"Bazen kazanır bazen kaybedersin.
May, May Mattew o sabah kaybeden olduğuna inanıyordu. Hem de çok feci şekilde kaybeden olduğuna...
Ashley çoktan bir kılıç darbesiyle yere yığılmıştı. Sarah, son demlerini veriyordu. Mattew, May'in babası ise yorulmuştu. Bu türler bitmiyordu, her ağacın arkasından, tüm dalından aşağıya iniyorlardı.
diye bağırdı Sarah. elindeki silahın mermisini kontrol ederek. Artık savaş gerçekten bitmişti, kaybeden ise her zaman olduğu gibi May Mattew olmuştu.
"Dayan Sarah," dedi Ashley karın boşluğundaki yaranın üzerine basarak. Cebinden bir telefon çıkarttığında acıyla inliyordu. Sarah onun bu halde olmasına göz yumamamıştı.
"Beni boş ver Ash, dayanması gereken kişi sensin. lütfen sık dişini."
Ashley telefonunun ekranına acıyla baktığında tuşları rastgele çevirip bir numarayı aradı. Her kimi aradıysa telefon saniyeler içinde açılmıştı.
Ashley varis kelimesini ilk defa May'in yanında kullanmıştı. Bu sebepten onun gözlerinin içine bakıp onu saygıyla selamladı.
"Oshar, hemen Mattew malikanesine, topladığın kadar çok adam topla. Son varis orada."
May korkuyla kalbini sıkan elin avuçları arasında öylece kalmıştı. Bu böyle nereye kadar gidecekti? Nefesini tutarak iki büklüm oldu. Sanki içindeki tüm organlar yanıyor gibiydi. Birkaç saniyeliğine gözlerini kapattı. "Onlara yardım etsem mi?" diye geçirdi içinden. Sonra zihninden yükselen katı bir sesin ürkütcülüğü ile gözlerini araladı. "Aptallık etme!"
Hiçbir şeyin yolunda gitmediğine emindi, fakat bir şeyler yapmanın da tam zamanıydı ona göre. Ama onun içinde, bu duruma dair tezatlık oluşturan bir his vardı. May bu hissi defalarca yaşamıştı, annesi öldüğünde, babası onları terk ettiğinde, ağabeyi öldüğünde ve şimdi kendi ölümünde. Asla kıpırdamıyordu. Korktuğu zaman kısa çsüren bir kriz mi geçiriyordu bilmiyordu. dudağının üzerinde boncuk boncuk terler birikmeye başlamıştı. Terini silerken bir yanda da etrafına bakınıyordu. Ormanın üzerinden yükselen kavisli hava güneşin önünü kesiyordu. o an hepsi tolerans sınırları arasında sıkışıp kalmıştı. Mattew son gücüyle kılıcını çevirip karşısına gelen herkesi delip geçiyordu. Sarah'ın mermisi sonunda bitmişti, ve belindeki hançerlere sarıldığı görüldü. Ama karşıdaki kalabalığı dağıtamaya yetecek hiçbir şeyleri yoktu. Ve May onu gördü, Collin'in katili sonunda onun da karşısına çıkmıştı. Peşi sıra yırtıcı köpekler duruyordu. Ormanın içindeki kalabalık ise onun talimatıyla durdu. Mattew uzun açlı katile bakıp dişlerin isıktı. Kılıcını havaya kaldırdı ve öfkeyle parlayan gözlerini yırtıcı hayvanların üzerine dikti. Bu kılıç en fazla üç tanesini etkisiz hale getirirdi, fakat en az elli yırtıcı saflara dizilmişti. Tüm düşman türler onları çepeçevre sarmıştı. Evin ertafı son derece zayıf duvarlarla örülüydü. Sarah acıyla May'in gözlerine baktı. Gerçekten şimdi sonları gelmişti.
Uzun saçlı acımasız katilin talimatıyla tüm yırtıcılar onların üzerine doğru koşmaya başladı. May yine öylece duruyordu, içinden kaçmayı hiç düşünmüyordu ve bunun için uyarıcı sistemleri de çalışmamıştı. Kısa sürede bu türün acımasız dişleri arasında parçalanacağını düşündü. Bu biraz onu ürkütmüştü. En sonunda ortada yükselen mavi ışığın yakıcı etkisi tüm gücüyle kendini gösterdi.
kan ter içinde uykusundan uyandığında gözlerinin kızardığını aynaya bakmadan bile anlamıştı. Sesi bağırmaktan kısılmış, boğazı acıtmıştı. Babasını sıkça rüyasında görmüştü, kılıçla evin kapısının önünde duruyordu. Fakat içeriye giremiyordu, gözleri ağlamaklıydı. May'e bakıp sürekli "Üzgünüm!" diye tekrarlayıp duruyordu. Şu an odaklandığı tek görüntü o olmuştu, zihninden yayılan kavisli siyah ve gri çizgilerin oluşturduğu o korkutucu görüntü şimdilik içindeki korkuyu artırmış lolabilirdi, fakat içinde nedenini bilmdeği bir rahatlık da hissetmişti. Masanın üzerindeki saate baktı, sabahın altı çeyreğine urmuştu akrep ve yelkovan.
Zihninde hiçbir şekilde diğer renklere dair bir bulgu, küçük bir işaret yoktu. Siyah ve gri renkler köhneleşmiş, kurumuş, güneşini kaybetmiş ıslak ve koyu çiçekler gibi solmuştu. Kimi solgun çiçekler kimi siyah pigmentler yayıyordu üstelik dallarından.
May derince esnedi, dışarıdan yükselen seslerle birlikte hışımla atmaya başlayan kalbi onu kamera sistemlerinin önüne geçmesi için bedenini uyarmıştı. Bu hareketliliği sevmiyordu. Hiçbir zaman da ısınamamaştı. Masanın başına oturup hiçbir şeye dokunmadan açık ve kıpırdayan ekranı izlemeye başladı. Kamera sistemi çok gelişmişti, açıkça tüm renkleri ekrana olduğu gibi yansıtıyordu. May, zihninden yükselen koyu gri ve siyahın dışında bir renk gördüğü için sevinmişti, kameranın önünde şu an hiçbir hareketlilik yoktu. Ama arada bir cızırtı kulaklarını dolduruyordu. Hava henüz aydınlanmamıştı, saf yağmur hâlâ çiselemeye devam ediyor ve kameranın üzerinden kanallar açarak aşağıya doğru süzülüyordu. Korku yüzünden kasları iyice gerilmişti. Ayağa kalkması gerektiğini ve korkuyla kayba uğrayan hareketlerini bir an önce geri kazanması gerektiğinin farkına varmıştı."
Bu tür bir üstünlük değildir, bu tür sadece aciz bir Tanrı kuludur.
Yıllar önce...
Oapatalı Elpha'nın güzelliği tüm dillerde dolanır olmuştu. Giselle Krallığı'nın yönetiminden sorumlu son kraliçe Giselle'nin yeğeniydi; ablası Phtia'nın en küçük ve hayatta kalan tek çocuğuydu.
Kumral saçları, altın sarısı gözleri ile ona bakanı anında büyülüyordu ve bu gözler gerçekten aşkın yuvası haline dönüşmüştü.
Giselle yeğeninin fikrini alıp onu evlendirmeyi düşünmüştü. O ise buna hiç karşı çıkmamış aksine bu habere içten içe mutlu olmuştu.
Ülkelerinin hatta gezegenlerinin tüm gücü ve kudreti sayılan son kraliçe Giselle, ondan yıllar önce tahta çıkan büyükannesinin adını taşıyordu. Tanrılar ve tanrıçalar arasında en saygı göreni, en sevileni oydu. Ama bu tören için diğer tanrıların iznini almamıştı. Süve buna çok kızmış ve soyundan kimsenin onun soyuyla evlenmeyeceğine dair bir iddia çıkarmıştı.
Elpha için Oapata'ya iki aday gelmişti. Bilgelik Tanrısı Vorian'ın soyundan gelen güçlü ve yakışıklı İrg bir yanda duruyordu, diğer yanda ise Rüzgâr Tanrıçası Elpepiti'nin oğlu Budiapan özgünce buradayım diyordu.
Bunun için saatler sürecek gösteriler hazırlandı, ziyafetler verildi ve kutlamalar yapıldı. En son iki aday krallığın bir geleneği olan mızrak atmayla gelin adayını etkilemeye çalıştı. Ama Elpha'nın gözü sabitçe bir yere bakıyordu, o İrg'e aşıktı ve gözleri sürekli onun üzerindeydi.
Budiapan bu durumu fark ettiğinde hizmetindeki askerleri her şeyi öğrenmeleri için görevlendirdi. Törenin ortasında, daha ikinci mızrak atılırken onun en sevdiği yardımcısı Taelip kötü haberlerle geldi. Budiapan'a genç tanrıçanın onu sevmediği, ne olursa olsun İrg ile evleneceği haberi verildiğinde o buna çok kızmış ve kırılmıştı.
Ataxia Meydanı'nda üçüncü mızrak atılacağı sırada Elpha tam karşılarında duruyordu, iki adayı merakla izliyor ama İrg'e dolu dolu bakıyordu. Teyzesinin yanındaki tahta oturduğunda İrg üçüncü mızrağını hafifçe ileriye gönderdi. O sırada Rüzgâr'ın oğlu Budiapan aniden bir rüzgâr estirdi ve mızrağın yönünün değişmesine sebep oldu. Böylelikle mızrak Elpha'nın tam kalbine isabet etti. Bu durumda üç taraf birbirine savaş açmıştı, Tanrıça Giselle, diğer tanrıların iznini almadan böyle bir şeye kalkıştığı için desteklenmemişti. O ise teyzesi Ateifa'ya sığındı. Giselle yeğenini öldürdükleri gerekçesiyle Bilge ve Rüzgâr krallıklarına savaş açmış, Bilge ve Rüzgâr krallıkları ise genç tanrıçanın ölümünden birbirlerini sorumlu tutarak düşman olmuşlardı. Bu savaşta Giselle, Süve'den yardım istemiş ama alamamıştı,
Buna kızıp Süve'ye düşman olmuştu. Tanrıça Ateifa Giselle'ye yardım etmesi ve onu destekleyip diğer tanrılarla anlaşamaması sonucu sürgün edildi. Bu arada Budiapan Bilge Krallığı yenmiş ve Giselle'ye savaş açmıştı. Askerlerine Giselle soyundan gelen tüm kadınları savaştan önce eş ilan etmişti. Giselle kazanamayacağını biliyordu ve son kez Aptiana'nın yanına gitti. Merhametin tanrıçasıydı ve Giselle'nin istediği merhameti ona göstermemişti.
Buna boyun eğdi Giselle, kızları Ryona ve Rodella'yı farklı manastırlara bıraktı. Ölüm yemini etmişti. Ama ölmeden önce Süve'nin eşini kimsenin bilmediği bir yere hapsetti.
Soyundan gelen tüm kadınları, çocukları toplayıp yasak olmasına rağmen Tanrılar şehrini terk etti.
Yıllar sonra Ryona bir Giselle soyundan geldiğini öğrendiğinde ise bunu kaldıramayıp intihar etti, kardeşi Rodella'ya ise Aptiana merhamet etti. Ona yeni bir soy bahşedildi ama o soy Süve'nin intikam hırsı yüzünden yok edildi."
Bu hikayeyi okuduğunda May, düşüncelere dalıp öylece gitti. Annesinin bu denli üst bir soydan geldiğini öğrendiğinde ise gerçekten kazandığını öğrenmişti fakat bir gerçek vardı ki o da henüz savaşa girmemiş olmasıydı.