17. Bölüm: İki Hafta Sonra Yeniden

642 Words
Maria sabah uyandığında başı ağrıyordu. Etrafa bakındı, neler olduğunu anlamaya çalıştı. Gözü kapının önündeki ayakkabılara takıldı, ceketi yatağın üstündeydi. Biraz düşündü, hatırladı: akşam, bar, içki, konuşmalar, öpücük… Bu düşünceler beynini kurcaladıkça utanç bastı. Kapı açıldı, Victor içeri girdi. Maria onu görünce battaniyenin altına saklandı, ne yapacağını bilemedi. — Sobelendin, çık hadi. Maria battaniyeyi yavaşça indirdi. — Hadi gel, kahvaltı hazır. Aşağı iniyoruz. Ailenle de konuşmamız gerek. — Peki. Victor odadan çıktı. Maria kafasına vura vura, dışarıya nasıl çıkacağını düşünüyordu. Dışarıdan ses geldi: — Maria, biz çıkıyoruz. Maria cesaretini toplayıp kapıyı açtı, kimse yoktu. Dışarı adımını attığında arkadan bir ses: — Nihayet geldin. Arkasına döndü, Victor kapının yanında durmuş, onu bekliyordu. Maria ne yapacağını şaşırmıştı. — Sadece iyi olup olmadığını kontrol etmek istedim, başka bir niyetim yok. Ben gidiyorum, sen de gelirsin. — Şey… Victor. — Efendim? — Gece olanlar için özür dilerim. İçecekleri karıştırmamalıydım, böyle olmamalıydı. — Hayır, asıl ben özür dilerim, her şeyi göze almalıydım. — Lütfen bu yaşananları unutalım. Hiç olmamış gibi. — Tamam. Victor aşağı indi. Jack onu görünce sordu: — Ne konuştunuz? — Hiç, özür diledi, ben de diledim. — Hala utanıyor olmalı. — Evet, öyle görünüyor. ~~~ İkili birlikte sokakta yürüyordu. Bu yolculuğun anlamı belirsizdi, ama sessizlik de kendi rolünü oynuyordu. Önlerinde bir kavşak vardı; yolu geçtiler, biraz yürüdüler. Victor durdu ve Maria’ya döndü: — Bir soru sormak istiyorum, geceyle ilgili. — Ama bu konuyu kapatalım demiştik. — Sadece bir soru, sonra bir daha açmayacağım. — Tamam, sor. — Dün akşam söylediklerini hatırlıyor musun? Yani, söylediklerinde haklı mıydın? — Hatırlamıyorum, gidelim. — Maria! Kolundan tutup durdurdu. — İki cevaptan biri: evet ya da hayır. — Aslında… hepsi doğruydu, hoşlanmak dışında. — Emin misin? — Evet. — Tamam. Victor cebinden bir fotoğraf çıkardı. — Bu ikisi annenle baban mı? — Evet, nereden buldun? — Senin albüm defterinin içindeydi, başlarda. Şimdi bunu bir fotoğrafçıya götürüp ilgili tarafı büyütelim. Sonra da soruştururuz. — Mantıklı. — Adlarını biliyor musun? — Damon ve Lucy. — Güzel, devam edelim. Önce bir fotoğrafçı buldular ve içeri girdiler. — Merhaba, kimse var mı? — Buyurun. — Biz bir fotoğraf için geldik. Bu kısmı ayrı kesip düzeltebilir misiniz? Adam fotoğrafı alıp inceledi. — Nasıl bir şey istersiniz? Ayrı ve aynı boyda mı, yoksa aynı boyda mı? — Aynı boyda olsun. Ne kadar? — 25 dolar. Ama bugün bitiremem, çok fazla sipariş var. Yarın gelip alabilirsiniz. — Anlaştık, teşekkürler. Maria dışarıda dolanıyordu. Victor onu görünce dikildi. — Ne dedi? Ne kadarmış? — 25 dolara anlaştık. Ama yarın alabiliriz, bugün çok meşgulmüş. — Tamam, yarın geliriz. Tekrar yola koyuldular. İkisi de sessizdi; ne açacakları ne de tartışacakları konu vardı. Kafeye dönünce Jack onlara baktı: — Nihayet geldiniz, nasıl geçti? — Hiç… Fotoğrafı yaptırmaya gittik. Aramaya da yarından başlayacağız. — Maria niye dalgın? — Herhalde ailesini düşünüyor. Anlattığım gibi işte. ~~~ Ertesi gün fotoğrafı aldılar ve bazı mağaza sahiplerine sordular: — “Bu fotoğraftaki kişileri tanıyor musunuz? İsimleri Damon Carter ve Lucy Carter.” İki-üç saat süren aramadan sonra dinlenmeye karar verdiler. — Bence bu günlük bu kadar yeter. — Biraz daha bakalım. Belki tanıyan birilerini buluruz. Kalkıp devam ettiler. Bir süre sonra birisi tanıdı: — Tanıyorum, ama bir süredir görmüyorum. Siz nesi oluyorsunuz? — Ben kızlarıyım. — Ama zaten bir kızları vardı. Maria şaşırdı, adam sözlerine devam etti: — Şu taraflarda bir evleri vardı. Ama şimdi yoklar. — Tamam, yardımınız için teşekkürler. Adamın gösterdiği yöne doğru gittiler. Bir kadına sordular, kadın şöyle cevap verdi: — Buralarda yaşıyorlardı, ama bir komşularıyla kavga ettikleri için başka tarafa taşındılar. Galiba Beacon Hill olmalı. — Peki, teşekkür ederiz. Ayrıldıklarında ikisi de şaşkındı. — Bence vazgeçelim, ine dersin? — Olmaz, onlara sormam gereken çok sorum var. İki gündür North End’den Charlestown’a onları bulmak için geliyoruz. Şimdi de başka yere taşındıklarını öğreniyoruz; oyun oynuyoruz sanki. — Tamam, bak, seni anlıyorum, ama şimdi geri dönelim. Yarın da oraya bakarız, ne dersin? — Tamam, öyle olsun…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD