Otobüs Roanoke otelinin önünde durdu. Saat 21:22’yi gösteriyordu. Yolcular o kadar yorgundu ki, çoğu yemek yemeden odalarına gidip uyumayı tercih etmişti. Victor ve Maria içeri girer girmez kanepeye atıldılar.
— Aaaa… su… su istiyorum. Su ver bana.
— Ben de senin gibi yorgunum. Biraz dinlenelim, sonra veririm.
— Maria… Bir saat boyunca otobüsü ittirdik, 13 erkek. Kollarım hâlâ ağrıyor. Canım… canım burnumda.
— Hayatımda bu kadar zor bir gün yaşamamıştım.
— Ben de. Biraz su ver, lütfen.
Maria kalkıp ikisine de su getirdi.
— Maria, tatlıdan kaldı mı?
— Bilmiyorum, inip aşağıda yesene.
— Olmaz, üşeniyorum. Gece aç da yatarım ama aşağı inemem.
Maria bavulunu açtı; üç tatlı kalmıştı. Birini kendisi için alıp diğer ikisini Victor’a verdi.
— Sen yeseydin.
— Yok, sen çok yoruldun, sen ye.
— Ama benzinin bitmesi için de arabada bekledik, 20 dakika kadar. Ben iyiyim, sen ye.
— Gel şöyle yapalım…
Maria tatlıyı ikiye böldü. Biraz sohbet ederek kendilerine geldiler. Victor yatak odasına gidip üstünü değiştirdi ve tekrar çıktı:
— Maria, yatak yine çift kişilik.
— Umrumda değil, kendimi yatağa attığım gibi uyumak istiyorum.
Victor farklı bir tepki bekliyordu ama karşısında söyleyecek bir şey bulamadı.
— Duşa mı giriyorsun?
— Evet.
— Tamam, sen gelene kadar ben çoktan uyurum.
Maria yatak odasına girdi, Victor ise onu umursamadan duşa gitti. Duştan çıkıp bavullarını aldı ve yatak odasına girdi; yarım saatten fazla geçmişti, Maria hâlâ uyumamıştı:
— Hani yatağa girdiğin gibi uyuyacaktın?
— Bir şeyi fark ettim… yarın Washington’dayız ve belki son kez görüşüyoruz.
— Neden böyle düşündün ki?
— Birden aklıma geldi… yarın farklı bir gün olacak.
— Ama aramızdaki arkadaşlık hâlâ sürecek, değil mi?
— Tabi ki… Bana eşlik ettiğin için minnettarım sana.
Victor’un morali bozulmuş gibiydi:
— Neyse, ben saçlarımı kurutayım, sonra da uyuyalım.
Havluyu alıp dışarı çıktı ve salonda kendi düşüncelerine daldı. Eğer Maria ailesine kavuşursa aralarındaki iletişimi kesmezdi; yine de aklında başka şeyler vardı.
~~~
Sabah Maria uyandığında Victor’u yanında göremedi. Üstünü değiştirip salona girdiğinde, Victor kanepede, başında havlu, uyuyakalmıştı. Maria istemsizce gülümsedi, kamerayı alıp fotoğrafını çekti. Işık ve makinenin sesi Victor’u azıcık irkiltti; gözlerini açtı. Kamera görünce sıçradı:
— Ver şunu bana.
— Olmaz.
— Neden?
— Sen de benim fotoğrafımı çektin.
— Ama bu aynı değil.
Mücadele başladı; Victor fotoğrafı almaya çalışıyor, Maria vermiyordu. Aniden aralarındaki mesafe kısaldı; birbirlerine şaşkınlıkla baktılar. Kamera Maria’nın elinden kayıp ayağına düştü. Maria çığlık attı ve Victor fotoğrafı aldı:
— Sakın! Sakın yırtma!
— Neden?
— Ben de yırtmadım ama… lütfen kalsın.
Victor’un yüzünde garip bir gülümseme belirdi:
— Anahtar kelimeyi alayım.
— “Lütfen” dedim ya.
Maria elini yüzüne vurdu, ardından uzattı:
— Beni kaldırır mısın?
Ayağa kalkınca:
— Victor, lütfen bu fotoğrafı “eşine” geri verir misin?
— Tabi ki.
~~~
Otobüse binince Maria strese girdi, kalbi hızla atıyordu. Victor sadece ona bakıyordu; yolculuğun böyle bitmesini istemiyordu. Maria hızla ona döndü:
— Sence ilk ne yapmalıyım?
— Yüzlerine dikkatle bak. Eğer çirkinlerse, demek senin ailen. Kadın güzel, adam yakışıklıysa, yanlış adrese gelmişiz.
Maria göz devirdi:
— Aman ne komik.
Victor bavulundan saklama kabını aldı ve içinden börek çıkardı:
— Yine mi tatlı çaldın?
— Yok, bu sefer börek… yer misin?
— Sağol, bolca yedim. Saat kaç?
— 10:19. Yola çıkalı bir saat olmamış.
— Anladım, ben uyuyayım o zaman.
~~~
Washington otogarı geniş ve kalabalıktı. Victor ve Maria otogardan ayrıldı; Maria bavuldan adresi bulmaya çalışıyor, Victor etrafı kontrol ediyordu:
— Hah, sonunda buldum.
Victor çaktırmadan biriyle işaretleşti.
— N’apıyorsun? Kiminle konuşuyorsun?
— Yok bir şey. Kağıdı bilfuğuna göre adrese bakalım artık.
— Bi bakalım… Georgetown, Çamlık Caddesi 24, 2 numaralı ev. İyi, o kadar zor değil.
— Önce taksi bulalım, adrese öyle gideriz.
Otogar bölgesinden taksi buldular ve bir evin önünde durdular:
— 70 dolar.
— 70 mi? Mesafe o kadar uzun değildi…
— Otogardan eve kadar tabi ki böyle olur. Şimdi 70 doları verin.
Maria sabırla 70 doları çıkardı ve şöföre verdi. Taksi uzaklaştı. Maria eve baştan aşağı baktı; ev fena değildi:
— Geçim sıkıntısına göre çok büyük bir ev.
Maria Victor’a döndü:
— Belki sonradan işleri düzelmiştir.
— Bu kadar da olmaz… Ev villadan azcık küçük, zenginmişler gibi.
— Neyse, gidelim.
Victor Maria’nın ilgisizliğini hissetmişti, alınmaya başladı:
— Sence doğruyu mu yapıyoruz?
— Nasıl yani?
— Seni sevenleri geride bıraktın, şimdi de seni terk edenlerle birlikte yaşamak istiyorsun.
— Bu konu şimdi tartışılacak şey mi? Bak, buraya kadar zorla geldik ve bundan sonrası güzel olsun istiyorum.
— Maria!.. Tamam, gidelim hadi!
Maria sözlerdeki keskinliği hissetse de uzatmadı. Bahçe kapısından içeri girdiler. Kapının önüne gelince Victor konuşmayı seçti:
— Maria, ben aslında…
O sırada küçük bir çocuk evden çıkmak üzereydi; onları görünce şaşırdı:
— M-merhaba, siz kimsiniz?
Maria tatlı bir sesle konuştu:
— Merhaba, burası Dymon Carter’ın evi mi acaba?
— Hayır.
Maria şaşırdı; annesi yanlış adres mi vermişti? Çocuğun annesi de dışarı çıktı ve onlara baktı:
— Siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?
— B-burası… Dymon Carter’ın evi mi?
— Hayır, biz buraya yeni taşındık.
— Peki… onlar nerede?
— İki gün önce Charlestown’a, Boston’a taşındılar.