Bu nasıl acıydı, kelimelere dökmek bile mümkün değildi artık. Canımdan can gidiyordu da sesim çıkmıyordu artık. Yıllarca sevdiğim, hasretiyle yandığım adam karşımdaydı ama yoktu. Oydu ama aslında değildi.
Kalbim ağrıyordu.
Canımın acısına yüreğim dayanmıyordu artık. Bir kez daha yanmıştı gönlüm. Onun fotoğraflarına bakarak gönül yangınımı söndürmeye çalışırken, kanlı canlı karşıma çıkmıştı fakat o Akif değildi.
Bu nasıl bir şakaydı böyle..
Perişandım.
Kalbimin sancısına dur diyemiyordum.
Yangınım çok büyüktü.
Derdime çare yoktu.
1 haftadır evimdeydim. Döndü annem ne yaptıysa ona olanları anlatamamıştım. Sadece izin aldığımı Akif için geldiğimi söylemiştim. Acımın gününün yaklaştığını söylemiş, kendimi iyi hissetmediğimi söylemiştim ve odamdan dışarıya ihtiyacım olmadığı sürece adımımı atmıyordum. Telefonum kapalıydı.
Önümde sadece onun vesikalık resmi ve birbirimize yazdığımız notlarımız vardı.
Onu, Alaz denen adamı gördüğümde Akif vardı karşımda.
Aynı onun gibi kara gözleri, simsiyah saçları vardı. Boyu bile aynıydı. Ona sarıldığım da yine başım Akif gibi iki göğsünün arasına anca gelmişti. Tek bir şeyi farklıydı.
Kokusu..
O adam, Akif gibi kokmuyordu.
Benim Akif'im hem sert hem yumuşak bir kokusu vardı. O sadece nane gibi kokardı. Akif'in parfüm bile kullandığını nadir görürdüm ama bu adam sadece pahalı olduğu belli olan o kokulardan kokuyordu. Ne nane kokuyordu ne de tatlı bir kokusu vardı.
Ama bu kadar benzerlik fazlaydı.
Parmak uçlarım Akif'in fotoğrafının üzerinde dolanırken '' bu kadar benzerlik normal mi Akif '' diye mırıldandım.
''Bu nasıl olur ki?''
Aynı anne ve babadan olan kardeşler bile birbirine bu kadar benzemezken, halasının oğlu ona bu kadar benzeyebilir miydi?
Düşündükçe beynime ağrılar giriyordu.
Ya Alaz denen adam Akif'se..
Mehmet amca çok kez o adam için Akif demişti.
Ya Akif'se ve bana söylemiyorlarsa..
Olamazdı bu. Bunun olması imkansızdı.
Akif bana böyle bir zalimliği yapmazdı, yapamazdı.
Ben onun yokluğunda ölürken, o beni bile bile ölüme terk edemezdi.
Hızlıca yatağımın üzerinden kalktığım da kararımı vermiştim. O eve geri dönecektim ve öğrenecektim. O adamın Akif mi yoksa gerçekten Alaz dedikleri adam mı olduğunu öğrenecektim.
Eğer gerçekten Alaz dedikleri adamsa devam edecektim çalışmaya ama eğer Akif'se ve beni yıllardır öldü olarak kandırıp hayatımı mahvetti ise benim için ölü olmaya devam edecekti.
Önce odadan kendimi dışarı atıp banyoya girdim. Üzerimdekileri çabucak çıkarıp duşa girdim. Ilık su bedenime iyi gelirken, bu saatten sonra düşünmeme kararı aldım. Düşünmeyecek sadece gerçekleri öğrenmek için mücadele edecektim.
Banyodan çıktığım da '' yavrum'' diyen Döndü anneme döndüm.
Annem bitkin halimi gördüğünde telaşlansa da ''iyiyim anne merak etme. Hazırlanıp işe gideceğim '' dedim.
Annem hızlıca karşıma geçip '' hayır Deniz '' dedi sert bir sesle. ''çalışmanı istemiyorum artık. Sen bana Akif diyorsun ama değil. Anneler hisseder yavrum, senin başka bir derdin var.''
Döndü annem..
Ah annem..
Sen gerçek bir annesin dedim kendi kendime. Ben ise gerçekten senin evladınım.
Anneme doğru adım atıp sıkıca sarıldım ona.
''Ben iyiyim anne beni merak etme. ''
Ona ilk defa adını vermeden anne demiştim. O an kollarını bana daha da sıkı sardı. Kısık hıçkırıklarını duydum o an. Mis gibi kokusunu içime çektim.
''Daha da iyi olacağım. Bundan sonra hep iyi olacağım, sakın beni merak etme.''
Birbirimizden ayrıldığımız da annem göz yaşlarını silip sessizce başını salladı. Odama geçip yavaşça giyinmeye başladım. Verdiğim kararın sonuna kadar arkasında durmaya gayret gösterecektim.
Altıma geldiğim gün ki pantolonu giyip üzerime gri yarım kollu tişörtümü giydim. Uzun kahverengi saçlarımın havluyla ıslaklığını alıp sadece taradım. Hala bıraktığım gibi duran kol çantamın içine yatağımın üzerinde duran Akif'in fotoğrafını koyup, parmağıma yine tek taşımı taktım.
Hazırdım.
Yüzleşmeye artık hazırdım.
Odadan çıktığımda annemi koridorda yakaladım. Elindeki poşeti bana uzatıp '' sana giyecek bir şeyler almıştım yavrum bunları da al yanına '' dedi.
Burukça gülümseyip '' neden zahmet ettin '' dedim. Döndü annem gülümseyerek '' ne zahmeti. Geçen gün ki havlularım çok beğenildi,onlar için Elif'le konuşmaya gitmiştim dönerken, küçük bir dükkanda gördüm bu elbiseyi. Dedim benim kızıma ne de yakışır bu, hemen aldım umarım sende beğenirsin'' dedi.
İki yanağından öpüp '' teşekkür ederim annecim '' dedim. Annem mutlulukla bana sarılıp '' rica ederim kızım. Hem şimdi sana elbise dikmeye başlayacağım. Nergis teyzen bana makine de dikiş dikmeyi gösterecek.'' dedi hevesle.
Onun bu tatlı haline gülüp '' olur o zaman onu heyecanla bekliyorum '' dedim.
Sonra annemle dış kapıya yürüdük, tekrar sarılarak birbirimizden ayrıldık. Mahallenin kırık taşlı yolunu yavaş yavaş adımlarken, yine o meydana geldim. Gözüm yine o köşeye takıldı ve içime bir ağırlık çöktü.
Ya gerçekten o adam Akif değilse ve ben sevdiğim adamı boşuna boşuna suçluyorsam..
İçimi kemiren düşüncelerden çıkıp, durağa döndüm. Biraz daha yürüdüğüm de durağa varmıştım. Hemen önümde siyah bir araba durduğunda kaşlarımı çattım. Kapı açılıp içinden Emre indiğinde kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatıldı.
''Senin ne işin var burada?''
Emre '' Sizi bekliyordum Deniz hanım '' dedi.
Dudaklarım iki yana alayla kıvrıldığında '' ne zamandır bekliyorsunuz acaba?'' diye sordum bu seferde.
Emre tam karşımda durduğunda '' şimdi geldim '' dedi düz bir ses tonuyla.
İnanmadığımı belli eder şekilde başımı salladığımda '' peki ya neden?'' dedim.
''Sizi götürmek için''
Hiç duraksamadan cevap vermesine bu sefer ben şaşırmıştım.
''Nereye götüreceksin''
Emre bu konuşmalardan bıkmış gibi derin bir nefes alsa da umurumda değildi. Ruh halim çokta iyi sayılmazdı. Ben delirirken, onları da delirtebilirdim ve bundan asla gocunmazdım. İnatla üstlerine gidebilirdim.
''Eve''
Tek kelimeyle olayı özetlediğinde onu es geçerek arkasında kalan arabanın kapısını açtım. Ön koltuğa yerleştiğimde bu sefer afallama sırası Emre deydi herhalde ki bu kadar hızlı olacağını o da tahmin etmemişti. Büyük ihtimalle beni ikna etmek için uğraşacağını düşünüyordu.
Emre sonunda kendine gelip, arabaya döndüğünde ben çoktan kapıyı kapatmış ona bakıyordum. Küçük bir duraksamanın ardından kendine gelip o da arabaya bindi ve üç saatlik yolculuğumuzu sessizlikle bitirdik. Evin önüne geldiğimiz de kapı otomatik olarak açıldı ve koruma kalabalığının içine giriş yaptık.
Araba evin önünde durduğu an kapıyı açarak indim. Merdivenlere doğru yönelik basamakları çıkarken, evin kapısı açılmış ve kapı da Aslı görünmüştü.
Aslı gülen yüzüyle '' hoş geldin '' dediğinde ona küçücük bir gülümseme sunup '' hoş buldum'' dedim.
Evden içeriye girip, kapı kapandığında Aslı ''seni çok merak ettim '' dedi. Kararsızlıkla yüzüme bakıp '' o gün hiç iyi değildin.'' dedi.
Elimdeki poşeti sıkarken, '' şimdi iyiyim '' dedim kendimi gülümsemeye zorlayarak.
''Mehmet amca odasında mı?''
Aslı başını sağa sola sallayıp '' hayır değil. '' dedi. '' Alaz bey onu bugün çiftliğe götürdü. Akşama anca gelirler.''
Alt dudağımı ısırırken '' teyzemde çarşıya gitti, istersen beraber bahçe de kahve içebiliriz '' dediğinde olur anlamında başımı salladım.
''Elimdekileri bırakayım mutfağa yardıma gelirim '' dediğimde Aslı hayır der gibi elini sallayıp '' sen direk bahçeye geç. Bende hemen gelirim ''dedi.
Onu onaylayarak merdivenlerden çıktım. Kaldığım odanın kapısına gelince yavaşça kapıyı açıp içeriye geçtim. Her şey bıraktığım gibi burada duruyordu.
Annemin aldığı elbiseyi poşetinden çıkardığımda burukça gülümsedim. Beyaz kolları fırfırlı elbise bana o günü hatırlattı. O günde üzerimde buna benzer bir elbise vardı.
Babamın öldüğü gün, Akif'in gittiği gün..
O günden sonra bir daha ne elbise giymiştim, ne de beyaz rengi çok kullanırdım.
İkisi de haram gibiydi sanki bende.
Oda da çok oyalandığımı fark edince dolaba elbiseyi asıp odanın kapısını çekerek çıktım. Merdivenleri inip salona geçtim. Kısa yoldan bahçeye çıktığım da Aslı da mutfak tarafının kapısından yeni çıkıyordu.
Gölge de kalan masalara ilerledim bende. Aslı kahveleri masaya bıraktığında bende sandalyeye oturdum. Aslı tam karşıma geçip,önce benim kahvemi uzattı. Teşekkür ederek aldığımda '' nasılsın ?'' diye sordu.
''İyiyim '' dedim ona bir kez daha.
Aslı '' gerçekten nasılsın Deniz?'' dedi gözlerimin içine bakarken. ''Evet yeni tanıştık, birbirimizi tanımıyoruz ama arkadaş olabiliriz. Benim de pek arkadaşım yoktur. İnsanları kolay kolay sevemem ama seninle arkadaş olmak istiyorum ''
Ona inanmakla, inanmamak arasında gidip geldim o an. Gözlerinde gerçekten saflık mı vardı yoksa yalan mı?
O an ona inanmayı seçtim.
''Değilim.''
Aslı beni anlıyormuş gibi başını salladı.
''O gün..'' dedi, duraksayarak.
''Ne oldu, hiçbirimiz bir şey anlamadık.
''Gözüm salonun camına takılırken, '' geçmişe gittim '' diye mırıldandım. ''Bir anda o sandım ''
Aslı anlamayarak ''o?'' dedi.
Tekrar Aslı'ya döndüğümde '' Mehmet amca '' dedim. '' Babamın çocukluk arkadaşı, gençliği, yaşlılığı. Onlar nasıl beraber büyüdüyse bizde Akif'le öyle büyüdük ama babamlar gibi kardeş değil.''
Aslı kahvesinden yudum alırken, bende bir yudum aldım. Kahve bana ve zihnime iyi gelirken devam ettim.
''İlk aşkım benim Akif ve son olarak da kaldı. ''
Aslı '' Deniz , ben pek anlayamıyorum '' dediğinde '' Akif le biz çocukluk aşkıyız. Daha 17 yaşındaydım ona kavuştuğumda. Benim ailem oldu o. Annem, babam, kardeşim, sevgilim. Yirminci yaş günümde bana bu yüzüğü verdi'' dedim parmağımdaki yüzükle oynarken.
Aslı gülümseyerek yüzüğe baktığında '' ama sadece bununla kaldı. '' dedim. '' Akif öldü, bana sadece ondan anılar ve bu yüzük kaldı.''
Aslı'nın bir anda gülümseyen yüzü soldu.
''Mehmet amcanın yeğeni, Alaz bey.''
duraksadım. Cümleler dudaklarımdan sanki çıkmak istemiyor gibiydi.
''Akif'in kopyası. Birebir aynılar. Onu gördüğüm de bir an karşımda Akif var sandım. ''
Aslı'nın gözleri doldu. Bir kaç kez dudaklarını açıp kapadı. Ne diyeceğini bilemez gibi yüzüme baktığında '' diyecek bir şey yok Aslı. Bu konuyla ilgili hiç kimse bir şey diyemiyor. O gün o yüzden kötü oldum. Ben onu Akif sandım. O da Akif olmadığını net bir dille belirtti. '' diye konuştum.
Aslı hızlıca yerinden kalkıp yanımdaki sandalyeye geçti. Kollarını boynuma dolayıp sıkıca sarılırken '' sarılmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Ne desem boş olacak çünkü. Sana geçer diyemem, geçer diyenlerin hepsi yalan söylüyor çünkü ''dedi ses tonu değişirken.
Gözümden bir damla düştüğünde Aslı'yla birbirimizden ayrıldık. Gülümseyerek gözümden düşen damlayı silip '' işte benim olayım bu '' dedim.
Aslı '' bende teyzemin başına kalan belayım '' dedi gülümseyerek.
Ona bakarken '' annem ben beş yaşındayken babamla geçirdikleri trafik kazandı vefat etti'' dedi. Derince yutkunmaya çalışırken '' başın sağ olsun '' dedim. Aslı başını sallayıp '' babam bir kaç sene sonra başka biriyle evlendi. O kadında beni istemedi hamile kalınca. Babam teyzemi aramış gelin çocuğunuzu alın diye. O gün bugündür teyzemleyim'' dedi, neşeyle.
Ben hayatım cehennem derken, aslında başka insanlarında hayatının bu denli olduğunu bilmiyordum. Biz kendi derdimize yanarken, tanımadığımız bir çok insanında derdi kendine büyük oluyordu.
Ben sadece Aslı'nın hikayesine şahitlik etmiştim, belki de daha niceleri vardı.
''Deniz''
Hasretle ismimim söylenmesiyle başımı kaldırdım. Mehmet amca tekerlekli arabasında oturmuş mutlulukla bana bakıyordu. Gözüm bir an yanında duran adama kaydığında yüreğim tekrar yandı.
Yavaşça ayağa kalktığım da ''geldin kızım '' dedi hasretle.
Gözlerim hala ondayken '' geldim '' diye mırıldandım.
-BÖLÜM SONU