14. Bölüm: Washington'dan Boston'a

696 Words
Merkezden çıkınca hem çok eğlenmiş hem de yorulmuşlardı. Diğerleri hem okuldan hem de çevreden arkadaşlarıydı. Maria, onların kibarlığına hayran kalmıştı. Kızlardan biri merakla sordu: — Şimdi nereye gidiyorsunuz? — Ya bir otele, ya da Boston’a. — Bizimle gelsenize. Biz bu günü gezip dolaşmaya harcamak istiyoruz. — Yok, biz gidelim. — Hadi geeeel! Kız Maria’nın elini tutup çekmeye başladı. Uzun bir süre dolaştıktan sonra ayrıldılar. Kızlardan biri Maria’ya numarasını verip, ihtiyacı olursa aramasını istedi. Ayrılınca tekrar oturdukları yere döndüler. — Saat kaç? — 13:21. Maria, acaba Boston’a gitsek mi? — Nasıl gideceğiz? Neyle gideceğiz? Yarın gideriz işte. Bugün gidersek geç olur. — Biliyorum, ama orada bir arkadaşım var, onunla kalabiliriz. — Tamam, ama… — Aması yok! Hem oyundan da para kazandık, onu birleştirirsek hâlâ paramız var. — Zarfta 146 dolar var, oyundan da 50. Tamam, gidelim o zaman. ~~~ Tekrar otogara döndüler. Maria görevliye yaklaştı: — Affedersiniz, buradan Boston’a nasıl gidebiliriz? Görevli tabelayı gösterdi: Washington → Boston: •Arabayla: ~7 saat 10 dakika •Tren (Acela): ~6 saat 57 dakika •Tren (Regional): ~8 saat •Otobüs: ~9–11 saat •Uçuş: ~1,5 saat Maria araçlar ve fiyatlar arasında kaybolmuş gibiydi. — Ee… karar verdin mi? — Trenle gidelim, “Acela” olan, şu anda bütçemize uygun olan orası. Trene doğru yürüdüler. Maria artık iyice yorulmuştu; trene girer girmez kendini vagonlardan birindeki boş odaya attı. Victor da peşinden girdi, bavulları üst raflara koyarken: — Bavulumu ver. — Ne? — Bavulumu ver, yastık gibi kullanacağım. — Tamam. — Teşekkürler. Maria derin nefes aldı; Victor biraz tereddütle: — Şey… Maria, sana önemli bir şey söylemeliyim. Ben aslında… Maria derin bir nefes alıp gözlerini kapadı. Victor yaklaşıp omzunu dürttü, ama kıpırdamadı: — Başını koyar koymaz uyumuş. Yolculuk boyunca uyuyacak galiba. ~~~ Tren durunca Maria uyandı. Kalkıp oturdu; vagonda tek başındaydı. Ayağa kalkıp kapıya yöneldiğinde Victor’la karşılaştı. — Hah, uyanmışsın. Ben de uyandırmak için geliyordum. — Neredeyiz? — Net bilmiyorum, ama daha 2 saat yolumuz var. Yemek ister misin? — Olur, yerim. Trenin yemek konsepti biraz farklıydı; açık büfeyle alakası hem vardı hem de yoktu. Maria iştahsızca yiyordu; yüzündeki ifade Victor’u etkilemeye başlamıştı. — Bir sorun mu var? — Yok. — Emin misin? — Evet. — Peki bu yüz ifadesi ne böyle? — İçimdeki pişmanlığın göstergesi. “Keşke ailemi bırakmasaydım” diye bağırıp isyan eden bir ifade. Şimdi Boston’a gidiyoruz, ama Charlestown’da onları nasıl bulacağız? — Merak etme, bir çare buluruz. — Victor, özür dilerim, peşimden sürüklediğim için. — Önemli değil, ben seninle gelmeyi kendim istedim. — Ve teşekkür ederim, her an yanımda olduğun için. Victor gülümsedi: — Rica ederim. Hadi, yemeğini bitir. ~~~ Tren gece Boston’da durdu. Herkes indi; Maria ve Victor etrafa bakınıyordu. — Nereye gidiyoruz? — Arkadaşımın yanına. — Onu biliyorum, ama nerede yaşıyor? — Bir saat kadar, az da olur, çok da olur. Yürüyebilir misin? — Evet, sorun değil. Uzun bir süre yürüdüler; arada Victor yolları karıştırıyor, başka taraflara dönüyordu. — Telefonunu… yok, numarasını bilmiyorum ki. Biraz daha yürüdüler. — Daha yol var mı? Ben yoruldum. — Buralarda bir kafe olması gerekiyordu… Tamam, sen bekle, ben biraz dolaşıp geleyim. Victor etrafı araştırıp koşarak geri döndü: — Hadi gel, buldum. — Emin misin? — Kesinlikle, orası. Arkadaşımı da gördüm. Victor Maria’yı kolundan tutup kafeye götürdü. İki arkadaş yüz yüze geldi: — Victooor! — Jaack, kardeşim! Aralarında kısa, komik bir selamlaşma geçti; bu onların arkadaş olduğuna dair net bir bilgi verdi. — Oooh, bu kız kim? Kız arkadaşın mı? — Merhaba, adım Maria. — Memnun oldum, ben de Jack. Maria Victor’a döndü: — Bu adı bir yerden hatırlıyorum. Victor gülümseyerek Maria’nın yanına geldi ve elini tuttu: — Maria, sevgilim oluyor. Arkadan birbirlerini dürttüler. — Bize bu gece kalacak bir yer lazım. Senin evinde kalabilir miyiz? — Tabi ki kanka, istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Ben sizi eve götüreyim. Maria Victor’un elini sıktı: — Önce yemek mi yesek? Ben açım da… — Doğru, bize ne verebilirsin? — Beni bekleyin o zaman. Jack gittiğinde Victor’a fısıldayarak tartıştılar: — Ne saçmalıyorsun, biz sevgili miyiz? — Ne? Eşin olmayı kabul ettin ama. Benim bir suçum yok. — Ben “sevgili” konusuna değil, yalan söylemene kızıyorum. Arkadaş olduğumuzu bilse ne olacak ki? — Bir şey olmaz ama bunu kullanmak istedim sadece. — Fırsatçı sapık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD