2.Bölüm

1008 Words
Kaan, subay olduğunu ve gizli görev için geldiğini saklıyordu. Elif zekice sorular soruyordu, Kaan’ı bayağı zorluyordu. Kaan: “E sen anlat bakalım, sen neler yapıyorsun?” Elif: “Ben de edebiyat öğretmenliği okuyorum, son sınıftayım.” Kaan: “Bir eğitimcisin ha? Dilin hiç öyle söylemiyor. Dili çok kaba.” Elif: “Saçmalama!” Kaan: “Hocam, sizi kibarlığa davet ediyorum.” Elif: “Git oradan, saçmalama!” Kaan başladı yine. Elif: “Zorlama bak, ne güzel konuşuyorum. Damarıma basma!” Kaan güldü: “Allah’ım ya… edebiyat öğretmenine ‘güzel konuş’ demek de tuhafmış.” Elif: “Hadi kes uzatma.” Kaan kahkaha attı: “Kızım sen neden düzgün konuşmuyorsun?” Elif: “Bana bak, ben nereden senin kızın oluyorum oğlum?” Kaan: “Peki ben nereden senin oğlun oluyorum?” Elif çayını içiyordu, gülmeye başladı. Eliflerin evi karşı binadaydı, balkonları Kaan’ın salonundan görünüyordu. Elif’in annesi balkondaydı, aşağıya bakıyordu. Elif: “Annem kesin beni arıyordur.” Kaan: “Seni çay bahçesine davet ediyorum, gelir misin?” Elif: “O kadar da uzun boylu değil, hemen yavşama.” Kaan: “Hocam hocam, hop dedik. Ayıp oluyor ama.” Kaan elini kapıya dayadı: — “Söz vermezsen gitmene izin vermem.” Elif: “Tamam lan, çekil önümden.” Kaan: “Emin misin edebiyat bölümü okuduğundan?” Elif: “Herhâlde, yalan mı söyleyeceğim?” Kaan: “Söz mü?” Elif: “Tamam tamam, bırak. Annem merak eder.” Kaan, Elif’ten çok etkilenmişti. Ertesi gün çay bahçesinde bekleyen Kaan’ın oturduğu masaya geldi. Elif: “Burası güzel değil oğlum. Bula bula burayı mı buldun? Çok zevksizsin.” Kaan: “Ne alakası var, zevkim gayet de güzel.” Elif: “Belli belli.” Kaan: “Sen hep böyle misin yoksa bana mı ters yapıyorsun?” Elif: “Sana neden özel davranayım ki? Ben hep böyleyim.” Kaan: “Hadi sen beğen bir masa, oraya geçelim.” Elif: “Bak, şurası çok güzel.” Kaan: “Hadi geçelim. Pek farkı yok ama neyse.” Elif: “Uzatma.” Masaya geçtiler. Kaan, Elif’e baktı. Makyaj yapmıştı. Kıyafetleri hanım hanımcıktı ama konuşması mahallenin abileri gibiydi. Bu görüntünün ardında bu tavır nasıl oluşmuştu? Yüzü de çok kibardı, kıyafetleri de öyleydi. İçinden: Ne tezatlıklar var bu kızda… Elif: “Hadi sene, bir şey ısmarlasana. Neden sormuyorsun ne içeceğimi?” Kaan: “Ne içersin?” Elif: “Ben Türk kahvesi alırım, orta olsun.” Kaan: “Ben de kahve alayım o zaman.” Elif: “Benimki orta olsun.” Kaan garsona: “İki kahve, orta.” Elif: “Hadi konuş.” Kaan: “Ne konuşayım?” Elif: “Ben bilmem, sen konuş.” Kaan: “Hemen… Sevgilin var mı?” Elif: “Hop dedik! Dün bir bugün iki, yavaş gel.” Kaan: “Tamam tamam, pardon.” Kaan: “En sevdiğin şarkı ne?” Elif: “Ben şarkılardan soğudum.” Kaan: “Neden?” Elif: “Ben küçükken çok şarkı söylerdim. Kaşık, çatal… elime ne geçse mikrofon gibi kullanır şarkı söylerdim. Sesim de fena sayılmaz. Konservatuvar okumak istedim. Hatta gizlice bölüme başvurdum, kabul da edildim. Ama babam ‘Ne işin var elin heriflerine şarkı mı söyleyeceksin? Adam akıllı bir bölüm oku,’ dedi. İçimde kaldı. Sözler yazıyorum, kendimce besteler yapmaya çalışıyorum.” Kaan: “Harika. Bir gün benim için söyler misin?” Elif’in gözleri doldu. Kaan: “Ne oldu?” Elif: “Ne bileyim… insanın sevdiği şeyleri yapamaması çok üzücü.” Kaan: “Lütfen, ben senin için bir şeyler yaparım.” Elif gözlerini sildi. Kaan hemen peçete uzattı. Elif teşekkür etti. Kaan: “Bak, kahvelerimiz de geliyor.” Elif kahvesini içiyordu. Bir taraftan Kaan’a sorular soruyordu: — “Sen nerede sahne alıyorsun?” Kaan: “Değişiyor. Benim sabit bir yerim yok.” Kaan Elif’e dönerek: “Bir gün seni sahne aldığım bir mekâna götüreyim mi?” Elif: “Yok daha neler.” Kaan: “Ciddiyim.” Elif: “Saçmalama lütfen. Benim ailem çok tutucu.” Kaan: “Lütfen.” Elif: “Bakarız.” Kaan: “Sen bulursun bir yolunu.” Elif: “Tamam, bakarız dedik ya.” Kaan ile Elif saatlerce sohbete daldılar. Elif: “Ben geç kaldım, hemen gitmem gerekiyor. Babam geldiğinde beni bulamazsa kızar anneme.” Kaan: “Bir daha buluşalım, olur mu?” Elif: “Söz veremem.” Elif gülümsedi, kalbi ısındı. O gün sadece bir bardak çay içmediler; uzun uzun konuştular, birbirlerinin kahkahalarına alıştılar. Artık her sabah Elif kahvesini tek başına değil, Kaan’ın gitar sesiyle içiyor. Ve bazen Kaan, balkonundan şu satırları söylüyor: “Kediler bazen kaybolur, ama bazı kayboluşlar seni en doğru yere getirir…” Elif ise her defasında gülümseyip fısıldıyor: “Ve ben seni o kayboluşla buldum.” Elif, Kaan’ı müzisyen sanıyordu; oysa Kaan gizli görevde bir subaydı. Sivil görevdeydi, bu yüzden Elif onun gerçekte ne iş yaptığını anlayamamıştı. Elif artık sabahları sadece kahve yapmıyor, Kaan’ın balkonda gitarını akortlayışını dinliyordu. Kaan da her sabah gitarını, Elif’in kahvesini bitirdiği saate göre çalmaya başlıyordu. Aralarında söylenmeyen ama hissedilen bir bağ oluşmuştu; ne tam konuşabiliyorlardı, ne de uzak durabiliyorlardı. Bir gün Kaan, cesaretini toplayıp apartman kapısına geldi. Elinde küçük bir saksı vardı; içinde minik bir papatya. Zili çaldı. Elif kapıyı açtığında şaşkınlıkla baktı. — “Bu… benim kedime mi?” — “Hayır,” dedi Kaan, gülümseyerek. “Bu sana. Çünkü artık kedini bahanem kalmadı.” Elif bir an dondu, ne diyeceğini bilemedi. Kaan devam etti: — “Pamuk olmasa belki tanışamazdık. Ama şimdi… sanırım bahanelere ihtiyacım yok.” Elif’in yüzü kızardı. Papatyayı aldı, elinde çevirdi. — “Teşekkür ederim… güzelmiş.” Kaan, gözlerini ondan ayırmadan, “Papatya da senin gibi sade,” dedi. O an sessizlik oldu. Dışarıda rüzgâr uğulduyordu, içeriden ise Pamuk’un mırlaması duyuluyordu. Elif kapıyı biraz daha açtı. Tam o sırada Elif’in annesi içeri girdi: — “Oğlum, içeri gel. Kapıda bekleme. Yine o kedi senin evine geldi değil mi?” Kaan gülerek, “Ah teyzeciğim, bu kediler evinin yolunu bilmezler,” dedi. Elif araya girdi: — “İstersen içeri gel… Pamuk da belki senin evine gelmeyi bırakır.” Kaan gülümsedi: — “Bence sen de.” İçeri girdiler. Kaan gitarını yanına almıştı. Utangaçça sordu: — “Bir şarkı çalsam olur mu?” Elif başını salladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD