3.Bölüm

1077 Words
Kaan o akşam öyle bir şarkı söyledi ki… Elif’in yıllardır kalbinde sakladığı bütün duygular bir anda dışarı çıktı. Gitarın tellerine dokundukça sanki Elif’in kalbine de dokunuyordu. Şarkı bittiğinde Elif gözyaşlarını sildi. — “Bu şarkı kimin için?” dedi. Kaan gülümsedi: — “Adını bilmiyordum, o yüzden yazarken sadece ‘pencere kızı’ diyordum. Ama şimdi artık biliyorum.” — “Ne biliyorsun?” — “Adını… ve kalbimi çalanın kim olduğunu.” Elif utandı, başını eğdi. Kaan yavaşça elini tuttu. — “Ben artık her sabah seni görmek istiyorum… sadece karşı balkondan değil.” O gece dışarıda hafif bir yağmur başladı. Kaan, Elif’e bakıp fısıldadı: “Belki de bazı yağmurlar insanı ıslatmak için değil… kalbini ısıtmak için yağar.” Elif, “Çek elini, annem görecek,” dedi. Tam o sırada annesi içeri girdi: — “Oğlum, bak sütlaç yapmıştım. Sever misin?” — “Sevmez miyim!” dedi Kaan. Sütlacı yedi. — “Ellerinize sağlık, harikaydı. Teşekkür ederim.” — “Oğlum, akşam oldu, yemeğe kal,” dedi annesi. Kaan gülerek, “Teşekkür ederim teyze. İşlerim var, onları halletmem lazım,” dedi. — “Başka zaman o zaman oğlum,” dedi annesi. — “İnşallah. Hadi iyi akşamlar.” Bakkal Mehmet Amca ise her sabah, “Pamuk ne zaman düğün yapacak?” diye şaka yapar olmuştu. Elif utandıkça Kaan gülüyordu. Ama o gün her şey değişti. Kaan sabah erkenden evden çıktı. Elinde gitarı, yüzünde heyecan vardı. Elif’e bir sürpriz hazırlıyordu. Onun sevdiği eski bir şarkıyı yeniden düzenlemiş, mahalledeki küçük kafede akşam çalmaya karar vermişti. Elif’in şaşırmasını istiyordu; bu yüzden haber vermemişti. Ama kader bazen en güzel planları bile tersyüz eder. Elif o gün pencereden baktığında Kaan’ı apartmanın önünde bir kızla konuşurken gördü. Kız kahkahalar atıyor, Kaan da ona bir şeyler anlatıyordu. En sonunda o kız Kaan’a sarıldı. Elif’in içi buz kesti. Kalbinde bir şey kırıldı. Kaan başını kaldırıp balkona baktığında Elif çoktan perdeyi kapatmıştı. O kız aslında Kaan’a gizli görevin detaylarını söylemeye gelmişti. Sarılırken de kulağına görev yerini ve saatini fısıldamıştı; etraftaki kimse duymasın diye. Ama Elif bunu çok yanlış anlamıştı. Son günlerde Kaan’ın garip davranması da bu yüzdendi. Ne balkona çıkıyor, ne de sabahları gitar çalıyordu. Telefona bile kısa cevaplar veriyordu. “Bir şey mi oldu acaba?” diye düşündü Elif. Pamuk bile huzursuzdu; balkona çıkıp Kaan’ın penceresine bakıyor ama o pencere hep kapalı duruyordu. Bir akşam, gün batarken Elif kapısının önünde bir not buldu. Kaan’ın el yazısıyla: “Papatyana iyi bak. Ve akşam sekizde onu alıp mahalle parkına gel. Söz veriyorum, bu kez seni hiçbir yanlış anlamayla bırakmayacağım.” Elif’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Saat tam sekizde, elinde papatya ile parka gitti. Güneş tamamen batmıştı. Parkta birkaç lambanın sarı ışığı yanıyordu. O ışıkların arasında küçük bir masa kurulmuştu. Masada iki fincan çay, bir fener, birkaç mum… ve Pamuk vardı. Pamuk’un boynunda minik bir kurdele takılıydı. Elif gülümseyerek yaklaştı. — “Pamuk bile planın bir parçası mıydı?” Kaan gitarını eline aldı. — “O bizim hikâyemizin başlangıcıydı. Bu da devamı.” Elif oturdu. Kalbi sıcaktı. Kaan bu defa hiç bilmediği bir melodi çaldı… yavaş, duygulu, samimi. Sonra konuşmaya başladı: — “Biliyor musun Elif, ben o gün senin kedini bulduğumda sadece bir kedi değil, hayatımı da bulmuşum. Senin gülüşünle değişti her şey. Mahalle bile daha güzel görünüyor artık.” Elif’in gözleri doldu. — “Ben de senin sesinle sevildim. Her sabah, her akşam… evim seninle doluydu.” Kaan elini cebine attı, küçük bir kutu çıkardı. Kutunun içinde yüzük yoktu—ama minik bir gümüş kolye vardı. Ucunda papatya şekli… Elif, “Gerizekâlı…” dedi. “Kaan, manyak ya, sana sürpriz yaptım, romantik bir kelime söyle bari!” Kaan gülmeye başladı. Elif, “Gülme!” dedi. “Şapşal!” Kaan: “E, daha?” Elif: “Neyse, hepsini bitirmeyeyim…” Kaan’dan iyiden iyiye hoşlanıyordu artık. Kaan zaten onu ilk gördüğü günden beri seviyordu. — “Elif, saçlarını topla,” dedi. Elif saçlarını topladı. Kaan kolyeyi boynuna taktı. — “Elif, çok teşekkür ederim,” dedi Kaan. — “Oh, nihayet güzel bir kelime daha geldi,” dedi Elif gülerek. — “Fazla vaktim yok,” dedi Elif. “Abim gelecek, işi erken bitecekmiş. Annem ‘oyalanma gel’ dedi.” Kaan: “Kaç kardeşsiniz?” Elif güldü: “Beş abim var.” Kaan: “Ablan?” Elif yine güldü: “Abla yok, en küçük benim. Beş erkek bir kız… en küçük de benim.” Kaan: “Dilinin neden böyle olduğunu şimdi anladım.” Elif: “Abilerim her biri maşallah bir kaynana! Hepsi de gıcık. Onlar beni umursamıyor, ben onları neden umursayayım ki?” Kaan: “Öyle deme…” Elif: “Niye demeyeyim? Kendileri her hıyarı yiyor, beni evden çıkarmıyorlar… şerefsizler.” Kaan: “Ağzını bozma.” Elif: “Ne dedim ki?” Kaan: “Bir şey demedin… mi? Doğrudur,” diye bir taraftan da gülümsüyordu. Kaan: “Abilerin ne de olsa…” Elif: “Ne abisi! Hepsi iskele babası!” Kaan, “Elif, lütfen,” deyince, Elif: “Tamam tamam, güzel konuşacağım,” dedi. Kaan Elif’e dönerek: — “Ben seni gördüğüm ilk andan bu yana senden çok etkilendim. Lütfen seni tanımama müsaade eder misin?” Elif: “Tamam,” dedi. Elif ilk defa hayatına bir erkek almıştı. Bugüne kadar kimseyle el ele bile tutuşmamıştı. İlk defa Kaan’a “evet” demişti. Kaan’da ise şeytan tüyü vardı. Bir de müzikle ilgilenmesi, Elif’in yıllarca içinde taşımış olduğu o müziğe olan aşkını tekrar depreştirmişti. Kaan çok sevindi; yere göğe sığamıyordu. Elif’in de kafası karışıktı. Ailesi muhafazakâr bir aileydi. Elinde gitarı ile, saçlarını uzatmış biri karşılarına çıkıp “Ben sizin kızınızla evlenmek istiyorum,” derse ailesinin Elif’i vermeyeceğini biliyordu. Beş abi, bir de baba ile nasıl çıkacaktı? Elif bunları düşünürken derinlere daldı. Kaan: “Ne düşünüyorsun? Kararından pişman mı oldun?” Elif: “Yok, hayır. Olur mu öyle şey? Söz, namustur benim için.” Kaan: “İyi bakalım. Seninle yemeğe çıkalım mı?” Elif: “Çok az vaktim var.” Kaan: “Olsun.” Birlikte çok lüks bir mekâna gittiler. Yemeklerini yediler. O sırada çok romantik bir şarkı çalıyordu. Kaan elini uzattı: — “Hanımefendi, bu dansı bana lütfeder misiniz?” Elif: “Tamam,” dedi. Birlikte dans ettiler. Kaan’ın kalbi küt küt atıyordu. Elif’in gözlerinin içine bakıyor, adeta onun gözlerinde kayboluyordu. Elif de hem utanıyordu hem de heyecanlıydı. İlk defa bir erkekle dans ediyordu. İçinden, “Abilerimden biri beni görse ağzıma tükürür,” diye geçiriyordu. Kaan ile olduğunda saatin akrep ve yelkovanı birbirini kovalıyordu sanki. Oturduklarında saate bir baktı: “Aman Allah’ım! Çok geç kaldım! Bizimkiler beni öldürür!”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD