ın dudaklarının hareket ettiğini algılıyor ama tek bir kelime bile anlamıyordu. Gözleri tamamen kapanırken aniden kendinden geçti. Carver, Lea'ı sarsarak cevap almaya çalışsa da kendinden geçen kadın için hiç bir şey yapamadı. Lea'ı oturduğu koltuğa yavaşça bırakıp ayağa kalktı. Henüz çaylak olan ve bunu her hareketi ile biraz daha belli eden Harris'e öldürücü bakışlarını atmaya başladığı an yakasına yapıştı.  "Gözümün önünden hemen kaybol, Harris. Gider gitmez de hemen bir sağlık ekibi bul ve buraya gönder!" Ellerini Harris'in üzerinden çektiğinde onun hızla odadan uzaklaşmasını izledi. Ardından da baygın kıza bakmak için yanına ilerlerdi. Neden bu şekilde tepkiler verdiğini bir türlü çözememişti. Başta garip tavırları, terlemeye başlaması yüzünden onu da şüpheliler listesine eklemiş ve ona göre davranmıştı. Aslında Lea'ı bu odaya bile getirmemesi gerekiyordu. Şirket, bir kaç çalışan tarafından kullanılan ofisleri sorgulama odası olarak kullanmalarına izin vermişti. Ama burası müdürün odasıydı. Muhtemelen boş olmasının tek nedeni de adamın sorguya çekilmesiydi. Sonuçta maktul ile ilişkisi olan biri olduğundan en çok bilgi ondan alınırdı.  Kapının açılma sesi ile başını çeviren adam, sağlık ekibinden iki kişinin geldiğini gördü. Genelde bu tür dosyalar üzerinde çalıştığından görevlilerin çoğunu tanıyordu. Şimdi gelenleri de tanıdığı gibi... Bu tür dosyalarda yanınızda bir sağlık ekibinin olması çoğu zaman gerekli bir durumdu. Bayılan tanıklar, kaçmaya çalışan suçluların yaralanmaları yüzünden ne olacağını kimse bilemezdi.  Lea'ı sağlık ekibi ile odada bıraktığında onun yanında olan diğer kız aklına geldi. Onunla biraz konuşarak kızın her hangi bir hastalığının olup olmadığını sorabilirdi. Birde elbette ondan öğrendiği bir kaç bilgiyi doğrulaması gerekiyordu. Gerçekten de iş kolik olduğu konusunda haklıysa, onu gecenin bir saati araması gayet normal karşılanabilirdi.  Koridorda ilerleyerek bir kaç ofisi geçerken önüne gelen bir kaç çalışana, Lea hakkında bir takım sorular sordu. Hepsinden de neredeyse aynı cümleyi almıştı. Onlara göre Lea'nın hayatı işinden ibaretti. Onun için çizimleri her zaman önce gelirdi. Lauren'ın son yaptıklarını da öğrendiğinde kızı şüpheliler listesinden çıkardı. Onu aradığı gün Lauren önemli bir sunum yapmıştı ve anladığı kadarıyla şirket içinde birbirlerine rakiplerdi. Belki de Lea kaybettiği için sinirle bile onu aramış olabilirdi. Ama duyduğu vahşet için bile baygınlık geçiren bir kadının böyle bir şeyi yapamayacağı ortadaydı. Koridorda Serenity ile karşılaştığında kız da üzerine doğru yürümeye başlamıştı.  "Affedersiniz, Lea nerede? En son sizinle olduğunu söylediler, sanırım onun ifadesini siz aldınız." "Evet, ben aldım ama onun öncesinde size bir şey sormalıyım. Lea'nın herhangi bir hastalığı var mı? Panik atak gibi?" "Hayır, yok. Ona bir şey mi oldu?" "Hayır sadece Lauren ile ilgili bilgiler onu fazlası ile etkiledi sanırım. Baygınlık geçirdi ama sağlık ekipleri yanında merak etmeyin." Sözleri biter bitmez oldukça nazik konuşan kadını gözleri önünde değişimini izledi. "Ne demek merak etmeyin, hemen arkadaşımı görmek istiyorum!" "Sakin olur musun?" "Bana bak! Arkadaşım bayılmış ve sen bana sakin ol diyorsun. Sonuçta o yakalamanız gereken bir suçlu bile değil, onu hemen görmek istiyorum." Serenity sesinin koridorda yankılanması sonucunda oluşan sessizlik ile bağırdığını yeni fark ediyordu. Ama kendini kontrol edememişti. Nasıl edebilirdi? Arkadaşı baygınlık geçiriyordu, karşısındaki adam ise sakin olmasını söylüyordu. "Tamam, pes ediyorum. Gel benimle..." Serenity elde ettiği şeyle memnun olurken adamın peşinden gitti. İçten içe ise endişe duyuyordu. Sabah zaten Lea'a tam olarak dikkat etmemişti. Üstüne Lauren'ın öldüğünü birden söylediği için baygın olmasında da rolü olduğunu düşünmeye başladı. Belki de arkadaşı kötü bir gece geçirmişti. O an kendisini daha da kötü hissetti. Dün gece hayatının en özel gecesi olmuştu. Alex hayallerinin bile ötesindeydi. Hatta hiç yapmadığı bir şeyi yaparak tutkularına izin vermiş ve onunla birlikte olmuştu. O tüm bunları yaşarken arkadaşı belkide en berbat gecesindeydi. Serenity, ben berbat bir arkadaşım diye mırıldanırken adımlarını hızlandırdı.  Müdürün odasına geldiklerinde koltukta oturan arkadaşını gördü. Kendindeydi ve karşısındaki hemşireye bir şeyler söylüyordu. Adamın işini bitirdiğini gördüğünde hemşireyi kenara iterek Lea'a sarıldı.  "İyi misin canım?" Lea kollarını arkadaşına sararken derin derin nefesler alıyordu. İyi sayılırdı, hala nefes almakta zorlansa da iyi olacaktı. "İyiyim, endişelenme." Odadaki sağlık ekibi çıkarken Carver iki kadını izliyordu. Soruşturmanın seyri açısından Lea'ı bilgilendirmek zorundaydı. Ama Serenity sanki yanlış bir kelime söylemesini bekliyor gibiydi. O yanlış kelimede de Carver'ın kafasını koparacaktı.  "Gerçekten iyi misin, Lea?" Konuşurken kızın tepkilerini de inceliyordu. En azından titremeleri durmuş gibi görünüyordu. "İyiyim sanırım duyduklarımı kaldıramadım." Serenity soran bakışlar ile yüzüne odaklandığında derin bir nefes aldı. "Soruşturmanın seyri açısından öğrendikleriniz sizde kalırsa sevinirim. Normalde prosedür gereği sizden imza almalıyım ama zaten yeterince kötü şey yaşadınız." Lea derin derin nefesler almaya devam ediyordu. Rüya olmasını istediği şeyleri gerçekten duymuştu. İmkansız olacağını söylediği her şey başına gelirken derin bir nefesle Carver'a cevap verdi. "Merak etmeyin, kimseye söylemem." Carver memnun bir şekilde odadan ayrılırken Serenity, Lea'nın yanına oturdu. Meraklı bakışlarını hissediyordu. O an gülümsemek istedi. Bu kızı sahiden de seviyordu. Varlığı bile onu neşelendirmek için bir sebepti.  "Neler olduğunu sormak için deli oluyorsun değil mi?" "Aynen öyle..." Serenity sözlerinin ardından Lea'a biraz daha sokuldu. Meraklı yanı iş başı yapıyordu. "Tamam. Şöyle diyelim adını tam hatırlayamadığım bir memur yüzünden Lauren'ın cesedi hakkında bir kaç ayrıntıyı duydum. Ama inan bana duymak istemezsin, hem sana anlatırsam Carver beni tutuklamak için geri gelebilir. Bunu istemezsin öyle değil mi, arkadaşım?" "Tabi ki istemem. Hem en son isteyeceğim şey gerçek bir ceset hakkında bilgiler duymak. Daha iyiysen bu odadan gidelim mi? Aklıma şirket dedikoduları geldi. Müdürün Lauren'ı burada becermesi gibi şeyler..." İkisi birbirinin yüzüne önce iğrenerek baktıktan sonra gülmeye başladılar. Sonrasında da yüzleri yeniden hüzünlendi.  "Ölünün arkasından bu kadar konuşmayalım bence."  "Haklısın Lea hadi gidelim. Onun öldüğüne inanmakta hala zorlanıyorum." "Bende öyle..." Birlikte koridora çıktıklarında müdürü görmeleri bir olurken aynı anda gülme isteklerini bastırmaya çalıştılar. Lea bu durumu giderek garipleşen sinirlerine veriyordu. Müdür tüm çalışanları bir araya topladığında bir kaç gün işe gelmemeleri gerektiği konusunda bilgilendirdi. Son yapılan çalışmalarla beraber bütün departmanlar görevlerini tamamlamıştı. Yayınlanacak dergide hazır olduğu için bir kaç günlük boşluğun kaybı kolayca telafi edilebilirdi.  Eşyalarını almak için ayrıldıklarında Serenity çantasını alır almaz telefonunu kontrol etti. Alex'den bir sürü cevapsız çağrı ve mesaj vardı. Ona Lauren'ın başına gelenleri söylemişti. Merak edildiği gerçeği ise mutlu olmasını sağlarken eve gideceğini ve şimdi çıktığını söyleyen kısa bir mesaj atarak Lea'ın yanına gitti.  Koridorda karşılaştığı arkadaşının koluna yaslanarak yürürken düşünmeye başladı. Aslında düşünmek istemiyordu Lea ama elinde değildi. Aklına dün gece geldiğinde planını hatırladı.  "Serenity bugün seninle kalabilir miyim? Hatta belki de biraz daha fazla." Serenity gülümseyerek arkadaşına daha da yaklaştı. "Elbette kalabilirsin. Eğer çok korkuyorsan seni yanımda bile yatırabilirim." Bunu arkadaşının korkmuş olduğunu düşünerek söylüyordu ve elbette şakaya vurmak için... Gerçeği bilse bu kadar rahat konuşamaz diye düşündü, Lea. Ona gülüp geçerken binanın çıkışında gördükleri kişi ile durdular.  "Merhaba kızlar iyisiniz değil mi?" Lea iyiyim demeyi bile başaramadan Serenity'nin elini tutan Alex yüzünden ondan ayrıldı. Alex kızı kollarına çekerek dudaklarına küçük bir öpücük kondurarak Lea'a döndü. İkisi arasındaki bu durumun bu kadar iyi olduğunu görmek onu mutlu etmişti, her ne kadar hızlı olduğunu düşünse de... Gerçi neredeyse bir haftadır Alex'i gözleri ile yiyen arkadaşının bu durumu hızlı kabul ettiğinden emin değildi.  "İyiyiz. Sadece Lea birazcık fazla dağıldı." "Anladım. Ölen kişiye daha mı yakındın? " "Yok sadece bir kaç yanlış anlaşılma yüzünden biraz sarsıldım diyelim. Ama çabuk atlatırım." "Umarım." Alex, Serenity'nin elini tutarken iki kadın içinde gerçekten endişeli görünüyordu. Serenity'e çalıştığı dükkana geldiği ilk günden beri bir hayranlık besliyordu. Ama kız onun için imkansız gibiydi. Henüz üniversiteyi bile bitirmemiş birine, üniversitesini bitirmiş üstüne de çalışmaya başlayan bir kadın olarak duygularına karşılık verebilir miydi? Alex vermez diye düşünmüştü. Ama onun üzerinde yakaladığı yeşil gözlerine daha fazla tepkisiz kalamamış ve denemeye karar vermişti. Şimdi ise mutluydu. Onunla tek bir güne karşılık hayatını bile verebilirdi.  "Sizinle kalmamı ister misiniz? Kendinizi güvende hissetmek için."  Alex'in sözleri ile Serenity'e baktığında arkadaşının yanaklarının kızarmasını izledi. Onu istediğini görebiliyordu. Ama anlaşılan kararı ona bırakıyordu. Serenity, Lea için bir arkadaştan fazlasıydı ve her an bunu daha fazla belli ediyordu.  "Tabi olur. Ama güvende hissetmemiz için bir erkeğe ihtiyacımız olduğundan değil. Senin dostumu gerçekten hak edip etmediğini anlamak için bizimle gelmeni istiyorum Alex." Lea, gözleri önünde beyaz teninde kızıl noktalar oluşan Alex'i görünce kıkırdamasını zar zor bastırdı. Resmen yutkunmuş ve nefesi sıklaşmıştı. Bu iyiydi, arkadaşının yalnız olmadığını göstermişti. Serenity ise Alex'in sıkıca elini tutarak sakinleştirmeye çalıştı.  "Öyleyse gidelim." ... Farklı arabalarda Serenity'nin evine ilerlerken, Lea arkadaşı adına bir kez daha sevindi. Ta ki karamsar düşünceleri ortaya çıkana kadar. Düşünmek istemiyordu. Bunu engellemenin bir yolu var mıydı? Olmalıydı. Sadece şimdilik ne olduğunu bilmiyordu. Eve vardıklarında iki sevgiliyi yalnız bırakarak Serenity'nin odasına geçti. Burada misafir gibi değildi. Kendi evi gibi hissettiği için istediği gibi banyoya girdi. Ardından da Serenity'nin evinde kaldığı zamanlarda onda bıraktığı temiz kıyafetlerini üzerine geçirdi.  Sonraki dakikalar ise oldukça sıradan geçmişti. Lauren'ın üstlerinde bulunan etkisi hızlıca kayboluyordu. En azından Serenity'nin üstündeki tamamen kaybolmuştu. Onun için üzülmüş olsalar da yapacakları bir şey yoktu. Tek dileği suçlunun yakalanmasıydı, hepsi bu. Lea ise onlarla konuşurken sadece kafasını dağıtıyordu. Öğrendikleri ise oldukça işe yarıyordu.  Birbirlerine oldukça değer veriyorlardı. Sadece tek bir gün bile olsa Serenty'nin gözleri ışıl ışıl parlarken kötü bir şey düşünemiyordu. Alex'in de ondan ilk gün etkilendiklerini öğrendiğinde daha da mutlu olmuştu. Birlikte yemek yemiş, hatta sadece kafa dağıtmak için film bile izlemişlerdi.  Gece olduğunda ise Alex gitmek için ayaklanırken ikisinin birbirlerinin gözlerinin içine baktığını görmüştü, Lea. Ondan çekindiklerini düşünerek sorun olmayacağını söylediğinde, misafir odasına ilerlerdi. Işıklar kapanıp yatağa yerleştiğinde bir süre tavanı seyretti. Sessizlik ve karanlık düşünceleri geri getirirken içindeki suçluluk duygusuna anlam veremedi. Ne dilerse dilesin o yaratık gerçek değildi. Belkide sadece bir kez tanık olacağı büyük bir tesadüftü. Kendini bu düşünceye odaklandığında, dakikalar sonra zor olsa da kendini uykuya teslim etmeyi başardı.  "Ss...sen i...insan de..değilsin. Ru...ruhunu gö...gö..görebiliyorum..." Lea kulağına dolan sesler ile gözlerini aralarken ne olduğunu ilk başta anlayamadı. Ses garipti ve dahası hece hece kulağına ulaşıyor gibiydi. Belki de hala rüya görüyorum diye düşünerek gözlerini kapattı. Benliği daha fazla karmaşayı kabul etmek istemiyordu.   "Ss...sen i...insan de..değilsin. Ru...ruhunu gö...gö..görebiliyorum..."   Sesi yeniden duyduğunda bu kez üzerinde hissettiği ağırlık ile gözlerini kocaman açtı. Karanlıkta gördüğü tek şey parlayan bir çift kırmızı gözdü. Korku ile doğrulurken üzerindeki şey yatağın kenarına düştü.  "Sen gerçek değilsin. Sen geçek değilsin!"  Lea, ayağa kalkıp odada bağırırken hızla ışık düğmesine bastı. Eli, ayağı korkudan titriyordu. Işık yandığında yatağın hemen yanına baktı. Hiç bir şey yoktu. Elini kalbine götürerek sakinleşmeye çalıştı. Yine aptal bir hayal olarak düşünerek kendini avutmaya çalışıyordu. Yatağın altında duyduğu hafif tıkırtılar ile yeniden tedirgin olurken ağlamaya başladı. Mantıklı değildi, hiç bir şey mantıklı değildi. Sonra yine aynı sesi duymaya başladı.  "E...en a...az se..senin ka...kadar ge..gerçeğim. Se...seni bu...bulduk... E...efendi, me...memnun ka...kalacak..." Lea, olduğu yerde çökerken yatağın altına baktı. Yaratığı tam olarak şimdi görebiliyordu. Derisi pullarla kaplıydı ve gözleri daha koyu kırmızıydı. Sıkça dudaklarını ıslatmak için kullandığını tahmin ettiği dilini dışarı çıkartırken, çatallı dilini gördü. Belki de çatal dili yüzünden sesi öyle çıkıyordu. Şaşkınlığı yüzünden yaratığın ne dediğini yeni yeni düşünmeye başladı. Ne efendisinden bahsediyordu? "Tekrar söylüyorum. Sen gerçek değilsin, olamazsın. Kabus görüyorum. Kabus... Bu olanlar... Her şey... Sadece kabus..." "Ge...gerçeğim, ka...kanıt is...istiyorsan, di...diğer o...odayı ko..kontrol et." Yaratık aniden oluşan siyah dumanla kaybolurken, Lea delirmiş gibi çığlık atarak ayağa kalktı. Sonrada odasından çıktı. Ne yapmalıydı! Öylesine fazla bağırmıştı ki muhtemelen Alex ve Serenity'i uyandırmıştı. Koridorda bir ileri bir geri giderken Serenity ve Alex'den hiç ses çıkmıyordu. Sonra burnuna ulaşan kokuyu algıladı. Tüm sinirleri boşalmış daha fazla titrerken Serenty'nin odasına doğru ilerlerdi. Koku giderek daha da keskinleşiyor, Lea daha fazla ağlıyordu. İçinden defalarca hayır diye tekrar ederken kapıyı açtı. Karanlıkta hiç bir şey görünmüyordu sadece iğrenç bir koku vardı. Ceset kokusu... Tanıdık geliyordu, çünkü Lauren' da da aynı kokuyu almıştı. Ama o hayaldi. Işığı yaktığında ise gördüğü şey hayallerinin bile ötesindeydi.  Birbirine sarılmış Alex ve Serenity kanlar içindeydi. Hayal olmasını diledi, hayal görüyor olmalıydı. Defalarca uyan diye kendine bağırdı.  "Uyan! Lanet olası uyan! Aç gözlerini bunlar gerçek değil! Gerçek değil!" Sinir krizi geçiyordu. Neredeyse kafasını duvarlara bile vurmaya başlayacaktı. Dış kapının kırılma sesini duyduğunda korkuyla yerinden sıçradı. Arkasından gelen tıslamaya benzeri sesler ile ellerini kulaklarına götürerek olduğu yere çöktü.  "Uyan artık uyan!"  Sürekli aynı şeyi söylüyordu. Delirmiş gibiydi. Duyduğu silah sesiyle oturduğu yerde bir kez daha sıçradı. Ayaklarını kendine çekmiş, kollarını önünde birleştirmiş, kafasını da kollarının üzerine koymuştu. Her dakika daha fazla ağlarken bedenini bir öne, bir arkaya sallıyordu.  Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordu. Yanında birinin varlığını hissettiğinde başını hafifçe yukarı kaldırdı. Gördüğü kahverengi gözler hatırladığı son şey olurken ensesinde hissettiği ufak acıyla gözleri kapandı. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD