Gece saat 2: Yatak odası.
Maria mışıl-mışıl uyuyordu. Hafifçe esneyip arkasına döndü; yüzüne doğru gelen bir şey hissetti. Gözlerini araladı ve yüzüne yakın duran birini gördü—Victor sanki yanında uyuyordu. Gözlerini kapatıp tekrar açtı; Victor hâlâ rahatça uyuyordu. Maria önce kalkıp oturdu, bir süre onu izledi, sonra tekrar uzandı ve Victor’u izleyerek uykuya daldı.
Saat 8:00'de otelin her katında çalar saatler yolcuları uyandırıyordu. Birinci katta sabah için hafif ve rahat atıştırmalıklar hazırdı; bu, yolcuların zamanında yetişebilmesi için düşünülmüştü.
— Victor? Kalk, saat 8 oldu, hadi.
— …
— Victor, uyansana artık!
Victor elini yana atıp sarılmaya çalıştı ama yanının boş olduğunu fark etti. Yatağa dokunarak onu aradı. Gözlerini açınca Maria’nın yatağın yanında durduğunu ve kendisini izlediğini gördü.
— Pis sapık!
— Ne? Sadece sarılmak istemiştim.
— Kafandan neler geçiyor bilmiyorum, ama iyi dinle. 5 dakika içinde hazır olacağız ve aşağı ineceğiz. Yemekten sonra kimin ne kadar kalacağı belli değil.
— Tamam.
— Bavulunu da topla.
— Tamam.
— Acele et.
— TAMAM! Çıkıyor musun, yoksa ben soyunup giyinene kadar burada bekleyecek misin?
Maria ciddileşip dışarı çıktı. Victor üstünü değiştirdi. Saatini aradı ama bulamadı.
— Maria, saatimi sen mi aldın?
— Ben niye alayım? Oradadır kesinlikle.
Victor salona girdi.
— Yok işte! Şaka yapma, saatimi ver.
— Ben almadım dedim ya. Etrafa baktın mı?
— Evet, yastıkların etrafına falan da baktım, yoktu.
Maria içeri girdi, her yeri aradı, en sonunda yatağın altına baktı.
— Nasıl etrafa baktın da…
Saat oradaydı.
— Saat yatağın altından mı çıktı?
Victor şaşkınlıkla:
— Oraya bakmayı unuttum. Alayım…
Maria saati uzattı; Victor tutup çekmeye çalıştı, ama Maria bırakmadı.
— Eğer saatini ben almış olsaydım, gerçekten bulamazdın. Ve eğer aklımdan “çalmak” geçseydi, az önce beni yatağın üzerinde nasıl telaşla arıyorsan, işte öyle arardın. Hem otelde, hem şehirde.
Maria saati bıraktı:
— Özür dilerim. Sadece şaka yapıyorsundur diye düşündüm.
— Bak Victor, biz iki yabancı olarak bir yola çıktık. Birbirimizi tanımadan birbirimize güvendik. Lütfen bu güvenimiz sonuna kadar sürsün.
Maria odadan çıkmak isterken Victor önüne geçti:
— Haklısın, özür dilerim. Ama sana söz veriyorum: Bu hikayeye birlikte başladık, birlikte de bitireceğiz.
Bavullarını toparlayıp odadan çıktılar. Aynı anda başka bir odadan bir aile çocuklarıyla çıktı. Kadın Maria’ya bakarak sordu:
— Affedersiniz, ama neden bavullarla çıktınız? Zaten bir saatiniz var.
— Yukarı-aşağı yapmamak için yanımıza aldık. Ben takıntılıyımdır da.
— Ah, mantıklı. (Eşini dürttü) Hadi biz de toplayalım.
Maria bir anlık rahat nefes aldı. Victor kinayeli bir şekilde dedi:
— Bak, millet tek yatakta 4 kişi uyuyor. Sen ise iki kişi olmamıza rahatsız oluyorsun.
Merdivenlerden inerek tartışmaya başladılar:
— Normal, onlar aile. Böyle şeylere alışkınlar.
— Önemli olan aile değil, güven.
— Az önce gördüm güvenini.
Birinci kata inince büyük bir masa ve yemeklerle donatılmış bir açık büfe gördüler. Maria önce masaya, sonra yemek yiyenlere baktı.
— Yemeyecek misin?
Victor elinde yarım tavuk budu ile ona baktı:
— Bari ağzındakini bitirip konuşsaydın.
— Olmazdı.
Maria etrafa bakarken Victor anlattı:
— Buna “açık büfe” denir. Masadan tabak alırsın, ne istiyorsan onu koyarsın. Yan masada da yiyebilirsin. Almak sıkıntı değil. Başka soru var mı?
— Var, sen bunu nereden biliyorsun?
— Aaaa… biliyorum işte.
Maria elindeki kemiği işaret ederek:
— Belli… biliyorsun.
Yemeklerini bitirip kenardaki koltuklara geçtiler. Az önceki kadın onları gözlemliyordu.
— Bavulların yanından ayrılmıyorlar, değil mi kocacım?
— Bilmiyorum, ilgilenmiyorum.
— Kesin içinde para vardır.
Adam gülerek eşine döndü:
— Eğer varsa, almak bize düşer, karıcım.
Victor bakışları fark etmesine rağmen belli etmedi. Maria biraz rahatsız oldu. Victor farketti:
— Neyin var?
— Karnım ağrıyor.
— Lavoboya git. Tutamazsın.
— Nerede?
— Şurada, sağ kapı.
— Ne kadar vaktimiz var?
— Yarım saatten uzun.
— Yani?
Victor gülümsedi:
— 32 dakika, 31 oldu.
— Çok komiksin… Hemen geliyorum.
Maria lavaboya gitti. Victor bavulların yanında biraz oyalanıp sonra saklama kabını çıkardı ve tatlı masasına yöneldi. Kadın fırsat bilip bavulların yanına geldi; önce Victor’un, sonra Maria’nın bavulunu aradı.
— Ne yapıyorsunuz?
— Oğlum misketini kaybetti, bakıyorum.
— Bavulda mı?
— Yok, buldum. Müsade.
Kadın giderken Victor öne çıktı:
— Ne yapmaya çalıştığını ben de, siz de biliyoruz. Bir dahaki sefere sınırları koruyalım.
Bir kaç dakika sonra Maria geldi, hâlâ rahatsız görünüyordu:
— Özür dilerim, bu yolculuk bana iyi gelmedi, kustum falan…
— Şimdi iyi misin?
— Evet, hadi her şeyi kontrol edip gidelim.
— Olmaz, bavulunu al, dışarı çıkalım.
Dışarı çıkınca Victor arkasını kontrol etti. Kimseyi görmeyince rahatladı.
— Para yok! Victor, para yok.
Victor Maria’yı sakinleştirdi, cebinden zarfı çıkardı:
— Zarf bende, merak etme. Güvenlik için aldım.
Victor devam etti:
— Hatırlıyor musun, sabah sana bir hikaye anlatacağımı söylemiştim?
— Evet, ikimizin olduğu bu garip hikaye…
— Bir hikaye asla düz yürümez, hep kavga ve aksiyona ihtiyaç vardır. Bu yaşadığımız da onun daha başlangıcı.