Multimedya: Kina, Get You The Moon
Karanlık gücünü ruhlardan alır...
Lay'in zihnine, cansız bedenini toprağa terk edemediği ağabeyinin düşüncüleri musallat olmuştu. Bir türlü son görüntüleri hafızasından silememiş ve silmeye çalıştıkça daha da çok incinmeye başlamıştı. Bağıra bağıra malikanenin giriş kapısının önüne geldiğinde kolonları yumruklamaya başladı. Ellerinin acımasını umursamıyordu, çünkü kalbi gerçekten bitkin düşmüştü, yorulmuştu. Aynı gece içinde hem sınıf arkadaşını kaybetmiş hem de ağabeyinin ölümüyle yüzleşmişti.
Derin sessizliği bölen hıçkırıkları ile çocukluğunun geçtiği arduvaz kaplı posta kutusunun altına çömelmiş, gri taşların oluşturduğu yol çizgilerinin üzerine öylece ellerini koymuştu. Esen ani bir rüzgârın ağaçlara çarpan hışmıyla hareketlenen yaprakları seyretmeye başlamış ve ılık gözlaşları ile yalnız kalmıştı. Çocukken yaşadığı bu olayı, ağabeyinin hemen dikkatini çekerdi, korktuğunu bilirdi hemen onun ellerini tutup evin içine götürmesini hatırlamıştı. "Bu sadece bir rüzgâr ufaklık" diye söylenmesi kulaklarında yankılandı. May dayanamamıştı. Ağabeyinin son görüntüsü onun midesine kramplar girmesini sağlamıştı. Korktuğunda sürekli midesi bulanır ve kusardı, daha fazla dayanamadı. Hem burada açıkta kalması hiç akıllıca alınmış bir karar değildi.
Midesinden başlayan acı bir suyun genzine kadar uzandığını fark ettiğinde öylece içindeki her şeyi çıkarttı. Gerçekten çok kötü hissetmişti. Çünkü önceden bu yaşansa herkes onun başına üşüşür ve ilgi gösterirlerdi fakat artık ona ilgi gösterecek kimsesi kalmamıştı. Tek başınaydı, karanlık onu hem korkutuyordu hem de cesur kılıyordu. Fakat o henüz bir cesur kılındığının farkına varmamıştı.
Sonunda içeriye girmişti. Evin dışı yine yandığı gibi duruyordu. Kimi kolonlar somurtkan, çökmeye yüz tutmuş gökyüzünün soluk siyah rengine, geceye ulaşmıştı. May sakince yıllardır öylece kalmış yanık bir giriş kapısını geriye doğru itekleyip gözyaşlarını sildi. İçeride kim vardı kim yoktu bilmiyordu. Seslenmek istese de bir yanı henüz cesur yanına korkuyla hakim olmuştu. İçeriye geçtiğinde ise tamamen gecenin solgun karanlığı ile yarışan bir siyahlığın her yeri kasvetle sardığını görmüştü. Cebindeki telefonunu çıkarıp fenerini yaktı. İki sokak ötede yer alan kilisenin çanları da o sıra çalmaya başlamıştı.
Burnuna gelen yeni boya kokusuna doğru yürüdü. Yanık kokusu, is tadı hâlâ baskındı. Bu koku altında geçmişin damlalarının zihnine sızdığını hissetmişti. Karşıda, mutfağın hemen yanındaki odanın dışı geceyi öylece bölen beyaz, parlak gümişi renge boyanmıştı. Çelik bir kapı, parmak okuma sistemi ile güçlendirilmiş, kapının hemen girişine bir kamera yerleştirilmişti. Göze çarpan kimi aynalar ise giriş boyunca sıralanmış ve cılız dolunayın ışığıyla holü aydınlatmıştı.
May tozla kaplı yerlerin üzerindeki tüm bakterileri harekete geçirerek parmak okuyucuya doğru uzandı. Kapı ağır bir demirden örülmüştü. Erişim izni olmadan içeriye giriş kesinlikle mümkün gürünmüyordu. Sonunda dayanamayıp okuyucuya bir adım yaklaştı. Sağ elinin baş parmağını öylece sistemin üzerine yerleştirdiğinde kapının küçük bir cızırtıyla açılması saniyeler sürmüştü.
Derin bir nefes çekti. Göğsünü esnetir gibi iki yana açtı ve gerindi. İçeriye girdiğinde ise gözleri kısa süreliğine de olsa büyük bir şaşkınlığın yuvasına dönmüştü. Dışarıdaki tüm karanlığa rağmen, evin diğer odalarındaki ise, yanık kokusuna rağmen bu oda hem aydınlıktı hem de yanıktan hiç bir eser yoktu. Tüm oda beyaz renge boyanmış, tepeye iki led lamba özenle takılmıştı. Baştan boya aynalar kapının etrafına dizilmiş, kamera sisteminin önünü kapatmıştı. Karşıya özenle koyulmuş tozlu kitaplar, televizyonun yanına düzgünce dizilmişti. Yere sarı bir kilim, onun üzerindeki masaya da bir su ısıtıcısı ve iki bardak konulmuştu. Bilgisayar tüm eksikliği giderilmiş şekilde kurulmuştu. Hemen yanına tek kişilik ranza ve onun üzerine koyu kırmızı bir battaniye, birkaç çarşaf özenle katlanıp koyulmuştu. Kimi aile resimleri sıra sıra çerçevelere dizilmiş ve masanın üzerine öylece bırakılmıştı.
May, az ilerideki koyu ışığın geldiği odaya doğru yürüdü. Diğer yerlerde kullanılan ışığın aksine klozetin üzerinde kısık bir kahverengi ışık takılmıştı. Hemen onun dört adım uzağında duran duşakabinin kapakları da yine diğer yerlerdeki gibi aynayla yapılmıştı.
May bu tamirde neden bu kadar aynanın kullanıldığını kendi kendine sorgulamaya başladı. Ağabeyi buraya geri döneceklerini ya da tek May'in döneceğini biliyordu. Bu yüzden onun için bir şeyler hazırlamış olması gerekliydi en azından May böyle düşünmüştü.
May, sanki yalnızlığa hemen adapte olmuştu. Masanın üzerindeki fotoğraflara uzanıp öylece yatağın üzerin oturdu. Annesi ile yan yana çekindiği resimleri arkasındaki tarihleri okuyarak seyretti. Sonra derin bir nefes daha aldı, ciğerlerinin sonuna kadar çektiği havayla birlikte ayağa kalktı. Çünkü kapının arkasında son anda fark ettiği bir yazı aceleyle yazılmış gibi duruyordu. May, kalbinin gümbürtüsüyle koştu.
"May, merhaba ben Ashley, Sarah ile birlikte geldiyseniz bana bilgisayara kaydettiğim adresten ulaş, eğer oraya yalnız geldiysen hiçbir yere ayrılma ve hiçbir şeye dokunma. Vakit kaybetmeden banyoda, duşa kabinin arkasındaki odaya geç. İçerideki hiçbir şeye dokunma, telefonunu açık tut. Aynalara da dikkat et, sana kısa zamanda ulaşacağım."
May endişeyle banyoya geçip duşakabinin aynalı kapaklarını yavaşça araladı. Ashley'in isteği üzerine buradaki gizli odaya girecekti fakat odanın girişinin nerede olduğunu bilmiyordu. Sakince düşündü, sonra tepesinde yanan koyu kahverengi ışığın kolzetin sifonu üzerinde küçük bir metal parçasına yansıdığını fark etti. Vakit kaybetmeden sifonun üzerine baskı uyguladı ve karşı duvarda öylece bir kapı yana doğru açıldı.
Korkarak içeriye geçtiğinde kilisede okunan duaların yüksek sesinin odada yankılandığını hissetti. Gerçekten korkuyordu. Öylece girip kapının kapanmasını bekledi, Ashley'in dediği gibi hiçbir şeye dokunmamıştı. Ve işte bir not daha aceleyle yazılmıştı.
"Tüm sistemler hazır, bana ilerideki bilgisayardan mesaj atabilirsin."
Henüz hazır hissetmeyen May, güvende olup olmadığını bilmiyordu. Fakat ağabeyinin onu buraya göndermesinin bir sebebi olduğunu biliyordu. Er ya da geç Ashley veya Sarah buraya gelip onu alacaktı. Burada böylece, neler döndüğünden habersiz yaşaması onun hiç alışık olmadığı türden şeylerdi.
Bilgisayarın başına geçip mesajlar diye komut veren ekranı takip etti. Gerçekten onu aramalı mıydı bilmiyordu. Sonuçta Ashley'in bulunduğu bölge de kılıçlı insanlar tarafından basılmış olabilirdi. Bu yüzden onun aramasını beklemek verilebilecek en doğru karardı.
Sakince yatağın üzerine geçip bir süre sessizliği dinledi. Karşıya büyük bir at heykeli koyulmuştu, hayal meyal bir parfüm kokusu is kokusuyla karışıp burnunun derinliklerinde yer edinmişti. Heykelin kalın boynuna bakındı, alçıdan yapılmış olmasına rağmen üzerine siyahça bir yele yapıştırılmıştı. May şimdilik onu süzmekten vazgeçip yıllar sonra buraya gelip evine sarıldığının verdiği uhrevi bir burukluğu içinde hissetti. Annesi her an bir yerlerden çıkacak gibiydi, ağabeyi yine yaptığı yaramazlıklardan dolayı cezalandırılmıştı sanki ama asıl cezaya o çarptırılmıştı. Hiçbir suçu yokken yalnızlığa mahkûm edilmişti.