Maria sabah uyandığında başı ağrıyordu. Etrafa bakındı, neler olduğunu anlamaya çalıştı. Gözü kapının önündeki ayakkabılara takıldı, ceketi yatağın üstündeydi. Biraz düşündü, hatırladı: akşam, bar, içki, konuşmalar, öpücük…
Bu düşünceler beynini kurcaladıkça utanç bastı. Kapı açıldı, Victor içeri girdi. Maria onu görünce battaniyenin altına saklandı, ne yapacağını bilemedi.
— Sobelendin, çık hadi.
Maria battaniyeyi yavaşça indirdi.
— Hadi gel, kahvaltı hazır. Aşağı iniyoruz. Ailenle de konuşmamız gerek.
— Peki.
Victor odadan çıktı. Maria kafasına vura vura, dışarıya nasıl çıkacağını düşünüyordu. Dışarıdan ses geldi:
— Maria, biz çıkıyoruz.
Maria cesaretini toplayıp kapıyı açtı, kimse yoktu. Dışarı adımını attığında arkadan bir ses:
— Nihayet geldin.
Arkasına döndü, Victor kapının yanında durmuş, onu bekliyordu. Maria ne yapacağını şaşırmıştı.
— Sadece iyi olup olmadığını kontrol etmek istedim, başka bir niyetim yok. Ben gidiyorum, sen de gelirsin.
— Şey… Victor.
— Efendim?
— Gece olanlar için özür dilerim. İçecekleri karıştırmamalıydım, böyle olmamalıydı.
— Hayır, asıl ben özür dilerim, her şeyi göze almalıydım.
— Lütfen bu yaşananları unutalım. Hiç olmamış gibi.
— Tamam.
Victor aşağı indi. Jack onu görünce sordu:
— Ne konuştunuz?
— Hiç, özür diledi, ben de diledim.
— Hala utanıyor olmalı.
— Evet, öyle görünüyor.
~~~
İkili birlikte sokakta yürüyordu. Bu yolculuğun anlamı belirsizdi, ama sessizlik de kendi rolünü oynuyordu. Önlerinde bir kavşak vardı; yolu geçtiler, biraz yürüdüler. Victor durdu ve Maria’ya döndü:
— Bir soru sormak istiyorum, geceyle ilgili.
— Ama bu konuyu kapatalım demiştik.
— Sadece bir soru, sonra bir daha açmayacağım.
— Tamam, sor.
— Dün akşam söylediklerini hatırlıyor musun? Yani, söylediklerinde haklı mıydın?
— Hatırlamıyorum, gidelim.
— Maria!
Kolundan tutup durdurdu.
— İki cevaptan biri: evet ya da hayır.
— Aslında… hepsi doğruydu, hoşlanmak dışında.
— Emin misin?
— Evet.
— Tamam.
Victor cebinden bir fotoğraf çıkardı.
— Bu ikisi annenle baban mı?
— Evet, nereden buldun?
— Senin albüm defterinin içindeydi, başlarda. Şimdi bunu bir fotoğrafçıya götürüp ilgili tarafı büyütelim. Sonra da soruştururuz.
— Mantıklı.
— Adlarını biliyor musun?
— Damon ve Lucy.
— Güzel, devam edelim.
Önce bir fotoğrafçı buldular ve içeri girdiler.
— Merhaba, kimse var mı?
— Buyurun.
— Biz bir fotoğraf için geldik. Bu kısmı ayrı kesip düzeltebilir misiniz?
Adam fotoğrafı alıp inceledi.
— Nasıl bir şey istersiniz? Ayrı ve aynı boyda mı, yoksa aynı boyda mı?
— Aynı boyda olsun. Ne kadar?
— 25 dolar. Ama bugün bitiremem, çok fazla sipariş var. Yarın gelip alabilirsiniz.
— Anlaştık, teşekkürler.
Maria dışarıda dolanıyordu. Victor onu görünce dikildi.
— Ne dedi? Ne kadarmış?
— 25 dolara anlaştık. Ama yarın alabiliriz, bugün çok meşgulmüş.
— Tamam, yarın geliriz.
Tekrar yola koyuldular. İkisi de sessizdi; ne açacakları ne de tartışacakları konu vardı. Kafeye dönünce Jack onlara baktı:
— Nihayet geldiniz, nasıl geçti?
— Hiç… Fotoğrafı yaptırmaya gittik. Aramaya da yarından başlayacağız.
— Maria niye dalgın?
— Herhalde ailesini düşünüyor. Anlattığım gibi işte.
~~~
Ertesi gün fotoğrafı aldılar ve bazı mağaza sahiplerine sordular:
— “Bu fotoğraftaki kişileri tanıyor musunuz? İsimleri Damon Carter ve Lucy Carter.”
İki-üç saat süren aramadan sonra dinlenmeye karar verdiler.
— Bence bu günlük bu kadar yeter.
— Biraz daha bakalım. Belki tanıyan birilerini buluruz.
Kalkıp devam ettiler. Bir süre sonra birisi tanıdı:
— Tanıyorum, ama bir süredir görmüyorum. Siz nesi oluyorsunuz?
— Ben kızlarıyım.
— Ama zaten bir kızları vardı.
Maria şaşırdı, adam sözlerine devam etti:
— Şu taraflarda bir evleri vardı. Ama şimdi yoklar.
— Tamam, yardımınız için teşekkürler.
Adamın gösterdiği yöne doğru gittiler. Bir kadına sordular, kadın şöyle cevap verdi:
— Buralarda yaşıyorlardı, ama bir komşularıyla kavga ettikleri için başka tarafa taşındılar. Galiba Beacon Hill olmalı.
— Peki, teşekkür ederiz.
Ayrıldıklarında ikisi de şaşkındı.
— Bence vazgeçelim, ine dersin?
— Olmaz, onlara sormam gereken çok sorum var. İki gündür North End’den Charlestown’a onları bulmak için geliyoruz. Şimdi de başka yere taşındıklarını öğreniyoruz; oyun oynuyoruz sanki.
— Tamam, bak, seni anlıyorum, ama şimdi geri dönelim. Yarın da oraya bakarız, ne dersin?
— Tamam, öyle olsun…