6:Kodlar ve Tehlikeler

1061 Words
Sokağa adım attığımda, şehrin kaosu yüzüme çarptı. Güneş parlıyordu ama içimdeki karanlığı aydınlatmaya yetmiyordu. Kapıyı çekip çıkarken Defne’ye döndüm. “Arda’yı ara sıra kontrol eder misin?” Endişeyle kaşlarını çattı. “Tabii, merak etme. Ama sen… İyi misin?” İyi olup olmadığımı bilmiyordum. Bildiğim tek şey, bu bataktan çıkmak için daha fazla savaşmam gerektiğiydi. Sokakta yürürken telefonum titredi. İş telefonu. Ekranda sadece bir kod adı belirdi: “GhostClient.” Kaşlarımı çatarak bildirim kutusunu açtım. Yeni bir iş teklifi. Genellikle küçük şeyler yapardım. Birinin sosyal medya hesabını çalmak, sevgilisine casus yazılım göndermek… Kolay, basit, yakalanması imkânsız. Ama bu seferki iş bambaşkaydı. Bir şirketin bulut sistemine sızmam gerekiyordu. İçimden bir ses, buna bulaşmamam gerektiğini fısıldıyordu. Ama diğer ses—hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yap diyen ses—daha güçlüydü. “Akşam detayları gönder,” diye cevap yazdım. Elimdeki telefon, artık bir sınırın eşiğinde olduğumu hissettiriyordu. Bu iş tehlikeliydi. Ama bana ödeyecekleri miktar, sadece kiramı değil, bu cehennemden kurtulma şansımı bile satın alabilirdi. İş yerime varmak için hızlı adımlarla devam ettim. Bara yaklaştığımda içimdeki gerilim hafifledi. Ne olursa olsun, burası bir tür kaçıştı. Kapıyı açtım ve içerideki tanıdık kahve kokusu burnuma çarptı. Loş ışıkların altında biri dikkatimi çekti—ablamsı bir sıcaklıkla bağlandığım tek insan. “Sema!” Kadın döndü ve beni baştan ayağa süzdü. Gözlerindeki sıcaklık anında içimi rahatlattı. Sert görünüşünün altında pamuk gibi bir kalbi vardı. “İşe döndün ha?” diyerek gülümsedi. “Kayıp mı oldun?” Omuz silktim. “Küçük bir aile meselesiyle uğraşıyordum.” Birkaç adımda yanıma geldi. Elini koluma koydu ve yumuşak bir sesle sordu: “Arda’yı buldun mu?” Gözlerimi kaçırdım. “Evet, ama… Mahvolmuş haldeydi.” Sema derin bir nefes aldı. O her zaman beni anlamıştı. “Ne yapacaksın şimdi?” diye sordu. Ağzımdan çıkan cevap, beni bile şaşırttı. “Hayatta kalmaya çalışacağım.” Saat dördü geçiyordu. Barın loş ışıkları altında, kahve makinesinin başında oyalanıyordum. Sema çıkalı çok olmuştu. Arda’yı düşünmemeye çalışarak işime odaklanıyordum. Kapı açıldı. Gözlerimi kaldırdığımda Baran’ı gördüm. Her zamanki gibi karanlık bir hâleyle içeri girmişti. Siyah gömleği, keskin hatlarını ortaya çıkarıyordu. Sanki barın loşluğu bile onu daha tehlikeli gösteriyordu. Doğrulup ellerimi önlükten sıyırırken, o doğrudan bana yaklaştı. Bakışları keskin ve amansızdı. “İş var,” dedi tok bir sesle. “Hemen çıkıyoruz.” Yorgun olmama rağmen, içimde garip bir kıpırtı oluştu. Onunla gitmek demek, belaya bulaşmak demekti—ama aynı zamanda heyecan vericiydi. “İki dakika,” diyerek tezgâhın altına eğilip sırt çantamı aldım. Bilgisayarımı kontrol ettim. Gelen işi unutmuş değildim. Baran gözlerini devirdi. “Kadınlar ve bekletmeleri...” Gülümsememi bastırarak onun peşine takıldım. Kapıyı çekip dışarı çıktık. Siyah Maserati kaldırımda bekliyordu. Biner binmez, içimi bir huzursuzluk sardı ama bunu belli etmedim. Artık ondan korkmuyordum. Sonuçta kardeşimi kurtarmıştı ve yüklü bir borcu onun için ödemişti. Arabada sessizlik hakimdi ama bu rahatsız edici değildi. Onunla geçirdiğim her dakika, üzerimdeki baskının azaldığını hissettiriyordu. Çantamdan dizüstü bilgisayarımı çıkarıp açtım. Şirket bilgileri dosyasını hızla gözden geçirdim. Baran, direksiyon başında kaşlarını çattı. “Ne yapıyorsun?” “İş,” dedim umursamazca. “Sana ne, patron musun?” Alaycı bir şekilde güldü. “Bana karşı bu kadar rahat olduğuna göre, korkun kalmamış.” Ekrandaki kodlara odaklanarak yan gözle ona baktım. “Belki de korkmam için bir sebep yoktur.” Bunu söylediğimde arabanın içinde keskin bir sessizlik oluştu. Sonra, sesi daha yumuşak çıktı. “Gerçekten ne yapıyorsun?” Klavyeyi tıklatmaya devam ederken, omuz silktim. “Ufak bir iş. Bir şirketin bulut sistemine sızmam gerekiyor. Kolay bir şey.” Baran başını yana eğip bana baktı. “Demek küçük, masum barista rolü sadece bir maske.” Gözlerimi devirip gülümsedim. “Güçlü erkeklerin gizli işleri varsa, zeki kadınların da olur.” Bu kez gülümseyen oydu. “Zeki olduğun belliydi ama bunu beklemiyordum.” Sisteme sızarken rahatlıkla devam ettim. “Özel bir üniversitede burslu okudum. Bilgisayar mühendisliği.” Baran başını salladı. “Boşa gitmiş bir zeka. Daha iyisini yapabilirdin.” Gözlerim kısa bir an onda kaldı. Bu sözlerin altında başka bir anlam vardı. “Belki de doğru yerde kullanıyorumdur,” diye mırıldandım. Ekranda istediğim verilere ulaştığımda, arkama yaslandım. Başardığım her seferinde gelen tatmin hissi bağımlılık yapıcıydı. O ise hâlâ beni izliyordu. Sanki ne kadar derin olduğumu çözmeye çalışıyordu. “Bu işin sonu seni yakacak, biliyorsun değil mi?” diye fısıldadı. Kendi karanlığında kaybolmuş bir adamın sesi gibiydi. Gülümsedim. “Belki de yanmayı göze alıyorumdur.” Ve yol boyunca, onun sessiz bakışları üzerimde kaldı. Sisteme sızmayı üçüncü denememde başardım. Başımı hafifçe geriye yaslayıp bir nefes verdim. Kolay olmamıştı. “Pes etmeyi sevmiyorsun, değil mi?” diye sordu Baran. Sesi alaycıydı ama altında ince bir hayranlık saklıydı. Göz ucuyla ona baktım. “Pes etmek kazandırmaz,” dedim umursamazca. Ekranda açılan gizli dosya, standart raporlar ve muhasebe kayıtları arasında gizlenmişti. İlk başta sıradan bir arşiv sanmıştım ama dosyanın şifreleme seviyesi—anormaldi. “Bu kadar gizli ne saklıyorlar acaba?” diye mırıldandım. “Bazen merak ölümcül olabilir, Melek.” Baran’ın sesi arabanın içinde yankılandı. Ama merak, benim doğamda vardı. Ve içimde bir şey, bu dosyanın açılması gerektiğini söylüyordu. Parmaklarım hızla klavyede dans etti. Kodları çözüp içeri girmeye çalıştım. İlk denemede attı. İkincide de. “Lanet olsun,” diye fısıldadım. Baran’ın gözleri üzerimdeydi. Bakışları her hareketimi izliyordu. Üçüncü kez denediğimde korumayı kırdım ve dosyalar açıldı. Ama gördüklerim midemi bulandırdı. Ekranda bir dizi video vardı. Her biri tarihe göre sıralanmıştı. Elim titreyerek ilk videoya tıkladım. Başta karanlık bir oda… Ardından bir kadının hıçkırıkları… Gözlerimi kısmıştım ama ne kadar kısarsam kısayım, o görüntüler zihnime kazınıyordu. Kadın zincirlenmişti. Çığlıkları odada yankılanıyordu. Bu isteyerek yapılan bir şey değildi. İşkenceydi. Videoyu durdurmak istedim ama parmaklarım kıpırdamadı. Bir sonraki videoyu açtım. Sonrakini… Hepsi aynıydı. Kadınlar değişiyordu ama adam… Hep aynı adamdı. Ve o adamı tanıyordum. “Hay... Hayır…” diye fısıldadım. Sesim titriyordu. Baran kaşlarını çattı. “Ne oldu?” Elimi ağzıma kapatarak nefes almaya çalıştım. “Bu adam... İş dünyasında büyük bir isim.” Baran, gözlerini ekrana sabitledi. Yüzü sertleşmişti. Sanki gecenin karanlığı onun ruhuna işlemişti. Bir anda dizüstü bilgisayarı kapattı ve elini gözlerime götürdü. “Yeter. Daha fazla izleme.” Ama o görüntülerden kaçmak mümkün değildi. “Kim bu herif?” diye sordu sesi soğuk ve keskin bir tonda. Yutkundum, kelimeler boğazımda düğümlendi. “Adı—” Duraksadım. “Nihat Özkan. Büyük bir inşaat şirketinin CEO’su. Hayırsever gibi tanınıyor ama… Bu...” Baran’ın nefesi hızlandı. Gözlerinde öldürücü bir öfke vardı. “Bu işin ucu çok derinlere gidiyor, Melek,” dedi sessizce. Ve ben ilk kez Baran’ın bile bu kadar ciddileştiğini görüyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD