3.BÖLÜM

1238 Words
Ölümü kabullenebilen var mıydı acaba? Ölüm.. Sevdiklerini bir kuru toprağın altına bırakıp, sonra gerisin geriye gitmek.. Kolay mıydı? Değildi. Ben hep sevdiklerimle sınandım. Önce o kadın gitti, sonra babam ve Akif. Ben yalnızlıkla mücadele etmeyi küçük yaşta öğrendim. Akif'in mezarının çiçeklerini ekerken bir damla daha düştü gözümden. Önce babamın mezarına, ardından Akif'ime gelmiştim. En zor olan da oydu. İkisinin de hep yanında olmak istiyordum ama olamıyordum. ''Akif'' dedim titreyen sesimle. Mezar taşında bir kez daha gözlerimi gezdirdim. Onun isminin o beyaz taşın üzerinde yazmasına dayanamıyordum. Babam ve Akif'in mezarını 3 sene önce yaptırmıştım. Yememiş, içmemiştim 1 sene boyunca her işi yapmıştım onlar için. Kalbim sıkışmıştı o gün. Bu taşlar yapılınca isimleri orada yazınca kalbim dayanmamıştı. ''Ben bir iş buldum Akif.'' Derin bir nefes alırken, ''parası da iyi. Döndü anneme daha iyi koşullarda bakarım hem. Dün kabul ettim işi. Önce Döndü annemle konuştum. Onun fikrini aldım sonra kabul ettim. Çünkü iş hem buraya uzakmış hem de bir tek pazar günlerim izinli. ''dedim bir nefeste. Elim, isminin olduğu yeri okşarken, '' artık gücüm kalmadı'' dedim. Gözlerim yıllarca önce bana emanet edilen yüzüğüne kaydı. Dudaklarımda küçük bir gülümseme belirdi. Yine dedim kendime.. Belki her şey daha başka olabilirdi. Havanın kararmaya başlamasıyla ''pazar günü görüşürüz sevgilim'' dedim ağır ağır oturduğum taşın üzerinden kalkarken. Dudaklarımı isminin yazılı olduğu yere bastırdım. ''Hoş çakal '' Bir kez daha döndüm ona arkamı. Onu burada bırakırken yine kızdım ona. Beni görmek istemeyişine, çaresiz bırakışına. Ama anlıyordum da onu. Daha sonra mahalleliden öğrenmiştim. Mehmet amcaya borcu olan birileri vardı. Adam 'oğlumu evlendireceğim, parayı ne zaman ödersiniz?' demek için yanlarına gitmiş. Sonra ise adamlar Mehmet amcayı hiç daha önce ondan borç almamış gibi yaka paça kahvehaneden atmış. Mehmet amca polise gideceğini söylediği vakit de sırtından vurmuşlar. O an her şey Akif'in gözlerinin önünde olmuş. Akif önce babasına koşmuş, yetmemiş adamı dövmüş belki de içindeki öfke, acı dinmemişti ki adamın yere düşürdüğü silahı alıp onu vurmuş. Adam oracık da can vermişti, Akif'im de hapishanede. Dolan gözlerimle yürüdükçe yürüdüm. Evin önüne geldiğimde yine eski evime uzun uzun baktım. Ardından çantamdaki anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. ''Deniz?'' Seslenen Döndü anneme ''benim'' dedim ayakkabılarımı çıkarırken. Kapıya gelen annem '' hoş geldin kızım'' dedi sıcak bir sesle. Ayakkabılarımı ayakkabılığa bırakıp kapıyı kapattım. Anneme sıkıca sarılıp '' hoş buldum'' dedim. Döndü annem '' geç hadi '' dedi. Salona girdiğimiz de hazır olan masayı görüp ''ellerimi yıkayıp geliyorum '' dedim. Banyoda işlerimi halledip bugün bankadan çektiğim parayı alarak tekrar mutfağa girdim. Döndü annem çorbaları koyarken yerime geçtim. ''Afiyet olsun kuzum '' Anneme '' ellerine sağlık '' dediğimde önüne zarfı bıraktım. Döndü anne şaşkınlıkla zarfa bakıp '' bu da ne?'' dedi. ''Senin'' dedim çenemle işaret ederek. Döndü anne zarfı alıp açtığında '' bu da ne Deniz?'' dedi şaşkınlıkla. Elime çorba kaşığını alırken '' bankadaki paramı çektim. Ben yokken bir ihtiyacın olur '' dedim. Döndü annem hızla zarfı kapatıp geri yerine koyarken '' olmaz öyle şey dedi '' sert bir sesle. '' Yarın bu parayı bankaya geri yatırıyorsun!'' Başımı olumsuz şekilde sallayıp '' ben en az bir hafta yokum anne. Bir şeye ihtiyacın olur yada ben gelemem bir aksilik olur yanında bulunsun. Ben zaten yatılı kalacağım, yeme içme orada. Paraya da ihtiyacım yok. Hem ne olur ne olmaz diye biraz aldım yanıma da '' dedim net bir şekilde. ''O para da senin. En azından maaşımı alana kadar idare eder. İhtiyacın olursa da avans isterim en kötü. '' Döndü anne tam ağzını açacağı sıra '' annemsin değil mi?'' dedim. Döndü annenin bakışları anında yumuşarken '' o nasıl söz öyle tabiki annenim ben senin '' dedi. ''O zaman sorun yok. '' Beraber sessizce yemeğimize devam ederken, Döndü annemin içinde kaynayan lafları biliyordum ama hiç oralı olmuyordum. Yemeğimizi yiyip masayı topladığımızda annem '' kızım beni Elif çağırdı bir iş varmış onu konuşup geleyim '' dediğinde ''tamam '' dedim. '' Dikkat et kendine'' Annem, evden çıktığı vakit, bende bulaşıkları bitirmiştim. Odama geçip valizimi hazırlama zamanıydı şimdi. Dolabın üstünden büyük valizi indirip, içine bir kaç tane kitabımı ve kıyafetlerimi yerleştirmeye başladım. Bir çiftte terlik koyduktan sonra başka bir şeyim kalmamıştı, zaten çok fazla eşyam da yoktu. Zaman su gibi akıp giderken, odamın kapısı çaldı. ''Gel anne'' Annem elinde ballı sütle içeriye girdiğinde gülümseyip yana kaydım. Döndü annem, açtığım yere oturduğunda ''kendine çok dikkat et emi yavrum oralarda. Bilmediğimiz, tanımadığımız insanlar. Zaten bu ev işi nereden çıktı onu da anlamadım. Ne güzel bilindik bir yerdi çalıştığın yer, gönlüm rahattı. Ama şimdi..''dediğinde beyaz elini tutup ''şartları çok iyi anne. Bak şimdi kışta geliyor kömür, odun falan almamız lazım. Çift maaş dedi adam. Birini ihtiyaçlarımız için kullanırız, diğerini de biriktiririz. Alt üstü iki kişiyiz. Belki bakarsın, bu mahalleden kurtulmak için başka bir ev bile bulabilme ümidi olur bize '' dediğimde anlayışla başını salladı. Sonra eteğinin cebine elini atıp telefon çıkardı. Bana uzattığı an '' bu da ne ?'' dedim şaşkınlıkla. Annem '' Elif'in eski telefonuymuş, ondan aldım. Bunun fiyatı kadar da iş yapacağım öyle anlaştık. Senin telefonun sürekli kapanıyor. Aklım sende kalır o zaman benim. Duramam buralarda. Hem bunun kamarası da varmış. Elif'e derim bizi görüştürür '' dediğinde ekranı kırık telefona üzülerek baktım. Döndü anne. Ah benim annem. Kim derdi ki yıllarca önce kocasıyla kaçan kadının kızına annelik edeceksin, hemde onun için kim ne derse tamam diyeceksin. Gözlerimden süzülen yaşlarla beraber sıkı sıkı sarıldım ona. İlk defa bu kadar sesli ağladım. İlk defa haykırdım. Anneliğine ağladım. Merhametine yandı kalbimde ona ağladım. Dolmuşluğuma ağladım. Babama ağladım. En çok da gönül yarama, Akif'ime ağladım. Oracıkta öyle ikimizde uyuya kaldık. - Sabah uyandığımız da ikimizde bugünün hüznüyle pek bir şey konuşmadık. Tabi gidiş vaktim gelene kadar. Sinan bey telefonda konuştuğumuzda beni istediğim yerden alabileceklerini söylemişti ve bende mahalleden almalarını istemediğim için, durağı söylemiştim. Annemi zar zor durağa gelmemesi için ikna ettikten sonra '' dikkat et mi yavrum kendine. Sık sık ara beni. Baktın yapamıyorsun, bırak gel idare ederiz. Hep ettik. Elimiz ayağımız tutuyor, yine çalışır kendi yağımızda kavruluruz. Senden önemli değil hiçbir şey. '' dediğinde ''biliyorum annem. Sen beni merak etme gittiğim anda ararım zaten seni. '' dedim. Birbirimize sıkı sıkı sarıldık. Sinan beyle anlaştığımız saate az kalmıştı ve ayakkabıları giyip valizimi elime alarak yola düştüm. Meydana geldiğimde son kez bakar gibi yine o köşeye bakıp yürümeye devam ettim. Durağa geldiğimde bir tane adam yanıma yaklaşıp '' Deniz hanım?'' dedi. Başımı sallayarak '' benim'' dedim tereddütle. Adam '' İsmim Emre. Sinan bey gönderdi beni '' dediğinde rahatlayarak. ''Tamam'' dedim. Adam elimdeki valizi alıp '' buyurun'' dedi arabayı göstererek. Emre bey bagajı açarken bende ön koltuğa oturdum. Yan kapıyı açıp içeri girdiğinde beni gördüğünde önce şaşırdı. Anlamayarak ona baktığımda '' Olmaz. Buyurun siz arkaya oturun” dedi yerinde hareketlenerek. Asıl şimdi şaşırma sırası bendeydi. “ bende çalışan biri sayılırım artık.” Tekrar önüme döndüğümde “olmaz efendim. Alaz bey..” dedi Emre bey sonra durakladı. Tekrar ona döndüğümde başını sallayarak “neyse” diyerek arabayı çalıştırdı. Epey yok gittik. Neredeyse 3 saattir yoldaydık ve biraz da olsa gerilmeye başladım. “Ev uzak galiba “ Emre bey yoldan gözünü ayırmadan “ şehrin dışında “ dedi sakin bir sesle. Ondan sonra aramızda bir daha konuşma geçmedi. Bir süre sonra araba durduğunda büyük Demir kapı arabanın durmasıyla açıldı. Araba yavaş yavaş içeri girdi ve tamamen durdu artık. Kapımın açılmasıyla gerginlikle indim. Şaşkınlıkla karşımda duran eve bakarken, küçük dilimi yutmamak için kendimi zor tutuyordum. Hayatımda daha önce bu kadar büyük bir malikane görmemiştim. Fakat yavaş yavaş da bu işi kabul ettiğim için pişman olmak üzereydim. Tenha, kuş uçmaz kervan geçmez,bu kadar korumanın olduğu yerde çalışmayı kabul etmekle doğru mu yapmıştım bilemiyordum.Bunu zaman gösterecekti. -BÖLÜM SONU
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD