Multimedya: Billie Eilish, Happier Than Ever
Derin düşünme yaşa ya da öl...
-202024
Felsefe bir şeyler söylüyor ve tahtaya bir şeyler yazıyordu fakat İan bu asabi öğretmene pek kulak asmıyordu. Kafası karışık bir şekilde pencereden dışarı, okulun ön bahçesine, demir parmaklı giriş kapısına ve tıpkı onların küçükken kaybettiği malikaneye benzeyen o eve bakıyordu. Güneş gözlüğü takmış iki güvenlik evin giriş holüne çıkan mermer merdivenlere oturmuştu; birisi elinde son derece küçük bir telefon tutuyor ve şaşkınca ekranının izliyordu, diğeri ise gece boyunca ders çalışmış yorgun öğrenciler gibi başını kolonlardan birine dayamıştı.
Telefonunun ekranına bakan orta yaşlı adam güneş gözlüğünün burnunun ucuna kadar aşağıya indirdi, ardından üzerinde göğe doğru özgürce uzanan buharlı kahvesinden bir yudum alıp bir müddet sakince yanındakine baktı. Ona kızdığı açıkça belli oluyordu fakat May orada konuşulanların hiçbirini şimdilik duymuyordu, merak ettiği de pek söylenilemezdi.
Daha derin bir düşünceyle May onların yüzlerine iyice baktı, tam emin değildi ama içinde onların yüzlerinin tanıdık olduğuna dair bir kanı oluşmuştu. Tedirgindi, tıpkı on beş yıl önce olduğu gibi yine başına bir şey geleceğinden korkuyor ve tek varlığı Airt kaybetmekten çekiniyordu. Babası üç yıl önce nedensizce ortadan kaybolmuş ve bir daha hiç dönmemişti.
ian göre babası metex çok paranoyaktı. Sürekli tedirgince hareketler sergiler ve ortadan kaybolurdu. Annesi ise sıradan bir insan gibiydi, aslında May bu durumu hiç anlamıyordu. Asıl zarar görmesi gereken kişinin kaçık, paranoyak olan babası olmasını biliyordu, fakat hiçbir sorunu olmayan annesi eve giren bir hayvanın saldırısıyla ölmüştü. Bu ona hiç mantıklı gelmiyor ve aert uydurduğu bu yalana hiç inanmıyordu.
Kendisi ise henüz beş yaşında olmanın uçukluğuyla kimi şeyleri unutmuş ve hatırlamaya çalışıyordu. Collin ise ona o günü hatırlatmak yerine May'in sürekli başka şeylerle meşgul olmasını istiyor ve onu sürekli sıkıcı seminerlere, yüzme aktivitelerine ve Üniversitenin ikinci yılındaydı ve gerçek ise her senenin bir önceki seneye göre çok daha kötü geçip gitmesi üzerine kurulmuştu. Sanki her şey bir olup evrene tüm kötü enerjilerini salmıştı. Bu kötü enerji May'i etkisiz kılmayı başarmış ve gerçekten saçları gittikçe beyazlamaya başlamıştı.
Olduğunca sakin duran iki güvenlik görevlisi göze çarpmadan merdivenlerin üzerinden kalkıp kapının dışında duran siyah arabaya doğru yürümeye başladılar. İkisi birbirine fırsat tanımıyordu bile, hızlı hızlı yürüyüp kapıyı açmaya çalıştıklarında ise demin kahve içen sersemce elini demir kapının arasına sıkıştırdı. May ise onları izlemekten sıkılıp coğrafya öğretmeninin anlattıklarına odaklanmaya çalıştı ama ders bitiş zili o an çalmaya başladı. Bu duruma siniri bozulan
"İyi akşamlar"
o ise kısaca "Sanada," deyip geçiştirdi. Sonra sakince ara koridordan çıkıp yüzünü selamlayan sıkıcı ve bunaltıcı havayla karşılaştı. tam karşıda, meşe ağacının altına park ettiği arabasıyla ona seslendi. Arabada yine sıkıcı bir müzik son ses çalıyordu.
"Bunu neden bana yapıyorsun?" diyerek kızmıştı İany. Arabaya binip sakince oturduğunda ise çoktan kontağı çevirmişti. O sırada iki güvenlik görevlisi yine sersemce tavırlar sergilemeye devam ediyorlardı.
"onlardan haberimin olmadığını mı sanıyorsun ?"
"Ne?
"Bu senin fikrine göre oluşmuyor May, onlar...."
"Bak ian, çok istiyorsan seni gözleyebilirler, peşimde ne tür bir tehlike var bilmiyorum. Anlat dediğimde bana hiçbir şeyin olmadığını sadece güvende olduğumu istediğini söyleyip geçiştiriyorsun. Güvende olmam için önce peşimde ne olduğunu bilmem gerekmiyor mu?
"Beni babama benzetme! Her gün başıma bir şey geleceğinden korkuyorsun!"
"O zaman bana neler olduğunu anlat , düşersek birlikte düşeceğimizi, kalkarsak birlikte kalkacağımızı bildiğin bu konuyu bana anlat."
"Hiçbir şey yok , sadece ben, burada yalnız olduğumuz için seni korumak istiyorum.
"Beni de annem gibi koruyorsun!"
ani bir frenle arabayı durdurduğunda gözleri hayretli bir ifadeyle büyümüştü. 'Anne' kelimesini duyunca kaskatı kesilmiş ve suratı sapsarı olmuştu, onun kendisiyle bir şey paylaşmadığını, bu konuda bir şeyler yapması gerektiğini çok iyi anlasa da o an sadece susmakla yetindi.
"oPan'a gideceğim!" dedi hiddetle. İart şakakları öfkeyle atmaya başladığında kızaran gözlerini kardeşinin ifadesiz suratına çevirdi.
"Buradan, yanımdan asla ayrılmayacaksın!"
"Burada kalmak istemiyorum!"
"Sana fikrini soran olmadı."
"Eğer buradan gitmeme izin vermezsen, beni serbest bırak artık, çünkü ben küçük bir ilkokul çocuğu değilim! Her gün okul çıkışında bu saçma müzikler eşliğinde beni okuldan almandan sıkıldım. Peşime saçma sapan korumalar takmandan, beni aciz biri gibi göstermenden sıkıldım."
Karanlık dakikalar içinde çöktüğünde May odasına hüzünle çekilmiş ve hiçbir şey yememişti. Saatlerce aç kalmanın verdiği hiçbir yan etki vucüdunda olası bir tepkimeye yol açmıyordu.
Sokağın rahatsız edici sarı ışığını kapatan perdeyi sağa doğru hızlıca çekti. Uyumaktan korksa bile buna mecbur olduğunu biliyordu. Ama bir o kadar da korkuyordu; çünkü kimi geceler kendini dışarıda yoğun sisin altında buluyordu. Uyurgezer olduğunu henüz ağabeyi ile paylaşmış değildi, çünkü onun en küçük olayları bile çok abarttığı açıkaydı
" Ciiameron birazdan burada olur. O buraya gelir gelmez elini çabuk tutup eşyalarını arabaya yükle. Olası bir saptamada arabaya bin ve buradan git."
"Ne demek istiyorsun? Sarah ile kaç yıldır görüşmüyoruz üstelik! Ona nasıl güvenebiliyorsun?"
uzattığında sol elinin parmağını kardeşinin dudaklarına götürmüştü. Gözleriyle ona sus diyordu, ardından karşıdaki pencereden yükselen gölgeleri işaret etti. May'in kalbi güm güm atıyordu. Kapının önünde ayak sesleri birden kendini göstermeye başldı. Ve sonra büyük bir gürültüyle kapı öylece sallandı.
"İart, buraya geri dönme! İçeriye girdiklerinde pencereden veya arka kapıdan kaç."
İart, İan sözlerine itibar etmek istemiyordu. Kapının arkasında kim vardı bilmek istiyordu. İart ağabeyinin onu itmesiyle diğer odaya geçti ve sustu.