8.BÖLÜM OVVAİNLAR

1736 Words
Yıldızlar sadece karanlıkta parlamazmış oysa.. Karanlık sadece güneşe düşman değilmiş   Bay Lamp eşi Udi'nin ellerini sıkıca tutmuş ona iltifatlar yağdırıyordu. Kuzeydeki mumlar, salona loş bir hava katıyordu. Niusa ise o sıra anne ve babasının konuşmalarını dinlemek istemiyordu, dinlese bile onlardan hiçbir şey anlamıyordu. Masanın, mumlara en uzak kısmında duran küçük, manolya desenli sandalyesine oturduğunda yemeklerin kokusunu tek tek içine çekti. Yağmur o sıra bütün gücüyle yağmaya, şimşekler art ardına çakmaya devam ediyordu. Gökyüzü sanki bir şeylerin yolunda olmadığını anlatmak istiyormuş gibiydi. Bay Lamp sönmeye başlayan şöminenin yanına geçip bir odunu sakince külün üzerine bıraktı. Ardından camın yanına geçip dışarının durumuna baktı. "Epey yağacak gibi," dedi içindeki sıkıntıyla. Yağmurlu günlerden hiç haz etmez, şimşek çakmasından nefret ederdi. Bayan Udi ise pencerenin yanında durmaması için eşine kızmaya başlamıştı. "Haydi yemekleri soğutmayalım." ince ama hoşa giden ses tonuyla Niusa'nın yanındaki sandalyesine oturduğunda kızının yüzünü okşayıp tebessüm etti. Lamp ise hâlâ tedirgindi. Kendi çapında tuhaf takıntıları olan birisiydi. Pencereden dışarıyı izlemeyi bile sevmezdi. Açık kapıdan içeriye giremez, kapıyı kapatıp tekrar açtıktan sonra, ilk adımı sağ ayağıyla atardı. Geceleri müzik dinler, gündüzleri ise hiç müzikten bahsetmezdi.  "Yarın çok işimiz var, harman vakti. Opar görevimizin harmanı kaldırmamız olduğunu söyledi."  "Her yıl neden en zor işi bize veriyorlar?"  Lamp kızarak müzik kutusunun yanına gitti. İnsanların dünyasından gelen bu müzik kutusu, onlar için gizemliydi. Klasik bir parçayı kutuya yerleştirdiğinde müzik kısık sesle çalmaya başladı.  "Şarkıda ne diyor baba?" Niusa hiç anlamadığı bu dildeki şarkının ritmine odaklanmışken mırıldandı. "Sen anlıyor musun?" dedi tekrardan babasına. Bay Lamp gergince gülümsedi. "Hayır," dedi çekingen tavırla. Yüzünün beyazlığı sürekli tarlada ve tamirat işlerinden çalışmasından dolayı kızarmıştı. "Yemekten sonra konuşursunuz!" Udi onlara çıkıştığında tabaklara servis yapmaya başlamıştı.  Ayakları boyundan büyük sandalyeye oturduğu için havada kalmıştı. Bu yüzden dizlerini bir sağa bir sola sallayan Niusa günün yorgunluğunu atmak ve bir an önce uyumak için sabırsızlanıyordu. "Doydum," dedi masadan hızlıca kalkarak. Odasına gitmek yerine şöminenin yanına kıvrıldı. Annesi veya babası fark etmeksizin her gece ona Nisya Efsanesini anlatır dururlardı. Ama o gece Niusa o kadar yorgun düşmüştü ki efsanenin nerede kaldığını bile unutmuştu. Gittikçe gözleri kapanmış ve müziğin sesi kısılmıştı zihninde.  *  Yağmur öfkesini artırmış böylelikle Lamp'in içine korku tohumları serpmişti. "Sakin ol! diye çıkıştı Bayan Udi. "Her şey yolunda." Şimşeğin ürkütücü mavi rengi odanın pencerelerinde göründüğünde büyük bir çığlık sesi, Suz Meydanı'ndan yankılandı.  "Cele ê ktanskia il dit fils prete!" (Bu gece kaderinizi biz yazacağız!)  Boğuk tektonik sesleri, yağmurun çatıya vuruşu, gittikçe artan ayak takıntıları ve makineli silahlar...  "Ne oluyor?" Udi korkuyla bağırdığında Niusa'nın yanına koştu. Hiçbir zaman yapmak istemeyeceği davranışları sergilemek istemiyordu. Ama kızını kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmak zorundaydı. Lamp askıdaki tüfeğine sarılarak kapıya yöneldi. Kalbinin atışı, şöminenin ortasında ateşe mahkûm kalmış gibi hızlı atarken Udi'ye üzgünce baktı. Kapının önünde büyük bir sessizlik oluştuğunda Lamp yerinde öylece kalakaldı. Siyah gözleri bütün uzuvlarını takip eden parlak ışıklar sıradan birer müzik sesi gibi melodiye büründüklerinde Lamp eşine kırgın bir ifadeyle baktı. Udi'nin gözleri büyüdüğünde "Bunu yapmak istemiyorum Lamp," diye fısıldadı. Ardından kucağında uyku sersemiyle tuttuğu ve hiçbir şeyden haberi olmayan kızı Niusa'nın yüzüne baktı. Yüz hatları o kadar belliydi ki uykusunda gülümsediğini düşündü. "Bunun için ona zarar verirler," Udi'nin çaresizliği akan gözyaşları sayesinde anlaşılıyordu. "Bunun için ona eziyet ederler," diye tekrarladı. Sanki kızını son kez görüyormuş gibi ağlamaya başladı. Ona sıkıca sarıldığında kapının önünde hafifçe esen rüzgârın sesi duyuldu. Boşluktan içeri sızan hava bir ıslık sesini çağrıştırıyordu. Niusa tedirginliği sezmiş bir balık gibi hafifçe gözlerini araladı. Kalbi çok hızlı atıyordu. Gözlerini masumca kırpıştırdığında annesinin ona sıkıca sarıldığını hissetti. Neden böyle yaptığını bilmiyordu. Yüzüne yerleştirdiği küçük bir tedirginlik sezgisi yavaştan tüm bedenini sarmaya başladığında "Ne oldu?" diye mırıldandı. Udi onun uyandığını fark ettiğinde ona uyguladığı baskıyı hafifletti. "Hiçbir şey," dedi ama yalan söylediği açıkça ortadaydı.  Karanlığı bölen ışıklar evin pencerelerinden içeriye sızarken Udi ve Lamp birbirlerine telaş dolu ifadeyle baktılar. Niusa'yı da alıp içeriye geçen Udi onun ellerini tutup sıkıca uyarmaya başladı. "Sakın, sakın dışarıya çıkma!" Niusa'nın gözleri dolmuştu. Ailesiyle bir vedalaşma sayılır mıydı bu? Son kez annesinin kolları arasına girdi ve küçük bir çocuk olmasına rağmen olacakları sezdi. "Dikkatli olun," dedi her ikisine de bakarak "Sizi seviyorum."  Bayan Udi kapının girişindeki portmantodan yağmurluğunu da alıp dışarıya doğru yürüdü. Aynı zamanda eşinin elini sıkıca tutuyordu. Büyük gürültüler Niusa'nın kulaklarını kapatmasına sebep olsa da gözleri sürekli açıktı. Karşıdaki pencereyi, dolabın küçük deliğinden izlemeye başlamıştı. Kulaklarını açtığında sarı bir ışığın parladığını fark etti. Sonra büyük bir gürültü koptu. İzlediği pencereye hızlıca çarpan annesinin son sesiydi bu. Ardından büyük bir çığlık daha koptu. Acıyla ağlamaya başlayan Niusa gözlerini sıkıp dizlerine sarıldı.  Saatler geçmişti. Kimseden bir ses yoktu. Niusa ise gece boyunca hiç uyumamıştı. Küçük bir robotun bütün evi kolaçan ettiği sıra da uyanıktı. Korkusuzca onun karşısına çıkmayı düşündü ama dolabı bir türlü açamıyordu. Sanki büyülü bir güç o dolabı son gücüyle kilit altında tutuyordu. Annesinin ve babasının hayatı bir gece de sönmüştü, gökyüzünde tek başına kalmış bir yıldız gibi yalnız hissetti. Son hissettiği ise bu yalnızlığın içinde kaybolmanın verdiği acıydı.  Dolabın kapaklarına küçük ayaklarıyla vurmaya başladı. "Kimse yok mu?" diye bağırıyordu üstelik. Ama sesini kendisinden başka kimsenin duymadığını da biliyordu. Gözünü takırtıların geldiği yere çevirdiğinde deliğin ucuna yaklaştı. Siyah, mavi ve gri renklerin oluşturduğu bir çember tam ortada duruyordu. Niusa şaşkınlıkla bunu izlemeye başladı. Merakı dolabı açması için onu uyarıyordu. Ama Niusa dolabı açamadı. Saniyeler içinde çemberin içinden uzun siyah saçlı bir kadın çıktı. Elinde küçük bir hançer, diğer elinde ise uzun bir çubuk vardı. Yüzündeki ifade her şekilde korktuğunu gözler önüne serer biçimdeydi.  "Niusa," dedi kadın sakince. Dolabın içinde nefes alışverişleri hızlanan Niusa korkuyla geriye çekildi. Kimdi bu, ne istiyordu ondan bilmiyordu. Kadın "Beni annen gönderdi," dedi. Gerçekten yüzünde yalan söyler bir ifade de yoktu. Niusa sessizce nefes aldı. "Buradayım," dedi. Bunu yapmaktan başka bir çaresi olmadığını çok iyi biliyordu. Karşıdaki kadın yüzüne göre uzun olan burnunu dolaba yaklaştırdı. "Burada mısın?" Niusa derin bir nefes daha alıp mırıldandı. "Evet," içinde dolaşan kötülük hissi artık onu korkutmuyordu. Nedense bir sakinlik tüm bedeninin üzerine bulut gibi çökmüştü. Dolabın kapağı saniyeler sonra iki yana açıldı. Sanki hiç kilit altında tutulmamıştı. Niusa bunu gördüğünde karşıdaki kadına hiçbir şey çaktırmadı. Dolabın bu kadar kolay açılabileceğini düşünmüyordu, bu yüzden buradayım demişti. Şimdi derin bir pişmanlık hissetmişti. "Merhaba küçük kız," kadının sesi gittikçe yumuşuyordu. Yüzündeki telaş ise sesine zerre yansımamıştı. "Merhaba," Niusa telaş içinde yanan bedenini unutup kapıya doğru koştu. Annesini saatlerdir görmemiş oluşunun üzüntüsünü bir anda hissetmişti.  "Bekle Niusa, dışarısı tehlikeli olabilir." Niusa kadının dediklerine umursamadan koşuyordu. O da dışarıdan gelmişti ve o da tehlikeli olabilirdi sonuçta. Adımlarını kış rüzgârı kadar hızlı tuttuğunda kapının yanı başına geldi. Annesinin gözleri eve bakıyordu. Babası ise kollarını iki yana açmıştı. Niusa annesinin başını dizlerine aldığında küçüklüğünün yanı sıra ağıt yakmaya başladı. Bunu nereden duyduğunu bilmiyordu, zihninin bir yerlerine kazınmıştı yine de. Gözlerinden akan ılık yaşları Udi'nin yüzüne döküldüğünde Niusa onun saçlarına baktı. Uzaktan gelen kadın onun yanına çöktüğünde Udi'nin gözlerini kapattı. Niusa'ya sıkıca sarılıp "Gitme vakti geldi," diye fısıldadı. Bu kadar erken ayrılmayı beklemiyordu oysaki Niusa. Annesinin göğsüne başını koyduğunda sessiz hıçkırıklarla ağlamaya devam etti.  Gri ve mavi renkler küçük bir yansıma sesiyle kulakları tırmaladı. Açılan dairesel portala bakan Niusa gözlerini silerek doğruldu. O sıra kadın onun ellerini sıkıca tutmuştu. Niusa ise annesine ve babasına son kez baktı. İçinden "Sizi seviyorum," dedi. Bu iki söze dünyaları sığdırabilirdi eğer onlar hayatta olsaydı ama şimdi çaresizdi. Bu iki söz artık onda derin bir boşluktan başka bir şey oluşturmayacaktı.  Portalın içine girdiklerinde aniden bükülen hava Niusa'da mide bulantısı oluşturmuştu. Henüz kusmaya vakit bulamadan diğer tarafa geçtiler. Büyük ve gösterişli kalenin yanında durduklarında patikanın arka tarafından gelen ayak sesleriyle öne doğru yürümeye başladılar. Kimi süslü at arabaları yoldan geçiyordu. Üstelik normal olmayan taraf ise atların ayaklarının vurduğu yerden sihirli ışıklar çıkmasıydı. Niusa hayretler içinde bu durumu izleyip durdu. Zihin süzgeci bunları hiç de normal kabul etmiyordu.  "Nihayet döndünüz," dedi karşıdaki boğuk ses. Pelerinin altında kızıla çalmış bir çift göz göründüğünde Niusa geriye doğru bir adım attı, korkmuştu.  "Korkma," dedi sakince yanındaki kadın. "Lisa, onu hemen odama getir." Niusa başını eğip yanındaki kadının onu nereye götüreceğini düşündü. Bu otoriter kadının odasına gitmek istemiyordu ama başka yolu yoktu.  "Bana ne yapacaksınız?" Niusa, Lisa'ya bakıp telaşla sordu. "Sana hiçbir şey yapılmayacak!" dedi Lisa.  Küçük kalbi heyecandan çıkacak gibi atıyordu yürüdüğü sıra. Her on adıma bir koyulmuş meşalelerin ışığıyla uzun geçide geçtiklerinde parlak bir odaya geldiler. Taş döşemeleri olan, soğuk, yontma bir odaydı burası. Lisa sakince kapıyı tıkladı. "Usta Emelia,"  Niusa bu ismi annesinin ağzından birkaç kez duymuştu. Bu yüzden içindeki heyecanını bastırmaya çalışıyordu. Usta yine kaba sesiyle Lisa'ya mırıldandı. "İçeriye geç, kapıyı kapat," içerideki çeşitli tütsüler, bütün odayı sarmalayan tinsel bir yol gibi göğe doğru uzamıştı. Niusa kimi kokuları almakta güçlük çekiyor, kimi kokuyu duymamak için ise kendisini sıkıyordu. Masanın üzerindeki manolyaları gördüğünde rahatladı.  "Annen bunlardan severdi değil mi?" dedi Emelia gülümseyerek. Niusa korkusuzca öne atılıp çiçeklere doğru yürümeye başladı. O sıra beyni sadece manolya kokusuna odaklanmıştı. Diğer tüm tütsülerin kokusunu unutmuş bir şekilde çiçeklerden bir tanesini eline alıp "Evet," dedi. İçten içe gelen bir yalnızlık hissi tüm uzuvlarını sarmaladığında gözleri dolmuştu.  "Sana burada bir oda ve beş yıl boyunca eğitim verilecek Niusa Ŵlume Vanka, annenin isteği üzerine buraya getirildin. Bu yüzden bunun için hazır olmalısın." Lisa odadan ayrıldığında Niusa ne yapacağını bilmiyordu. Usta ona bakıp "Lisa'yı takip et!" dedi. Sesi nedense Niusa'yı ürkütüyordu. Hayatı boyunca bu kadar korktuğunu bu yaşına kadar hatırlamıyordu. Babası onu her şekilde koruyordu.  "Kimi benzerlikler iyi değildir," yazılı bir salona girdiler. Büyük salon boyunca sıralanmış yataklar, gece için özenle hazırlanmış kısık ateşli kandiller ve özel tütsüler... Niusa Lisa'nın yanına yaklaştığında bir şeyler sormaya hazırlanıyordu. O sıra Lisa ondan önce davranıp ona sorular yağdırmaya başlamıştı.  "Yatağın pencere kenarında mı olsun? Gece karanlıkta uyuyabiliyor musun? Sana bir bebek yapmamı ister misin?"  Niusa şimdiden Lisa'ya alışmıştı. Diğer kadına göre daha anlayışlı ve daha sevecen bir hali vardı. "Pencerelerden korkarım," dedi. Annesinin o çirkin yaratığın silahından çıkan kurşunla nasıl pencereye çarptığı gözünün önüne geldi. Birden irkildiğinde, "Karanlıktan nefret ederim," diye ekledi. Sonra derin bir nefes alıp "Küçük bir bebeğim olsun isterim," gözlerini Lisa'ya çevirdiğinde gülümsemişti. Bunca saat sonra ilk defa bu kadar iyi hissettiğini düşündü.  "Bak tam sana göre bir yatak var orada," Lisa parmağıyla karşıyı işaret ettiğinde "Hem bir de bebek var üzerinde." dedi. Niusa yavaşça yatağın yanına geçti. Lisa ise onun yanına gelip elini başının tam ortasına yerleştirdi. Bu gece her şeyi saatlik unutması ve iyi bir uyku çekmesi için ona küçük bir sihir yaptı, Niusa ise tepeden yükselen ışıklar dışında hiçbir şey fark etmedi.  "İyi geceler, Niusa."  Niusa boğuk sesi dakikalar içinde algılamıştı. En son hatırladığı ise Lisa’ya ait bir gölge ve ikiden fazla ayak sesiydi. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD