— Bay John, sizi görmek isteyen biri var.
— Kimmiş?
— Bilmiyorum efendim. İki kişilerdi — bir kadın ve bir erkek. Dışarıda sizi bekliyorlar.
— Tamam, geliyorum.
Bay John ellili yaşlarındaydı. Büyük bir terzi dükkânının sahibiydi; ama dükkânı sıradan bir terzi dükkânı değildi. Dükkânın bir kısmında özel kuvvetlerde görev yapan askerler için deri ve kumaş kıyafetler, hatta bazı özel ekipmanlar hazırlanıyordu. Diğer kısmında ise ayakkabı tamiri yapılıyordu. John küçük yaşta babasının yanında bu mesleğe adım atmış, yıllar içinde işi büyütmüş ve kendi ayakları üzerinde durmayı başarmıştı.
John dışarı çıktığında etrafına bakındı. Biraz uzakta iki silüet ona doğru yürüyordu. Sağ elini kaşlarının üzerine koyup güneş ışığını kesti ve daha dikkatli baktı. Gözleri büyüdü.
— Maria? Maria’m…
Maria koşarak babasına sarıldı. Hasretle birbirlerine kenetlendiler. John onu ziyaret etmeye gitse de hapishane parmaklıkları araya girdiği için kızına sarılamıyordu. Maria, John için paha biçilemez bir hazineydi.
Victor biraz geride durmuş onları izliyordu. İçinde kıskançlığa yakın bir his belirdi. Kendi babası hapisteyken onu hiç ziyarete gelmemişti; hatta çıkarken onu almaya gelen kişiyi bile geri göndermişti. İçten içe o baba-kız yakınlığına imreniyordu. Yavaşça yanlarına yaklaştı, sohbetlerine kulak verdi.
— … işte o günden sonra, o kız yüzünden iki gece gözüme uyku girmedi, — diyordu John.
— Sonra ona bir şey demedin mi? — diye sordu Maria.
— Hayır, deseydim iyice büyütürdü olayı.
— Sonra bir gün de…
John başını kaldırdı ve Victor’un yakınlaştığını fark etti.
— Sen de kimsin? — diye sordu.
Victor hafifçe irkildi:
— Ben…
Maria hemen araya girdi, Victor’un önüne geçti:
— O arkadaşım, baba. Mahkemeden önce tanıştık. Dünden beri görüşüyoruz. Hem bana eşlik edecekti, bu yüzden birlikte geldik.
John kaşlarını çattı:
— Bir dakika, neye eşlik edecekmiş?
Maria bir an durdu. Derin bir nefes aldı ve sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
— Bak baba, bugüne kadar sana da anneme de yeterince zor zamanlar yaşattım. Birlikte güldük, eğlendik, her anın tadını çıkardık. Ama artık sizi daha fazla yormak istemiyorum.
— Maria…
— Baba!
— …sen ne diyorsun?
— Baba!
— Ne zorluğu? Sen bizim kızımızsın. Biz seni böyle kabul ettik, böyle sevdik. Hiçbir yere gitmiyorsun.
— Baba… Ben kararımı çoktan verdim. Sizi daha fazla üzmek istemiyorum. Beni sevdiğinizi biliyorum ama… Bu konu yıllardır kafamı kurcalıyor. On beş yaşımdan beri. Hatta bu on yıl her şeyi daha da zorlaştırdı. Lütfen beni anla.
John uzun bir süre sessizce ona baktı. Sonra yanına gelip elini tuttu.
— Maria, ben ve Lauren evlendiğimizde her şeyi göze almıştık. Mutluluğumuzu her şeyin önüne koyuyorduk. Ama evliliğimizin bir buçukuncu yılında Lauren bir kaza geçirdi ve çocuğumuz olmayacağını öğrendik. Evlat edinmeye karar verdik fakat bazı yasal engeller yüzünden olmadı. Dördüncü evlilik yılımızda, bir akşamüstü kapımız çaldı. Gelenler Lauren’in arkadaşı ve kocasıydı. Kadının kucağında küçük bir kız vardı, uyuyordu. Bize geçim sıkıntılarından bahsettiler. Uzun uzun konuştuk ve sonunda kızlarıyla ilgilenmemizi istediklerini söylediler. Biz de kabul ettik. Yaklaşık iki yıl boyunca gelip kızlarını görüp giderlerdi. Sonra bir gün taşınmak zorunda kaldıklarını söylediler. Artık arada telefonlaşıyorduk, ama yüz yüze görüşemez olduk. Ve o küçük kıza… tamamen biz bakmaya başladık.
Maria’nın yanağından tek bir yaş süzüldü. John, hüzünlü bir ifadeyle sözlerine devam etti:
— Eğer o kız, bugüne kadar ona sunduğumuz hayattan memnunsa, ben dünyanın en mutlu insanı olurum.
Maria gözleri dolu bir gülümsemeyle başını salladı:
— Memnun mu? Siz bana ikinci bir hayat verdiniz. Benim için her şeyin en iyisini seçtiniz. Keşke gerçekten sizin kızınız olsaydım.
John hiçbir şey söylemeden ona sarıldı. İkisi de birbirini sımsıkı kucakladı, sanki o an zaman durdu.
~~~
RTD/Greyhound Otogarı – Anons Sesi
"Dikkat! Dikkat! Otobüslerimiz 30 dakika içinde kalkacaktır. Lütfen bekleyiniz."
Maria gözleriyle büyük ekrandan Washington yazısını arıyordu. Bavullar artık ona ağır gelmeye başlamıştı. Victor içecek almak için gitmişti, John ortalıkta yoktu. O sırada arkasından bir ses yükseldi:
— MARİA! ÇİLEKLİ Mİ SEVERSİN, ÇİKOLATALI MI?
Maria bir an irkildi, arkasına döndü. Victor, uzaktan ona bakıyordu; hem sıradaki yerini kaybetmek istemiyor hem de cevabı duymaya çalışıyordu. Maria, bavullarını zorlanarak çekip yanına geldi.
— Niye bağırıyorsun?
— Çilekli mi, çikolatalı mı? Hadi, çabuk söyle. Arkadakiler homurdanıyor.
— Tamam… çilekli olsun.
İçeceklerini alıp bavulların yanına döndüler. Victor kokteylinden bir yudum alıp soran bakışlarla Maria’ya döndü:
— Washington otobüsünü buldun mu?
— Hayır, hâlâ bulamadım.
— Bence çok streslisin, bu yüzden acele ediyorsun. Zaten vaktimiz var. Bulduktan sonra da bekleyeceğiz.
— Saat kaç?
— 10:38. Baban geliyor.
John yanlarına yaklaşarak elindeki zarfı Maria’ya uzattı.
— Al bunu, yolda ihtiyacın olacak.
Maria zarfı açtı, paranın miktarını görünce şaşkınlıkla başını kaldırdı:
— Baba… bu çok fazla, alamam.
— Alacaksın. 4-5 gün yoldasın. Yemesi, durağı, gecesi, gündüzü var. Gerekirse fazlasını geri verirsin.
Maria dudaklarını ısırdı, utangaç bir ifadeyle zarfı bavuluna yerleştirdi. John etrafa baktı, sonra onlara döndü:
— Washington otobüsü en arka sıralarda olacak. Neden burada oyalanıyorsunuz?
Biletteki numaraya uygun otobüsü buldular. Bir süre sonra anons tekrar yapıldı:
"Dikkat! Dikkat! Otobüslerimiz 5 dakika içinde kalkacaktır. Lütfen yerlerinizi alınız."
Maria babasına sarıldı, sesi titriyordu:
— Böyle gitmek istemezdim… ama başka yolu yok.
— Sorun değil. Biz hâlâ senin aileniz. Başın sıkışırsa bana ulaşman yeterli.
Otobüse bindiler. Victor pencere kenarına oturup yanındaki boş yeri işaret etti. Maria da oturdu, üzgündü ama dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme vardı. Babası son kez el salladı. Saat tam 11 olduğunda otobüs hareket etti.
Maria’nın içi paramparça olmuştu. Babasının silueti yavaşça uzaklaşırken kendini on yaşındaki küçük bir kız gibi hissetti. Birkaç dakika sessizlik oldu. Sonunda Victor sessizliği bozdu:
— Birçok kez yolculuğa çıktım ama hiç pencereden bakmadım. Sen nas—
Victor sözünü yarıda kesti. Maria’nın sessizce ağladığını fark etti.
— Maria? Neden ağlıyorsun?
Maria’nın ağlaması daha da arttı. Victor, elini kaldırıp onun gözyaşlarını sildi.
— Tamam, sakin ol. Buradayım.
Bir süre sessizlik devam etti. Derken Victor omzunda hafif bir ağırlık hissetti. Başını çevirdiğinde Maria’nın başını omzuna yasladığını gördü. Dikkatlice yanağına dokundu, saçlarını nazikçe kulağının arkasına topladı. Onun bu kırılgan hâlini izlerken ilk kez gerçek anlamda sessizleşti.