6.BÖLÜM: TÜRLERİN MİTOLOJİK TARİHİ

1604 Words
've zamanı geldiğinde her ölümlü kendi sonunu kendisi getirecekti' TANRIÇA GİSELLE LANETLENMEDEN ÖNCE PRİYA İLE BİR ANLAŞMAYA VARDI. OĞLU SEPTARAS İÇİN MAKUL BİR EŞ ADAYI BULACAK VE ONU ATEİFA'NIN YANINA GÖNDERECEKTİ. GÜLLERİN TANRIÇASI ATEİFA BUNU KABUL ETMEDİ, GEZEGENİNDE SÜVE'NİN SOYUNDAN GELEN HİÇ KİMSEYİ GÖRMEK İSTEMİYORDU. EFSANELER, ARTIK İFTİRAYLA YAZILMAYA BAŞLANDI. SÜVE BUNDAN ÇOK ZARARLI ÇIKACAKTI. Tanrılar merhamet eder, suçlular merhametle ihanet.  Yaşayanlar ise bu ihanete boyun eğer.     Keskin ateşin oğlu olarak bilinen Septaras, Güneş Tanrısı İpan ve Priya’dan olma son çocuktu. Priya çok küçük yaşlarda oğlunu küçük bir gezegen olan Neletsara'ya gönderdi. Septaras eğitim almak istemiyordu özellikle de onu eğitecek kişinin bir Asher olmasını duyduğunda okul hayatını tamamen bıraktı. Annesi Priya bu duruma kızıp oğlunu istediği savaş gezegenine göndermedi. O seçmelerde bir cesur çıkmıştı, ailesini hatta tüm halkını korumak, savaş zamanı cesurca savaşmak istiyordu. Priya buna asla müsaade etmedi. Ona yeni bir görev verdi. Kutsal dağın eteklerindeki fakirlere yardım etmesi ve kanına yakışır şekilde bir asil gibi davranmasını da ondan istemişti. "Ben bir cesurum anne!" Gözlerini Nefes Tanrıçası'na diktiğinde karşıdakinin annesi olduğunu unutmuştu Septara. "Neden benim isteklerimi, arzularımı görmezden geliyorsun?" Priya suskundu. Omuzlarına aniden bir ağırlık çökmüştü. Ölümsüz olan ruhu sanki o an göklere, Tanrılar Tanrısı İpan'a ulaşmıştı. "Sen," diye fısıldadı Priya. Ona hiddetle karşı çıkan bir başkası olsaydı çoktan sürgün edilmişti. "Beni zor kullanmaya yöneltme Septara! Hemen sana verilen görevi yerine getir!" Septara huysuzca omuzlarını havaya kaldırdı. Yeryüzünün Tanrıçası, Süve'nin kız kardeşine böyle davranılması Tanrılar Kurulu'nda affedilecek bir şey değildi. "İpan," yüzünde alışılmadık bir ifade belirdiğinde Priya oğluna yaklaştı. "Baban bir savaşçı olmanı istemiyor Septara." "Biliyorum," gözlerini altınla kaplı masanın üzerinde gezdirdiğinde Arçra'dan getirilen Lila meyvelerini gördü. Bunları henüz yemesi yasaktı; çünkü bir eşi yoktu. Tadını merak etmesi elini harekete geçirdiğinde annesi hızlıca önüne geçti. "Hayır!" Meyvenin çekiciliği zihninde tadına bakma arzusunu uyandırmıştı. Neden bilmiyordu ama meyve gözlerinde kocaman bir yıldız gibi parlayıp sönüyordu.  Bir anlığına annesiyle neden tartıştığını unuttu. Priya çok geçmeden masanın üzerindeki ağır tabağı eline alıp İpan'ın kürsüsüne bıraktı. Hiçbir Tanrı çocuğu İpan'ın kürsüsüne elini değemezdi, bu hem suç hem de ayıp olarak görülürdü. "Süve aşağıda, seni bekliyor!" Septara gözlerini kapatıp açtığında netliğini kaybeden irislerini annesinin üzerinde gezdirdi. Hareket edemeyecek kadar yorgun olduğunu demin fark etse de annesinin kardeşi Süve onu dağın zirvelerine taşımak için avluda bekliyordu. "Güneş ışığı seninle olsun, karanlık çökmeden..." Septara annesinin sözünü dinlemeden arkasını dönüp kapının parlak kulpuna yöneldi. Bu durum Priya'yı üzmüştü. İyi dileğini duymazdan gelen oğlunun arkasından bağırdı. "Karanlık seni yıldırmasın, Şişmia sana uğramasın!" Septara parlak koridorun içinden avluya doğru çıkarken annesinin arkasından bağırdığını duyuyordu. Şişmia'nın ismini duyduğunda derinden irkildi. Sonuçta babasının bir numaralı düşmanıydı o. Karanlığın, gecenin, kötülüğün Tanrısıydı Şişmia. Her şeyi bir anlığına da olsa unutup dayısının yanına geldi. Başını hafifçe öne eğip onu selamladığında yüzündeki öfkeyi silmeye çalıştı. "Ne oluyor sana Septara?" Süve hafif bir sesle yeğenine yaklaştı. Bu ses ona kısık geliyor olabilirdi ama bir ölümlü bu sese asla dayanamazdı; kalbi ona ulaşan dalgalarla yerinde duramaz ve patlardı. "Ben bir yardımsever olmak istemiyorum!" Henüz olgun sayılmayan Septara dayısına bakıp yüzünü buruşturdu. "Babam ondan daha iyi bir Tanrı olacağımı düşündüğü için beni burada binlerce kadının arasında tek bıraktı. Tapınak her zaman binlerce Tanrıçayla doluyor. Ben savaşçı olmak istiyorum!" "Her savaşçı aynı zamanda bir yardımseverdir Septara. Sen kibrinin açtığı savaşta esir olmuşsun. Bir savaşçı, bir yiğit olgun yüzün altında şefkat saklar. Bakma savaşçıların ciddi olduklarına. Her birinin içinde henüz olgunlaşmamış çocuklar yatar." Septara dayısının sözlerini pür dikkat dinlerken öfkeli ve kibrinin maskesi yavaş yavaş çatlamaya yönelmişti. Yumuşayan ses tonuyla konuşmaya hazırlanırken belindeki gümüş kılıcın kabzasına hafifçe dokundu. "Ben her şeyden önce bir savaşçı olmayı dilerdim," Gözleri devasa nehrin akıntıları arasında yüzen Laila ile kesiştiğinde derin bir nefes aldı. "Dilek Tanrıçası beni duymuyor," İçtenlikle bir gülümseme o sıra Süve'nin yüzünde, İpan'ın yeryüzüne gönderdiği ışıklarla parladı. "Henüz bir karara varmak için çok gençsin Septara. Zihnin karışık, duyguların çıkılmaz birer labirent gibi. Her şeyin uygun bir zamanı olduğunu asla unutma." Süve, parlak ışıkların arasında onları sakince dinleyen kardeşi Priya'yı gördüğünde 'her şey yolunda' der gibi bir bakış fırlattı kardeşine. O ise ellerini istemsizce yüzüne götürüp henüz genç olan oğlu için Dilek Tanrıçası'na dua etti. Ardından gözlerini oğlunun yüzüne çevirdi. Bu ışıkta kimsenin karanlıkta kalması imkansızdı. Priya'nın gözleri hiç bulunmayan bir cevher gibi parlıyordu. Işıklarla bezenmiş terasta hafif bir rüzgâr sıcağın kendisine savaş açtığında Priya'nın kalbi hızlıca atmaya başladı. Bu bir işaretti, üstelik Dilek Tanrıçası'ndan gelmişti. Mor renkli bir kelebek önce Priya'nın üzerinde gezindi ve sonra Septara'nın başına kondu. Saniyeler sonra toz olup etrafa altın sarısı ışıklar saçtı. Bu işaret, dilenen bir dileğin en kısa zamanda yerine getirileceğinin habercisiydi. Septara ise bunu hiç fark etmedi. İçindeki öfke duvarları bir bir yıkılırken annesinin arkasından onu izlediğini biliyordu. Başını hafifçe sağa çevirdiğinde annesinin gözlerine bakarak gülümsedi. O sıra Laila kızgın dalgaların arasından yavaşça çıktı. Saçları ayaklarına kadar uzanıyordu. Uzuvlarından damlalar yavaşça akıyordu. Gözleri ise henüz bir kere şahit olduğu yıldız gibi parlıyordu. Mızrağını tek elinde tutarak onlara yaklaştı. Denizlerin Tanrıçası Artesbon'un tek çocuğuydu. "Bize katılmak ister misin?" Süve kudretli Artesbon'un kızı Laila'ya hiç hayır diyemeyeceği bir teklifte bulunmuştu. Laila utangaç bir tavırla başını öne eğip "Muhtaçlara yardım etmek, arınmak kadar önemlidir." Cazgır ses tonu yüksek çıktığında Septara aniden irkilmişti. Onun sesini çok alçak bekliyor oluşu derin bir şaşkınlık yaşamasına neden olmuştu.  Süve abartılı bir şekilde konuştuğunda Septara çoktan havalanmıştı. İpan soyundan gelen tanrılar, parlak beyaz kanatlara sahip olmasalar bile uçabilirlerdi. Ama göğün üçüncü katı tüm uçabilen tanrılar ve onların çocuklarına yasaklanmıştı. Beşinci katmanda yer alan İpan, Seseti ve Pekintera çok büyük tanrılar kabul edilirlerdi. Bu yüzden onlara yaklaşmak, onların izni yokken üçüncü katmanı aşmak bilinmeyen cezalara hatta bir ölümsüzün bile bu özelliğinin elinden alınmasına, ölmesine yol açabilirdi. Dağın eteğindeki dere sakince aşağıya doğru akarken Septara, Laila'nın yüzünü ürkekçe izliyordu. Sanki her an ona karşı bir soru fırlatacakmış gibi hissediyordu ve bu yüzden heyecandan ölebilirdi. Kesik tonlamayla konuşmasına devam eden Süve yeğenine bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Ama Septara onu duyamayacak kadar sağırlaşmıştı. Bedeninin içinde yavaş yavaş yanan bir ateş onu dumanların arasında, sersemce sendelemeye yetiyordu. "Bu taraftan!" Süve'yi yine duymamıştı. Onların gittikleri yere sersemce adım atıyordu. Laila ona çekingen bir tavırla baktığında Septara bakışlarını hızla toprağın üzerine çevirdi. O an bu görevin ona bir armağan olarak sunulduğunu düşünse de yolların epey zorlu olduğunu biliyordu. Ve sonunda dağın yamacındaki küçük muhtaç yerleşkeye gelirler. Karanlık çoktan çökmüştü. Gecenin sessizliği, Ruhbanileri ortaya çıkarttığında Septara Süve'ye geri dönmelerinin onlar için en iyisi olacağını söyledi. Süve ise bunu kabul etmedi. Yerleşkenin sorumlusu Koruyucu Pteke onları karşıladığında onlara geçmesi için izin vermeyip gitmelerini be ertesi sabah geri gelmelerini söylemişti. Pteke, Septara'nın bir suçlu olduğunu sayıklayıp durdu nedensizce. "Sen verilen görevi vaktinde yerine getirmedin Septara!" Pteke'nin haksız hakaretleri, yersiz konuşmaları Septara'yı kızdırmıştı. Onun sözleri kulaklarında yankılandığında daha fazla dayanamadı ve Pteke'yi dağın eteğinden itti. Bir ölümlü olan Pteke yüksek sesle bağırdıktan sonra yere aniden düştü. Bu durumdan haberdar olan Priya hemen olay yerine geldi aceleyle ve oğlunun kontrol edilemez bir cesur olduğunu öne atar. Süve'ye onu Arçra'ya götürmesi için talimat verir ve oğlunun elinden uçma yetkisini alır. Efsanede Priya oğlunun güçlerini ruhundan söküp alır. Artık bir asil sayılmaz. Şimdi cesurlar dünyasına gidebilir. Oğlunu yersiz yere cezalandıran Priya İpan'ın gazabına uğrar. Priya sonu olmayan bir labirentin içine hapsedilmiştir artık. Karanlık gezegene sürgün edilen Priya yaptıklarından dolayı pişmandır ve tanrılar tarafından affedilmeyi bekler. Güçlerinin elinden alınması Septara'yı artık bir cesur yapmaz. Hayatının bir anda bu kadar değişeceğini bilmeden çıktığı yolda, kaderinin ona oynayacağı oyunlardan haberi olmadığından sakince gelecek haberleri beklemeye başlar. Bundan başka bir çaresi yoktur çünkü."" Labirente hapsedilen Priya oğlu tarafından kurtarılmayı bekliyordu. Septara bir yolunu bulup annesinin yanına gitti. İpan bu duruma çok kızmıştı. Oğlunu da oraya hapsetti ve onları sonsuza dek ölüme mahkum etti. Ama kurtarılmak için hala bir yol vardı; Laila. Laila, Süve sayesinde labirentin çıkışını öğrendi. Bir ip yardımıyla Priya ve oğluna çıkışı göstermek için havada uçup durdu. Ama Septara çıkışı bir türlü bulamadı. Sonra annesiyle kendilerine yapraktan ve reçineden birer kanat yaptılar. Bu onları çok yükseğe uçurmazdı belki ama labirentten çıkmalarını sağlayabilirdi. Annesi Septara'ya çok yükseğe uçmamasını söyledi. Labirentten kurtulmanın verdiği sevinçle Septara iyice göklere çıktı. Annesi peşinden gitmiyordu. Çünkü Septara bunu istemiyordu. Septara üçüncü katmana ulaştı. Uçtu ve uçtu. Özgürlüğüne kavuşmuş bir ruh gibi göğe yükseldi. Gözünü bürüyen hırsına yenik düşmüştü. Yükseğe çıktıkça çıkıyordu. Bunu fark eden İpan ve diğer tanrılar öfkelendi. Bu durumun onlara yapılmış bir hakaret olduğunu düşündüler. İpan güneşin sıcaklığını artırıp oğlunun üzerine çevirdi. Priya ise eşinin bu kadar acımasız olacağını hiç tahmin etmiyordu. Yükselen sıcaklık reçineyi eritti, yaprakları kül etti. Septara hızlıca yere düşmeye başladı. Ve Karanlık gezegenin derin suyuna düştü. Denize ise onun ismi verildi, annesi o karanlık gezegeni yakıp yıkmak yerine renklerin en cazibelisine çevirdi. Sonuçta oğlu asla karanlıkta kaybolmayı hak edecek bir şey yapmamıştı. 've zamanı geldiğinde her ölümlü ya da ölümsüz kendi sonunu kendisi getirecekti' GİSELLE'NİN TEYZESİ ATEİFA, SÜVE'NİN YEĞENİNE SONSUZ BİR TUZAK KURMUŞTU, BU TUZAKTA HER İKİ TARAFTA BÜYÜK KAYIPLAR VERMİŞ VE KİMİSİ SÜRGÜN EDİLMİŞTİ. GİSELLE SOYUNDAN GELEN KANATLI TÜRLERİN HER İKİ KANATLARINDAN BİRİSİ KESİLMİŞTİ, GİSELLE İSE TANRILAR EVRENİNDEN SÜRGÜN EDİLMİŞ, SOYU LANETLENMİŞTİ. BU EFSANE YARATILANLAR ARASINDA ANLATILDI DURDU, BÜYÜCÜLER EVRENİNDE GİSELLE SOYU OLAN HER KESİM TANRI SÜVE TARAFTARLARI TARAFINDAN KATLEDİLMİŞTİ, DİĞER SOYLAR İSE GİSELLE TESTİNE TABİİ OLMAK İSTEMEYİP KAÇMIŞLARDI. GLAKTANİA DİNİ KİTABINDA YAZAN BU EFSANE KRALLIKLARA, HANEDANLARA YAYILMIŞTI, YEDİ SIRA GEZEGENİ ARTIK İKİYE BÖLÜNMÜŞ, TÜRLER SÜVE VE GİSELLE TARAFTARI OLARAK İKİYE AYRILMIŞTI. ŞİMDİ BİLE ORTA ÇAĞ'DA BU AYRIM TÜM KRALLIKLAR TARAFINDAN DEVAM ETMEKTE, ELFLER, DROWLAR İLE SIRF BU YÜZDEN DÜŞMAN OLMUŞLARDI. USTA BÜYÜCÜLER ÇIRAKLARI ZORLAMIŞ VE NİHAYETİNDE BÜYÜK BİR SOY SAVAŞI, THORDOLİAN GEZEGENİNDE BAŞLAMIŞTI. GİSELLE TARAFTARLARI TÜM TÜRLER, SÜVE TARAFTARLARI OLAN TÜRLERLE SONU OLMAYAN BİR SAVAŞA GİRMİŞLERDİ, BU SAVAŞ GEZEGENLER TARİHİNİN GÖRÜP GEÇİRDİĞİ EN BÜYÜK KANLI SAVAŞ OLARAK TARİH EFSANELERİNİN İÇİNDE YER ALDI, KADER ARTIK İKİ İLAHİ SOYA DA DUR DEDİ, ÇÜNKÜ ASIL ASİL SOY MERHAMETİ KULLANANLARA BAHŞEDİLMİŞTİ. MERHAMET KALBİN UŞAĞIYDI... 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD