Maria yatağına giriyordu. Otel odasındaki yataklar ayrıydı ve bu onu mutlu etmişti. Memphis’in havası onun için her zamankinden farklıydı. Victor içeri girdi:
— Yatak yumuşak mı bari?
— Kesinlikle, bu otelin her şeyi hoş.
— Peki, yarın nereye gidelim sence?
— Ne? Yarın Nashville’e gitmiyor muyuz?
— Gidiyoruz da… Nashville yakınlarında güzel bir yer varmış, mola sırasında uğrarız.
— Tamam.
— Sabahki tatlıdan kaldı mı?
— Tabii ki, bavullardan birinde var. Dur, vereyim.
— Yok, kendim alırım.
~~~
Gecenin susuzluğu Victor’u uyandırdı. Gözlerini ovuşturup etrafa bakındı; Maria’ya bakınca durdu. Maria’nın da ona baktığını sanarak gece lambasını yaktı. Maria huzur içinde uyuyordu ama Victor, onun rol yaptığını düşündü; başını çevirdiği an gözlerini kapattığı hissine kapıldı.
Aklına bir fikir geldi. Ayağa kalktı, Maria’nın yatağına yaklaştı ve yere oturdu. Eğer Maria uyanırsa uzaklaşır diye düşündü; yine de ona yaklaştı. Yüzleri arasındaki mesafe giderek azalıyordu. Maria’nın yüz ifadesi aynı, nefesi ise stabildi. Victor aniden durdu; ona hiç bu kadar yakından bakmamıştı. Eliyle Maria’nın saçlarını kulağı arkasına topladı ve sessizce izledi:
— Gerçekten çok güzel görünüyorsun.
Maria arkasına döndü ve eli sertçe Victor’un yüzüne çarptı. Victor önce donakaldı, ardından ayağa kalktı. Maria’nın yüzü buruştu, nefesi rahatsız görünüyordu. Victor mutfağa gidip su aldı; birkaç yudum içtiğinde içeriden bir ses geldi. İçeri koştu, Maria yere düşmüş, yüzünde gergin bir ifade vardı:
— İyi misin? Ne oldu?
Maria eliyle kalbini tutuyordu, derin nefes aldı ve yatağına oturdu:
— Bir şey yok… sadece garip bir rüya gördüm.
Victor yanına gelip yatağa oturdu:
— Nasıl bir rüyaydı?
— Şey… Annemle babamı bulmuştum. Ama bana ağır sözler söylediler ve beni reddettiler. Ben de… intihar ettim.
— Bu yüzden düştün demek.
— Buna mı takıldın?
Victor, yanağından süzülen gözyaşını sildi. Maria irkildi ve ona döndü:
— Neyse, kalk… uyumak istiyorum.
Victor kalkıp kendi yatağına gitti:
— Bundan sonra rüyalarında beni de gör. Sana ya yardım ederim, ya da seni mutlu edecek bir şeyler bulurum.
Yatağına yeni oturmuştu ki:
— Bana su getirir misin?
— Kendin alsana.
— Sen getir işte.
Victor bir o yana, bir bu yana baktı:
— Tamam, getiriyorum.
~~~
Otobüs Memphis’ten ayrılalı çok olmuştu. Maria gözünü pencereden alamıyordu; sesler beyninde yankılanıyordu:
— “Eğer seni isteseydik, onlara vermezdik.”
— Maria?
— “Sen bizim hatalarımızın sonucusun.”
— Maria?
— “Geldiğin yere geri dön… çünkü yanımızda yerin yok, bu hayatta da.”
Victor omzuna dokundu:
— Maria?
— Hah? Efendim?
— İyi misin?
— İyiyim, sadece rüyamı düşünüyordum.
— Gerçek olacağını mı sanıyorsun?
— Galiba evet.
— Bence fazla düşünme. Senin gibi güzel bir kadını kim reddeder ki?
Maria dönüp ona baktı:
— Neden bana böyle garip bakıyorsun?
— Çünkü hayalime giriyorsun… rüyalarıma da.
— Yine saçmalamaya başladın.
Maria tekrar pencereye döndü. Nashville’e geldiklerinde onun ruh hâli değişmemişti:
— Maria, dışarı çıkalım mı?
— Tamam, çıkalım.
Victor, biraz moral vermek için tatlı aldı ve yakınlardaki bir yere götürdü. Maria başını kaldırdığında tabelayı gördü: “Cumberland River”
— Buraya neden geldik?
— Senin için… biraz dolaşalım, sonra gideriz.
Burası serin ve ferahtı. Birlikte bir bankta oturdular:
— Daha rahat mısın?
— Evet, hava güzel olduğu için mükemmel.
Tatlılardan yiyerek sohbet ettiler. Bir süre daha oturduktan sonra otogara yöneldiler. İki çay alıp otobüse bindiler. Otobüs otogardan ayrıldı ve yola koyuldu. Sıradaki durak: Knowline. Saat 16:18’i gösteriyordu. Victor uyuyordu; nefesinin sesi Maria’nın kulağının dibinde sızlıyordu, omzunda Victor’un kafasını tutmaya daha fazla gücü kalmamıştı.
Otobüs aniden durdu, Victor başını ön koltuğa çarptı, Maria sessizce gülmeye başladı. Victor göz bandını çıkardı:
— Komik mi şimdi?
— Hem de çok.
Şoförün sesiyle diğer uyuyanlar da uyandı:
— Daha ne kadar yolumuz var?
— Yaklaşık üç çeyrek kısmını gittik, 40 dakika kadar yol kaldı.
— O zaman biraz daha uyuyalım.
Victor tekrar Maria’ya yaslandı:
— Affedersin ama ben sana yastık mıyım? Sürekli kafanı omzuma yaslıyorsun, gitgide daha da yaslanıyorsun. Omzum uyuştu artık.
— Tamam, ses tonunu indir lütfen.
— Tamam… ama beni de anla artık. Canım acıyor işte.
Victor arkasına yaslanıp rahat pozisyon aldı, gözlerini kapattı:
— O zaman yetişince beni uyandır.
— Ben seni burada bıraksam bile birisi çağıracak, merak etme.
Şoför mikrofonu alıp anons yaptı:
— Sayın yolcular, otobüsün benzini bitmiş bulunmaktadır. Eğer sabırla beklerseniz, sinyali yakalayarak benzinliği arayabilir ve birkaç dakika içinde yolumuza devam edebiliriz.