11. Bölüm: Beklenmedik Sonuç

825 Words
Otobüs Roanoke otelinin önünde durdu. Saat 21:22’yi gösteriyordu. Yolcular o kadar yorgundu ki, çoğu yemek yemeden odalarına gidip uyumayı tercih etmişti. Victor ve Maria içeri girer girmez kanepeye atıldılar. — Aaaa… su… su istiyorum. Su ver bana. — Ben de senin gibi yorgunum. Biraz dinlenelim, sonra veririm. — Maria… Bir saat boyunca otobüsü ittirdik, 13 erkek. Kollarım hâlâ ağrıyor. Canım… canım burnumda. — Hayatımda bu kadar zor bir gün yaşamamıştım. — Ben de. Biraz su ver, lütfen. Maria kalkıp ikisine de su getirdi. — Maria, tatlıdan kaldı mı? — Bilmiyorum, inip aşağıda yesene. — Olmaz, üşeniyorum. Gece aç da yatarım ama aşağı inemem. Maria bavulunu açtı; üç tatlı kalmıştı. Birini kendisi için alıp diğer ikisini Victor’a verdi. — Sen yeseydin. — Yok, sen çok yoruldun, sen ye. — Ama benzinin bitmesi için de arabada bekledik, 20 dakika kadar. Ben iyiyim, sen ye. — Gel şöyle yapalım… Maria tatlıyı ikiye böldü. Biraz sohbet ederek kendilerine geldiler. Victor yatak odasına gidip üstünü değiştirdi ve tekrar çıktı: — Maria, yatak yine çift kişilik. — Umrumda değil, kendimi yatağa attığım gibi uyumak istiyorum. Victor farklı bir tepki bekliyordu ama karşısında söyleyecek bir şey bulamadı. — Duşa mı giriyorsun? — Evet. — Tamam, sen gelene kadar ben çoktan uyurum. Maria yatak odasına girdi, Victor ise onu umursamadan duşa gitti. Duştan çıkıp bavullarını aldı ve yatak odasına girdi; yarım saatten fazla geçmişti, Maria hâlâ uyumamıştı: — Hani yatağa girdiğin gibi uyuyacaktın? — Bir şeyi fark ettim… yarın Washington’dayız ve belki son kez görüşüyoruz. — Neden böyle düşündün ki? — Birden aklıma geldi… yarın farklı bir gün olacak. — Ama aramızdaki arkadaşlık hâlâ sürecek, değil mi? — Tabi ki… Bana eşlik ettiğin için minnettarım sana. Victor’un morali bozulmuş gibiydi: — Neyse, ben saçlarımı kurutayım, sonra da uyuyalım. Havluyu alıp dışarı çıktı ve salonda kendi düşüncelerine daldı. Eğer Maria ailesine kavuşursa aralarındaki iletişimi kesmezdi; yine de aklında başka şeyler vardı. ~~~ Sabah Maria uyandığında Victor’u yanında göremedi. Üstünü değiştirip salona girdiğinde, Victor kanepede, başında havlu, uyuyakalmıştı. Maria istemsizce gülümsedi, kamerayı alıp fotoğrafını çekti. Işık ve makinenin sesi Victor’u azıcık irkiltti; gözlerini açtı. Kamera görünce sıçradı: — Ver şunu bana. — Olmaz. — Neden? — Sen de benim fotoğrafımı çektin. — Ama bu aynı değil. Mücadele başladı; Victor fotoğrafı almaya çalışıyor, Maria vermiyordu. Aniden aralarındaki mesafe kısaldı; birbirlerine şaşkınlıkla baktılar. Kamera Maria’nın elinden kayıp ayağına düştü. Maria çığlık attı ve Victor fotoğrafı aldı: — Sakın! Sakın yırtma! — Neden? — Ben de yırtmadım ama… lütfen kalsın. Victor’un yüzünde garip bir gülümseme belirdi: — Anahtar kelimeyi alayım. — “Lütfen” dedim ya. Maria elini yüzüne vurdu, ardından uzattı: — Beni kaldırır mısın? Ayağa kalkınca: — Victor, lütfen bu fotoğrafı “eşine” geri verir misin? — Tabi ki. ~~~ Otobüse binince Maria strese girdi, kalbi hızla atıyordu. Victor sadece ona bakıyordu; yolculuğun böyle bitmesini istemiyordu. Maria hızla ona döndü: — Sence ilk ne yapmalıyım? — Yüzlerine dikkatle bak. Eğer çirkinlerse, demek senin ailen. Kadın güzel, adam yakışıklıysa, yanlış adrese gelmişiz. Maria göz devirdi: — Aman ne komik. Victor bavulundan saklama kabını aldı ve içinden börek çıkardı: — Yine mi tatlı çaldın? — Yok, bu sefer börek… yer misin? — Sağol, bolca yedim. Saat kaç? — 10:19. Yola çıkalı bir saat olmamış. — Anladım, ben uyuyayım o zaman. ~~~ Washington otogarı geniş ve kalabalıktı. Victor ve Maria otogardan ayrıldı; Maria bavuldan adresi bulmaya çalışıyor, Victor etrafı kontrol ediyordu: — Hah, sonunda buldum. Victor çaktırmadan biriyle işaretleşti. — N’apıyorsun? Kiminle konuşuyorsun? — Yok bir şey. Kağıdı bilfuğuna göre adrese bakalım artık. — Bi bakalım… Georgetown, Çamlık Caddesi 24, 2 numaralı ev. İyi, o kadar zor değil. — Önce taksi bulalım, adrese öyle gideriz. Otogar bölgesinden taksi buldular ve bir evin önünde durdular: — 70 dolar. — 70 mi? Mesafe o kadar uzun değildi… — Otogardan eve kadar tabi ki böyle olur. Şimdi 70 doları verin. Maria sabırla 70 doları çıkardı ve şöföre verdi. Taksi uzaklaştı. Maria eve baştan aşağı baktı; ev fena değildi: — Geçim sıkıntısına göre çok büyük bir ev. Maria Victor’a döndü: — Belki sonradan işleri düzelmiştir. — Bu kadar da olmaz… Ev villadan azcık küçük, zenginmişler gibi. — Neyse, gidelim. Victor Maria’nın ilgisizliğini hissetmişti, alınmaya başladı: — Sence doğruyu mu yapıyoruz? — Nasıl yani? — Seni sevenleri geride bıraktın, şimdi de seni terk edenlerle birlikte yaşamak istiyorsun. — Bu konu şimdi tartışılacak şey mi? Bak, buraya kadar zorla geldik ve bundan sonrası güzel olsun istiyorum. — Maria!.. Tamam, gidelim hadi! Maria sözlerdeki keskinliği hissetse de uzatmadı. Bahçe kapısından içeri girdiler. Kapının önüne gelince Victor konuşmayı seçti: — Maria, ben aslında… O sırada küçük bir çocuk evden çıkmak üzereydi; onları görünce şaşırdı: — M-merhaba, siz kimsiniz? Maria tatlı bir sesle konuştu: — Merhaba, burası Dymon Carter’ın evi mi acaba? — Hayır. Maria şaşırdı; annesi yanlış adres mi vermişti? Çocuğun annesi de dışarı çıktı ve onlara baktı: — Siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz? — B-burası… Dymon Carter’ın evi mi? — Hayır, biz buraya yeni taşındık. — Peki… onlar nerede? — İki gün önce Charlestown’a, Boston’a taşındılar.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD