4 SENE SONRA
Günler ayları, aylar yılları kovalarken yalnızlığımı daha katlanır kılan hiçbir şey yoktu. Geçmişe gitmek bana iyi gelmiyordu. Hiçbir zaman da gelmeyecekti. Ne babamın yokluğuna alışabiliyordum ne de onun yaptıklarını unutabiliyordum. O zamanlarda sürekli hapishaneye ziyaretine gitmiştim, fakat hiçbirinde gelmemişti. Her defasında görüşmek istemediği iletiliyordu ve ben asla pes etmiyordum. Bir gün yine ziyaretine gittiğimde öldüğünü söylediler. Tuvalette kavga çıktı ve Akif öldü.
Akif öldü.
Ben yine öldüm. Yaşarken bir kez daha öldüm.
Babam da Akif te öldü.
İki mezar kaldı sadece onlardan geriye.
O haberden sonra Mehmet amca da yok oldu. Omuriliğine gelen kurşun onu felç etmişti ve Mehmet amcayı yakınları bakımevine yatırmıştı. Ne onu bulabilmiştim ne de kendimi.
Yaşarken ölmüştüm.
O yüzük ise parmağımdan çıkmamak üzere bana kalmıştı.
Bende sevdiklerimle beraber 4 yıldır toprak altındaydım.
Bu süreçte Döndü annemle aynı evi paylaşmaya başladık. O bana yeniden anne oldu bende ona olmayan evladı.
İkimizde geçinebildiğimiz kadar geçiniyorduk. Kazandığımız para ikimize de yetiyordu. O dikiş, nakış işleyip satıyordu, bende hastahane de hasta bakıcı olarak çalışıyordum.
''Deniz''
Bana seslenen Döndü annemle beraber karışan aklımla, yemeğin altını kapatıp mutfaktan çıktım. Gözlüğünü burnunun ucuna indirmiş bir şekilde hala oya yapıyordu.
''geldim'' diye seslendiğimde gözlüklerinin üzerinden bana bakıp '' hah kızım gel. '' dedi. Yanındaki havluları gösterip '' nasıl olmuşlar bak bakalım?'' dedi.
Yanına oturup tek tek iğne oyasıyla oyaladığı kenarlara bakıp'' hepsi birbirinden güzel '' dedim elimi üzerinde gezdirip.
''Sence bu sefer satılır mı?'' diye merakla soran Döndü anneme '' elbette satılır. Bence bunları artık mahalledeki tuhafiyeciye vermeyelim ben çarşıya götüreyim '' dedim.
Döndü annem işine devam ederken '' olmaz kızım. Elif yıllardır benim göz nurlarımı satmak için uğralıyor, az geliyor ama yenide yıllardır kahrımı çekiyor. Ayıp olur '' dedi net bir dille.
Onu fikrinden caydıramayacağım için kabullenmişlikle başımı salladım.
''Götüreyim o zaman '' dedim.
Annem '' zahmet olacak sana ama bacaklarım artık çok ağırmaya başladı '' dedi eliyle dizini ovarken. Pamuk eline öpücük kondurup '' ne zahmeti, sen benim canımsın, canyoldaşımsın'' dedim ona sevgiyle.
Döndü annem kırışan göz kenarlarını silip '' asıl sen benim canyoldaşımsın. Hem hergün çalışıp emde benim işlerime yetişiyorsun'' dedi titreyen sesiyle.
Eline bir kez daha öpücük kondurup bu duygusallığı atmak adına '' ben gidip geleyim hava kararmadan'' dedim.
Havluları poşete koyup ayakkabılıktan terliklerimi alarak kapıyı açtım. Terliklerimi ayaklarıma geçirip kapıyı kapattım. Bahçe kapısından çıktığım vakit, derin bir nefes alarak bütün perdeleri kapalı evimize baktım.
Bekledim.
Hergün yaptığım gibi uzun uzun sıvası dökülmüş, demirleri paslanmış evimize baktım. Sonra yine yürümeye devam ettim. O kanlı meydana geldim. Herkes yürüyüp giderken, ben Akif'i son gördüğüm yere yine dalıp gittim. Son kez bir daha baktım ona ve karşı yola geçtim. Bir anlık dalgınlıkla bacağımı büyük siyah bir minibüse çarptım. Başımı hızlıca sallayıp kaldırıma çıkarak, köşedeki tuhafiyeye girdim.
''Kolay gelsin Elif abla ''
Elif abla tezgahtan başını kaldırıp '' hoş geldin Denizcim'' dedi. '' Döndü ablanın yeni kıymetlileri geldi demek.''
Başımı sallarken elimdeki poşeti ona uzattım.
Hevesle poşeti açıp içinden havluları çıkardı. Hepsine içi giderek bakıp '' yine döktürmüş 'valla ''dedi.
Dudağımın bir tarafını kıvırıp '' satılır mı hemen?'' diye sordum.
Elif abla hevesle başını sallayıp ''dün yağlı bir müşteri geldi. Tam onun istedikleri gibi. '' dedi. Sonra başını kaldırıp ''aynı fiyattan mı hepsi?'' diye sordu.
Başımı sallayıp ''40 tl tanesi'' dedim.
Elif abla onaylayarak '' tamam kuzum. Yani 45 den satıyoruz '' dedi.
Onunla anlaştıktan sonra dükkandan çıkarak yeniden evin yolunu tuttum. Eve girdiğimde Döndü annem çoktan sofrayı kurmuş, masa da beni bekliyordu. Onu çok bekletmeden ellerimi yıkayarak bende yerimi aldım. Sessizlik içinde yemeğimizi yiyip, her akşam olduğu gibi televizyonun başında vakit geçirdik. Annem uyudu, ben onu uyandırıp yatağına yatırdım sonra ise aynı düzen olarak odama geçip, sakladığım kutuyu çıkardım.
Babamın tespihi, fotoğrafları bir tarafta..
Akif'in ve beraber olduğumuz fotoğrafları bir tarafta..
Yine uzun uzun inceledim hepsini. Seslerini unutmamak için nasıl çaba sarf ediyorsam, yüzlerini de unutmamak için her gece fotoğrafları da öyle beynime kazıyordum.
''Akif'' dedim ikimizinde gülümsediği fotoğrafa doğru.
''Yaşasaydın, ve hiç oraya düşmeseydin şimdi nerede olacaktık? Yan yana mı olurduk yoksa böyle ayrı mı?''
Cevap vermeyeceğini bile bile her akşam ona soruyordum. O bana gülümsüyordu ben ona hayallerimizi tekrar tekrar anlatıyordum.
Oğlumuzun ismini tekrar ediyordum sürekli.
Kızımız olsaydı kime benzeyeceğini tartışıyordum tekrar tekrar.
Hayallerimizde, hayallere kalmıştı.
--
Yine bir sabah daha masanın üzerine kolumu dayamış bir şekilde uyandım. Her gün olduğu gibi her tarafımın uyuşukluğuyla uyanıp esnedim. Bugün yine bir iş günüydü. Yeniden hastaneye gidecek, Yatağa muhtaç olan hastalarımla ilgilenecektim. Ağrıyan belimi tutarak, ayağa kalktığımda bugün belimle beraber bacaklarımda ağrıyordu.
Zorlanarak odadan çıktığımda evin sessizliğiyle yine Döndü annemin sabahın erken saatinde ilmek ilmek işlediği oyalarını satmak için dışarı çıktığını anladım. Banyoya girip işlerimi hallettikten sonra masanın üzerinde duran, kahvaltıyı gördüm. Gülümseyerek masaya oturup kahvaltımı yaptım. Kahvaltım bittikten sonra yeniden dişlerimi fırçaladım.
Odama geçip önce çantamın içine formalarımı koydum ardından kendim giyindim. yarım kollu beyaz bluzumu ve kot pantolonu giydikten sonra saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapıp çantamın ağzını kapatarak, odadan çıktım.
Kapıdan siyah spor ayakkabılarımı giyip çıktım evden. Yolum biraz uzundu ama yine de yürümek bana epey iyi geliyordu. Bizim mahalle durağa biraz uzak kalıyordu. Zaten son 4 yılda olan olaylar mahalleyi iyice tekinsizleştirmişti. Geceleri burada yürümek epey zordu artık.
Hayatım gibi, mahallede alt üst olmuştu.
Epey yol yürüdükten sonra sonunda durağa varabildim. Otobüs kartımı çıkarıp gelen araca bindiğimde kendime köşe de yer bulup geçtim. Çünkü yürüdüğüm kadar bir de yol gidiyordum. Bu işi zor bulmuştum. Yakın, uzak diye ayrım yapamazdım. Bir şekilde hayata dönüp kendime gelmem gerekiyordu, ne kadar gelebilirsem tabi..
Fakat çalışmak iyi gelmişti. Çalıştığım bakımevi- hastane bana gerçekten iyi geliyordu.Yaşlılarla olmak huzurluydu. Bakıma ihtiyacı olan kişilere yardım etmek iyi geliyordu. Onların mutlu olması bana iyi geliyordu. Ara ara babamı görüyordum onlarda. Bana her defasında mahçuplukla yaklaşsalarda benim için onlar dünyanın en güzel varlıklarıydı.
Kimi kimsesizdi, kimi çocukları tarafından buraya bırakılmıştı.
Onlar da eksikti, bende.
Yolun sonuna geldiğim vakit, düğmeye basıp ayağa kalktım. Araba durduğunda inip derin bir nefes alarak güvenliğin açtığı kapıdan içeri girdim. Büyük bahçeye adım attığın an, güneşin tadını çıkaran, birbirleriyle muhabbet eden arkadaşlarımı gördüm. Suna teyze beni gördüğünde el salladı. Onun mutluluğuna elim sallayarak gülümsedim. Yolda gördüğüm herkese halini hatrını sorup, içeriye girdim.
Rüya hemşirenin ''Deniz'' diye seslenmesiyle arkamı döndüm.
''Günaydın.''
Rüya hemşire ''Günaydın Deniz. Müdür bey seni sordu. İçeri geçmeden istersen bir yanına uğra. ''dediğinde kaşlarımı çatarak '' bir sorun yok değil mi?'' dedim.
Rüya hemşire omuzlarını kaldırarak '' bilmiyorum ki. Şimdi sordu zaten seni. Önemli bir şey olduğunu sanmıyorum'' dedi normal bir şeyden bahseder gibi.
Tedirginlikle başımı sallayıp merdivenleri çıkmaya başladım. Buraya başlayalı daha 5 ay olmuştu. Tek duam işten çıkarılmamaktı. Yoksa Döndü teyzemin kazandığı asla bize yetmeyecekti. Ev kirası, elektrik, su ,şimdi kışta geliyordu kömür parası derken olmayan paramızda bitecekti. Burası tek umudumdu benim.
Müdür beyin kapısına geldiğimde korkuyla boğazımı temizleyip, kapıyı çaldım.
İçeriden ''Gir '' sesini duyduğum da kapıyı aralayıp adım attım.
''Beni çağırmışsınız müdür bey'' dedim tedirginlikle.
Müdür bey gülümseyerek '' Gel Deniz'' dedi.
Arkamda kalan kapıyı kapatıp içeriye adım attım. Müdür beyin karşısındaki koltuklarda bir bey daha oturuyordu. Adamın karşısını işaret edip '' geç lütfen '' dedi.
Adamın karşısına oturduğum da başımı kaldırdım. Adam önce parmağımdaki yüzüğe ardından yüzüme baktı. Bakışları bir kaç saniye yüzümde oyalandıktan sonra Müdür beye döndü. Bende müdür beye baktığım da boğazını temizleyerek karşımdaki adamı işaret etti.
''Deniz'cim, seni Sinan Bey'le tanıştırayım.''
Ardından adının Sinan olduğunu öğrendiğim adama dönerek '' Sinan bey bu hanım kızımız da size bahsettiğim Deniz'' dedi. Müdür bey tekrar bana dönerek '' Denizcim, Sinan Bey'in bir ahbabı yatağa bağımlı bir hasta. Sağ olsunlar önce bizimle görüşmek istemişler. Bakıma ihtiyacı olan hastamız içinde seni önerdim. '' dedi.
Başımı sallayarak ''olur Müdür bey. Zaten Tahsin amcayı kızı gelip aldı 2 gün önce. Onun odası boş'' dedim. Müdür bey elini sallayarak '' hayır Denizcim'' dedi. ''Sinan beyin yakınına özel, tek hasta olarak bakacaksın ve burada değil''
Kaşlarım anında çatılırken ''burada değil derken?'' diye sordum tereddütle.
En sonunda sözü Sinan bey devraldı.
''Kendi evimizde bakılacak. Özel olarak. Tek olarak. Sigorta, çift maaş artı ikramiye. Tek şart yatılı olarak geleceksin.''
-BÖLÜM SONU