Sabah güneşi odadan içeri yayılıyordu. Maria önce esneyerek uyandı, sonra kolunu yan tarafa attı. Eli bir şeye çarptı, duvar olduğunu düşündü, ama eli geri döndü. Gözlerini kıyarak açtı ve Victor'u gördü. Gözlerine inanamadı ve kalkıp oturdu.
— Victor? Victor? Victor!
— Hmm?..
— Senin ne işin var burada? Kalk hadi. Victor!
— Tamam, kalkarım sonra.
— Şimdi kalk, hadi.
Victor kalkıp oturdu:
— Günaydın, karıcım.
— Karıcım mı?
Victor önce ona, sonra odaya baktı. Sonra da saçlarını karıştırdı.
— Rüyaymış.
— Sen rüyanda bizi evli olarak mı görüyorsun?
— Evet, ikinci kez.
Maria göz devirdi, kalkım kıyaferini düzeltti. Saate baktığında kafeyi açmak için geç olmuştu.
— Acele et, kafeyi açmalıyız.
Victor yataktan kalktı, çoraplarını aramaya başladı. Her yere baktı, ama bulamadı.
— Ne arıyorsun?
— Çoraplarımı, nerede çıkardığımı hatırlamıyorum.
— Çoraplarını mı? Ayağındalar ya.
Eğilip ayaklarına baktı, sonra gülümsedi.
— Ahh, doğru.
— Bence sen bir daha içme. Sende iyice aptallaşmaya yol açıyor.
— Tamam. Ama sadece aptallaşmak değildi, değil mi?
Maria neyi kastettiğini anladı, ama duymamış gibi odadan çıktı. Jack de salonda uyuyordu, kanepeden yere düşmüşdü.
— Jack, hadi kalk. Geç kaldık. Jack!
Jack tamam sönmüş gibiydi, en çok içen bay Brown ve oydu sonuçta.
— Jack? Jack! Kalksana.
Victor gömleğini düymeleyerek odadan çıktı.
— Boş ver onu, içince hep böyle olur. Biz hallederiz.
— Halledemeyiz.
— Neden?
— İlk düymeyi atlatmışsın da ondan.
Maria Victor'un yanına geldi. Düymeleri aşağıdan yukarı düzeltmeye başladı. Yakasını da düzelttiğinde göz-göze geldiler.
— Tamam, bitti.
Victor kolundan tuttu.
— Maria..Belki biz de birlikte olabiliriz, ne dersin?
— Bilmiyorum, bence olmaz. Sen Jack'i uyandır, ben masayı hazırlarım.
Kolunu geri çekti ve aceleyle atıştırmalık bir şeyler hazırlamaya gitti. Salondan gelen sesleri duyuyordu.
— Jack? Jack? Kalk hadi, kalk.
— Mmmm...
— Şimdi hatırladım, gece ne saçmalıyordun?
— Git başımdan, son sınava hazırlanıyorum.
— Mariaaa, bu uyanmıyor.
Maria salona geldi.
— Nasıl uyanmıyor? Çağırsana, uyanması gerek.
— Sence karnına oturursam, uyanır mı?
— Saçmalama, canı acır.
— Deneyelim hadi.
—YAPMA!
— AAHHH...
Kack yerde sağa sola dönmeye başladı.
— Ne yaptığını sanıyorsun?
— Gecenin intikamını aldım.
— Gece mi? Gece ne oldu ki?
— Ne olmadı ki...
İkisi de Maria'ya döndü, o da ciddiyetle onlara bakıyordu.
— Malesef bütün olanların en iyi şahidi oldum. Hadi gelin bir şeyler yiyelim.
Jack fısıltıyla sordu.
— Ne yaptık ki?
— Sen kapıyı kitleyemiyordun, Maria kitlediği için ona sırıtarak bakyordun. Ben de sana "sevgilime yürümeye cüret etme" dedim.
Jack gülmeye başladı.
-— En kötüsü de ne billiyor musun? Saçma sapan kavga ettik.
— Nasıl?
— Küçük çocuklar gibi birbirimizi tekmeleyip iterek ve ısırarak. Hatta ellerimizle de birbirimizi vururyorduk, yine çocuklar gibi.
— Rezalet gece olmuş.
— Sabah kalktığımda ikimiz de yataktaydık. Ama ne ara yatağa çıktığımı hatırlamıyorum.
— Her hangi bir şey dedi mi?
— Hayır. Hadi yemek yiyelim.
Mutfağa girdiklerinde Maria izin vermedi.
— Önce yüzünüzü yıkayın, sonra gelin.
~~~
— Pardon, biz karışık kapkek alabilir miyiz?
— Üzgünüz, efendim. Aşcımız henüz gelmediği için tatlılarımız yok.
— O zaman bize çikolatalı milkshake lütfen.
— Tamam, efendim. Hemen getiriyorum.
Bay Brown'dan haber yoktu, telefonunu da kafede unuttuğu için haber de alamıyordular.
Gündüz vaktiydi, saat 13:09. Bay Brown gözlerini kıyarak, etrafa bakınarak kafeye geldi. Bir süre akşamla ilgili konuştular, sonra aşçı mutfağa geçti.
Akşama doğru kafede oldukca kalabalıktı. Her kes sipariş veriyor, çalışanlar da acele ediyordu.
Bir masakalabalık olduğu için sipariş sayı fazla geldi. Jack siparişleri tepsiye koyarak sordu.
— Ağır olur, ben götüreyim mi?
— Yok, ben götürürüm.
— Emin misin? Ağır ama.
— Merak etme, yaparım.
Tezgah bölümünden çıkınca dönerken dirseğini duvara çarptı. Kayarken Victor kolundan tutup durdurdu, elleri hafif birbirine dokundu. Elindeki tepsiyi alıp masaya götürdü, sonra tepsiyle geri geldi.
— İyi misin?
— Evet, sorun yok.
— İyi, o zaman diğer masanınkini de götür.
Tepsiyi uzattı. Maria tepsiyi aldı ve diğer siparişleri tepsiye toplayıp götürdü. Victor da kalkan masaların masasını toplamaya gitti.
~~~
Gün bittiği gibi hepsi bitmişti. Bay Brown hepsi için çay ve kek getirdi.
— Gençler, nasılsınız?
— Bacaklarım iflas etti.
— İçecek hazırlamaktan parmaklarım ayrı pozisyona geçemiyor.
— Sadece harika bir masaj istiyorum.
— O zaman çay için, ruhunuz açılsın.
Çay içince sanki rahatladılar. Bay Brown minik bir pasta da getirdi. Pasta 4-e bölünmüş, bir kısmı da yenmişti.
— Ben size çaydanları getireyim en iyisi. Bu gün eşim ve kızım geliyor, bana şans dileyin.
Üçü de aynı anda dedi.
— Umarız ki bu akşamınız iyi geçer, bay Brown.
Bay Brown teşekkür etti, çaydanları getirdi, sonra önlüğünü çıkarıp astı ve şapkasını alıp "iyi geceler" kafeden ayrıldı. Jack ellerini yıkamayı bahane ederek mutfağa gitti. İkisi baş-başa kaldı. Maria farketmese bile bu Victor için önemli andı. Biraz bekleyip konuyu açtı.
— Düşündün mü?
— Neyi?
— Sabah konuştuklarımızı.
Maria Victor'a döndü.
— Victor, bizden olmaz işte.
— Neden peki? Şu yaşadıklarımız için mi?
— Hayır, sorun bu değil. Bak, hayatım boyu hep bir sorunla yüzleştim ve hep yanımdakiler zorluk çekti. Senin de onlar gibi olmanı istemiyorum.
— Nasıl yani?
— Hep arkadaşların arasında kavga oldu, ailemle aramda sorunlarım oldu. Sokak arkadaşlarım beni "evlatlık" diyerek aşağıladığı için yanlışlıkla arkadaşıma da zarar verdim. 10 yıl hapis yattım ve kalıcı ailem mahvoldu, babam beni çıkarmaya çalışırken annem evden ayrılmamı ve onlara zarar vermemden korktuğunu söyledi. Şimdi de buradayız.
— Maria, ben seninle her sorunun üstesinden gelirim. Yeter ki anla beni.
— Yapamam.
Victor masadan kalktı, bu sözü duymak istemiyordu. Hiç birşey demeden yukarı çıktı. Maria da bardakları tepsiye alıp mutfağa gitti.
Jack, elinde kamera, sırıtıyordu.
— O bizim kamera mı?
— Evet, yukarıda masanın üstündeydi. Bak, sen!
Maria kamerayı alıp baktı. Kafede çalışırken çekilmiş bazı fotoğrafları vardı, bazılarında da yüzü yaklaştırılmıştı. Maria kamera konusunu unutmuştu, ama belli ki Victor hala unutmamıştı.
— Bence senden hoşlanıyor.
— Nasıl?
— Bence senden hoşlanıyor, bir düşün derim.
Jack kapıya doğru yürüdü.
— Ortalığı toparlamak senden. Kapıyı kilitlemeyi unutma. Ben pastayla yukarı çıkıyorum. Anahtarı da buraya bırakıyorum.
— Tamam, yaparım hepsini.
Jack yukarı çıktı. Victor duştaydı, Maria'nın neden böyle düşündüğünü düşünmeden edemiyordu.
Duştan çıktığında Jack çay içerek kendi pasta dilimini yiyordu.
— Maria nerede?
— Vay canına, karın kaslarının bu kadar belirgin olduğunu bilmiyordum. İçerdeyken baya çalışmışsın.
Victorun ciddi bakışlarını görünce toparladı.
— Aşağıda, kameraya bakıyordu, şimdi ortalığı toparlıyordur.
— Hayır kamerayı görmemeliydi.
Victor aşağı inmek isterken Jack durdurdu.
— Hop?! Önce üstüne bir şey gisysene. Ayrıca çoktan gördü dedim.
— Konuştunuz mu? Ne dedi?
— Hiç bir şey. Sadece "bence senden hoşlanıyor, bir düşün" diyip geldim.
Victor hiç bir şey demeden odaya girdi. Yarım saat sonra da Maria yorgun halde geldi ve yatak odasına girdi.
İkisi de yerinde uzanmış, tavanı izliyordu.
—Maria.
— Victor, lütfen. Konuştuk ama.
Victor kalkıp oturdu ve ona baktı.
— Sadece "yarın aileni aramaya gidelim" diyecektim. Ama benden o kadar rahatsız oluyorsun ki seni sevmemden başka bir şey düşünemeyeceğimi sanıyorsun.
Uzandı ve arkasına döndü.
— Victor? Victor?
Cevap vermedi, kalbi kırılmıştı