— Bakar mısın?
— Yine ne var?
— Ben bir latte daha alayım.
— İyice sabrımla oynuyorsun.
— Bu hoşuma gidiyor.
Maria siparişi Jack’e verdi, Jack gülerek hazırlamaya başladı. Bu ikisinin tartışması artık ona zevk veriyordu.
— Jack, elinde sivri bir şeyler var mı? Bıçak ya da makas gibi.
— Ne yapacaksın?
— Katliam diyelim.
— Dükkanımı kirletmeyin, dışarıda kavga edin.
— Tamam, iş çıkışı hatırlat.
Tam o sırada bir aile içeri girdi. Maria sipariş almaya yöneldi:
— Hoş geldiniz efendim, sipariş alabilir miyim?
Kadın sinirli bir şekilde cevapladı:
— Bir dakika bekleyin, yeni geldik.
Çocukları yerleştirdikten sonra Maria’ya döndü:
— Çocuklar için çikolatalı süt, iki tane de Americano, buzsuz olsun.
Eşi arkadan cevap verdi:
— Bana Cappuccino, içine iki buz atarsanız sevinirim.
— Hemen efendim.
Maria dönüp gidecekken:
— Ya da dur, Americano’yu boş ver! Bana biz gibi soğuk çilekli milkshake. Yoksa çikolatalı mı olsa?
— Efendim, bir dakikanızı rica ediyorum.
Gidip Jack’i getirdi. Jack kibarca sordu:
— Buyurun efendimiz, neler arzu edersiniz?
Kadın aynı kabalıkla cevap verdi:
— Az önce söyledik ya, üç tane çikolatalı süt, iki ayrı milkshake.
— Ama ben Cappuccino istemiştim.
— Hayatım, senin kalbin var, sana kahve zararlı.
İkisi arasında tartışma başladı. Jack menüyü getirdi:
— Efendim, kavgaya gerek yok. Ne isterseniz buradan seçin.
Tartışarak sipariş verdiler. Maria ve Jack tezgaha geçti.
— Böyle anlarda aradaki soğukluğu giderip menüyü vermen gerekiyor. O zaman ortam sakinleşir, en azından kısa süreli.
— Anladım, teşekkürler.
— Victor seni çağırıyor.
Maria dönüp baktı, Victor elini kaldırarak gülümsüyordu:
— Dinliyorum.
— Siparişimi değiştiriyorum, bana yaban mersini tatlısı ve çikolatalı kurabiye getir, yanlarında çay da olsun.
— Başka ne istersin?
— Bir de şu sert tavrını düzelt, çocuklar korkmasın.
— Bu seni ilgilendirmez. Siparişleri getireyim.
Mesaisi bitince Maria oturdu, ayakları azıcık sızlıyordu.
— Aferin, ilk gününü sabırla bitirdin.
— Uğraşma kızla, zaten yorgun.
Maria ne düşündüyse Jack’e döndü:
— Yemin ediyorum, sana hayranlık duydum. İlk günden sinirlerim çok bozuldu.
— 1–2 güne alışırsın.
Aşçı mutfaktan çıktı:
— Evet gençler, kalan tatlılardan bir parça bizimkiler için aldım, biraz da size ayırdım. Doya-doya yiyin, afiyet olsun.
Adama teşekkür edip uğurladılar.
~~~
İki hafta geçmişti. Maria neredeyse işin tamamını çözmüştü; elleri hızlı hareket etmeye alışmıştı. Victor da ona yardım etmeye başlamıştı. Hep tartışsalar da çalışma zamanı harika bir işbirliği olmuştu.
Mesai bitimine yarım saat kalmıştı, Maria son üç masanın gitmesini bekliyordu. Jack, ondaki bakışları görünce sordu:
— Bir sorun mu var?
— Hayır, yok. Sadece hayallere daldım.
— Anladım, hadi gel, mendili al, masaları sil.
— Yarın için izin alabilir miyim?
— Tabii ki. Neden?
— Yarın Charlestown’a gitmem gerek.
— Ha, tamam. Victor anlatmıştı, biliyorum. Ama akşama geç dönün, dükkan kapanmadan gelin.
— Tamam.
Victor içeriden geldi:
— Millet, akşama bir yerlere gidelim mi?
— Nereye?
— Farketmez.
Bir masa boşaldı.
— Siz konuşun, ben geliyorum. Victor, tepsi, mendil.
Az sonra diğer masalar da kalktı.
— Tamam, kafe boşaldı, hadi gidelim.
— Maria ile git. Benim işlerim var, sizi beklerim.
Maria tepsiyle döndü:
— Kim Maria ile nereye gidiyor?
— Victor seninle içmeye gidiyor.
— İçmeye değil, gezmeye diyecektim.
— Tamam işte, gezerek götürecektin.
— Bi bakalım Maria ne diyecek.
Maria ikisine de boş boş bakıyordu, gitmek istemediği belliydi.
— Maria, lütfen, bari sen gel.
— Siz gidin, ben beklerim.
Jack sesini kaldırdı.
— BİR DURUN! Burası benim kafem, kovdum sizi! Çıkın dışarı!
Birbirlerine göz kırptılar ve Maria’nın gözünden kaçmadı.
— Jack, lütfen beni bu deliyle yalnız bırakma. Nereye götüreceği belli değil.
— Hadi görüşürüz. Erken gelin.
Jack ikisini de dışarı çıkarıp kapıyı kilitledi. Maria geri dönme umudunun söndüğünü fark edince Victor’a döndü:
— Tamam, söyle bakalım, nereye gidiyoruz?
— Ben bulurum bir yer.
Gittikleri yer:
— Bar mı?
— Gel işte, biraz takılıp gideriz.
Aşağı indiklerinde müzik sesi daha net duyuluyordu. İnsanlar içki içip dans ediyordu.
— Dans eder misin?
— Hayır, sevmem.
— Bir şey alır mısın?
— Sadece gazoz, başka hiçbir şey istemem.
Victor barmeni çağırdı:
— Hanımefendiye gazoz, bana da…
Kulağına bir şeyler fısıldadı. Barmen başını sallayıp gitti, iki bardakla geri döndü. Elinde bir şeyler karıştırmaya başladı. Victor’un dikkati başka yerdeydi. Barmen bardakları masaya koydu. Maria hangisinin ne olduğunu bilmiyordu, ama Victor’a da soramıyordu. Birini seçip içti, sonra öksürdü:
— Bu nasıl gazoz böyle?
Victor ona döndü, umursamadan bardağı alıp içti. Aniden durdu, gözleri büyüdü; bardağındaki gazoz alkol kokuyordu. Maria’ya baktığında çoktan bardağını bitirmişti.
— Maria, ne yaptın sen?
— N-ne olmuş?
— İçkiyi içtin şu an.
Yüzünden anlamadığı belliydi. Victor’un içi pişmanlıkla doldu, ama az önce gördüğü bir şeyden emin olmak için gitmeliydi.
— Maria, beni iki dakika bekler misin? Sadece iki dakika, hemen dönerim. Hiçbir şey içme.
— Tamam, patron.
Victor yanından ayrıldı. Piste doğru gittiğinde, Jack’in ailesine sorun çıkaran o genç buradaydı.
— Senin ne işin var burada?
— Vaaay, bay Victor hapisten çıkmış demek. Seni böyle bir yerde göreceğimi bilmiyordum.
— Demek gerçekten de sana dokunmamışlar.
— Neden olsun ki? Ben sadece kafeyi satın almak istedim.
— Sen bir aileyi mahvetmek istedin. O ailenin tek sahip olduğu şeyi zorla alacaktın.
— Ne olmuş yani? Karşılığında para alacaktılar, hem de iyi para.
Victor sözlerinin faydasız olduğunu anladı ve oradan ayrıldı. Geldiğinde Maria’nın önünde üç boş bardak daha vardı.
— Maria! Sana içme dedim ama.
— Bağırma, çok fazla içmedim ki, azıcık.
— Yerinde bile duramıyorsun.
— Sen sanki duruyorsun, hatta... birkaç yerdesin.
— Ben orada değilim, yanlış yöne bakıyorsun. Hadi, yürü gidelim.
Parayı masanın üstüne koyup çıktı. Çok pişman olmuştu, sadece onunla birlikte eğlenmek istiyordu. Kafeye geldiklerinde Jack şaşırdı:
— Ne oldu?
— Yanlışlıkla içti, sonra kocaman şişeyi yarıya kadar…
— Ama adamın şovu iyiydi. Elindeki demiri atıp tutuyordu, bayılacağım sandım.
— Maria, hadi gel. Maria, yürü hadi!
Maria sanki uyumaya hazırlanıyordu. Victor onu kucağına alıp odaya götürdü. Kapı açılınca duvara çarptı. Maria başını kaldırdı:
— Aaa… Bizim eve geldik.
Victor onu yere koyup sırtını tuttu:
— Evim…
— Dur.
Victor ayakkabılarını çıkardı, ceketi çıkaracakken Maria kollarından tuttu:
— Şşşş… ne yapıyorsun?
— Ceketini çıkarıyordum. Hadi uzan da yat.
— Dur! Ben konuşurken… susmalıyım. Çünkü… çünkü… çünkü ben konuşuyorum.
— Peki, sen konuş.
— Victor, seninle… tanıştığımızda çok sinir bozucu olduğunu düşünüyordum. Ama… seni tanımak beni mutlu ediyor. Seninle… yaptığımız her şeyden zevk almaya başlıyorum. Kim olduğunu tam bilmiyorum ama… galiba senden hoşlanıyorum.
Victor bu sözler karşısında şaşırdı. Ne tepki vereceğini bilemedi. Maria’yı yakasından tutup dudaklarından öptü. Geri çekildiğinde Maria yana kayıyordu, Victor onu tuttu:
— Bir şey yapabilir miyim?
— Yapacağın şeye bağlı. Sapıklık yok ama.
— Umarım bana bir daha bu kelimeyi söylemezsin.
Eğildi ve kızın dudaklarından öptü.