Tufan...

1355 Words
Tam 17 yılını geçirdiği, boğazı en güzel yerden gören, Sarıyer'in incisi bir mevkide, çalışanlarla beraber toplam 18 kişinin yaşadığı, 22 odalı bu görkemli yalıya uğramayalı 13 uzun yıl geçmişti. Annesinin babasından hamile kaldığında nişanlı olduğunu, babasının o doğmadan öldürüldüğünü, doğumdan sonra da annesini kaybettiğini, çocuğu olmayan dayısının onu nüfusuna aldığını 17. yaş gününde tesadüfen şahit olduğu bir aile kavgasıyla öğrenmişti. Hoş aklı erdikten sonra oraya ait olmadığını garip bir şekilde sürekli hissetmişti Tufan. Ne aile büyükleri ne de annesi sandığı kadın, çevresindeki diğer çocuklara gösterilen şefkatin yarısını bile göstermiyordu ona. Diğer kuzenlerin gittiği okullara gidiyor, aynı eğitmenlerden özel ders alıyor, aynı sofraya oturuyor ama aynı sevgiyi göremiyordu. Üniversite çağı geldiğinde yurt dışında okumak istediğini söylemiş, okulun ardından Newyork'ta 4 yıl yaşamış ve döndüğünde annesinin mirasından aldığı payla bu sanat galerisini açmıştı. Acar soyadını taşıyordu. İş ve sosyal çevresi onu Adnan Acar'ın oğlu olarak biliyordu. Soy isim ve sözde aile bağları onun canını sıkmayı bırakalı çok olmuştu. Çünkü Acar Holding'ten annesine düşen pay haricinde, Adnan Acar'ın mirasından tek kuruş kabul etmemiş ve kendi işinde zaten sayılı isimler arasına girmişti. Yaklaşık bir saat önce gelen telefon, kendi çabalarıyla pürüzsüz işleyen hayatını bir anda dalgalandırmıştı. 80 yaşındaki büyük babası, aylardır pençesinde kıvrandığı akciğer kanserinin son aşamasındaydı ve Tufan'ı görmek istediğini söylemişti. Adnan Acar'la çok nadir telefon görüşmeleri yapardı. Nergis, arayanın o olduğunu söylediğinde sıkıntılı bir şekilde açmıştı telefonu. - Tufan, oğlum. Nasılsın? - İyim, teşekkür ederim, siz? - Biz iyiz. Haberlerini alıyoruz, senin adına mutluyuz. - Çok önemli bir şey yoksa bir toplantıya girmek üzereyim. - Aslında var. Nasıl söylesem... Deden iyi değil ve seni görmek istiyor. Yıllardır bu isteğini geri çevirdin ama şimdi ölüm döşeğinde. Hiç olmazsa hatırım için geri adım atamaz mısın? - Üzerimdeki emeğinizi inkâr edemem ama babamın ölüm emrini veren adamdan bahsediyoruz. Bana kıymet vermediği o hamlesiyle açık değil mi? Üzgünüm ama bu isteğinizi yerine getiremeyeceğim. - Sadece sana söylemek istediği çok önemli bir şey olduğunu söyleyip, bütün morfinleri reddediyor ve çok acı çekiyor. Senden ricam çok kısa da olsa onu görmen. Hiç değilse kendin için. Söylemek istediği şey senin için çok önemliymiş. Derin ve sıkıntılı bir nefes bıraktıktan sonra, bir saat kadar uğrayabileceğini ve söylendiğinin aksi bir durumla karşılaşırsa bunun son görüşmeleri olacağı konusunda açık bir dille uyardı. Çünkü öncesinde çeşitli organizasyonlarla dedesinin emrivakilerine şahit olmuş ve bu durumdan artık sıkılmıştı. Telefonu kapattıktan sonra açıkta kalan dosyaları toparlayıp yerine koydu, bilgisayarını kapattı, masanın üstündeki fuları da çekmecesine koyup, odasından çıktı. Nergis'e yaklaşık iki saat dışarıda olacağı bilgisini verdikten sonra, Verda'nın arkasında dikkatle çalıştığı siyah duvara kısa bir bakış attı, binadan çıkıp otoparka doğru yürümeye başladı. Verda önündeki işe bütün dikkatini vermişti. Restorasyonunu yapmasını istedikleri tablo; 1661 yılına ait, Jan Wermer van Delft'in imzasını taşıyan, Bir Kadeh Şarap isimli çok değerli bir tabloydu.  Amsterdam'da bir müzayedede satışa çıkarılmış ve yeni sahipleri onun restorasyonunu Tufan Acar'ın sanat galerisine emanet etmişlerdi. İşini büyük titizlikle yürütüyordu Verda. Tablonun imza kısmının olduğu sağ alt köşesinden, 2,5 santimetrekareyi kaplayan bir alan tahrip olmuştu. Tufan Acar'ın bu kadar önemli bir restorasyonu işe daha dün başlayan birine emanet etmiş olması şaşırtıcı olduğu kadar gerginlik yaratan bir durumdu. Verda bütün sinirlerinin yay gibi gerildiğine yemin edebilirdi. Tam dört saate yakın aralıksız çalıştı. Odaya giren Nergis öğle arası olduğunu hatırlatmasa oturduğu pozisyondan sıyrılması imkansızdı. - Verda yemeklerimiz geldi. Başlamak için seni bekliyorum. - Bugün Suna'yla beraber yerim diye düşünüyordum. - Üzgünüm. Tufan Bey'in kesin talimatı. Bu eserin restorasyonu sürerken yemeğini burda yemen gerektiğini söyledi. Kendisi iki saattir dışarda birazdan gelir diye düşünüyorum. Verda söylenerek çıktı odadan. Nergis'e samimi göstermeye çalıştığı bir gülüşü sunmaya özen gösterdi. Sonuçta onun yapabileceği bir şey yoktu. Dünkü gibi hafif yiyecekler söylemişti Nergis. Verda da çok iştahlı biri sayılmazdı. Yemeğini hızlıca yedi, öğlen arasının bitmesine onbeş dakika vardı. Nergis'in kahve teklifini geri çevirmedi. Geçen onbeş dakikada Nergis'in bekâr bir anne olduğunu, 4 yaşında bir kızının olduğunu öğrenmişti. Saatlerce kapalı kaldığı odanın dışında geçirdiği zamanlarda sohbet edebileceği bir tek Nergis vardı. Çünkü bulundukları katta Nergis, Tufan ve kendisinden başka kimse çalışmıyordu. Kahvesini bitirip, Nergis'e teşekkür ettikten sonra odasına yönelmişti ki, merdivenlerden Tufan Acar'ın indiğini gördü. Oldukça mesafeli bir baş selamının ardından atölyeye doğru ilerleyip duvar kapının arkasında kayboldu. - Hoş geldiniz Tufan Bey. Öğleden sonra üç randevunuz var. - Hepsini ileri bir tarihe ertele. Rahatsız edilmek istemiyorum. Telefon falan da bağlama. - Peki efendim. Odasına girdi ve elindeki proje tüpünü, odanın sağında kalan büyük çalışma masasına koydu. Dedesi ona güçlükle topladığı nefesinin müsade ettiğince bir şeyler anlatmıştı. Babasının ölümünden dolayı çok pişmanlık duyduğunu, kızını kaybetmenin acısının onu ömrünce rahat bırakmadığını ve ona hak ettiği aileyi veremediği için çok üzgün olduğunu anlatmıştı. Ölüm döşeğinde, ölümün korkusuyla dillendirilen pişmanlıklardı bunlar Tufan için. -Bunları dinlemek için gelmedim, söylemek istediğiniz başka bir şey varmış. Dediğinde, çalışma masasının üzerindeki proje tüpünü işaret etmişti. - O resmin sahibine bir borcum var, bir hayat borcum var. Çok pişmanlığım oldu ama onun ailesini dağıtmak en büyük pişmanlığımdı. Bu resmi ve ölümümden sonra sana ulaşacak belgeleri resmin sahibine ulaştırmanı istiyorum senden. Başka kimseye güvenemem. - Eminim sizin için bunu yapacak bir çok insan vardır. Beni bu işe bulaştırmayın lütfen. Fazla vaktim yok, müsadenizle. - Resmin sahibini bulduğunda ailenle ilgili gerçeklere de ulaşacaksın. Bunu sadece senin için, senden istiyorum. Solunumu sıkıntılı hale gelip, uyutulmadan önce sadece bunları söylemişti yaşlı adam. Duyduklarını tartamaya çalıştı ofisini adımlarken. Ailesiyle ilgili bilmediği daha nasıl gerçekler olabilirdi ki? Bildikleri zaten yeteri kadar karmaşık ve olağan dışı değil miydi? Masaya doğru yürüyüp tüp içerisindeki tabloyu dikkatle dışarı çıkardı. İmza tanıdık gelmişti. Büyüteci alıp yakından incelemeye başladığında 'Züleyha' yazdığını gördü. Tablo ile ilgili ufak bir tanıtımın yer aldığı kart da düştü kutudan. Züleyha Mahir 1974/ Beirut/ Lebanon. Tablonun ismi ise 'Mariam' ... Ressam 20.YY. sanatçılarından biriydi. Ortadoğu'da yapılan bir kaç sergide eserlerine rastlamıştı. Eserlerinin bir çoğu Londra'daki Victoria ve Albert müzesinde sergileniyordu. Lübnan'da iç savaş patlak verdikten sonra Londra'da yaşadığı söyleniyordu. Tamam dedesi, Şahin Acar iyi bir koleksiyonerdi. Müzayedeleri ve sergileri kaçırmaz ve kıymetli parçalar için servetini harcamaktan çekinmezdi ama nispeten elindeki diğer eserlere göre daha geri planda kalan bu esere neden bu kadar çok gizem ve önem atfetmişti. Neden bu resimden sadece onun ve kendisinin haberdar olduğunu söylemişti? .... Verda saatin 6'ya geldiğini farkettiğinde işinin yarısını henüz tamamlamıştı. Bir kahve molası vermek hem de birşeyler atıştırmak için çıkmadan Suna'yı yakalamayı düşündü. Güvenlik şifresini girdikten sonra açılan kapıdan Nergis'in çıkmak için hazırlandığını gördü. Kendisi de ceketini ve çantasını alarak onunla birlikte üst kata doğru ilerledi. - İşini bitirdiğine sevindim Verda. Daha ilk haftanda bu kadar mesai senin gözünü korkutmuş olmalı. - Aslına bakarsan işim henüz bitmedi. Çıkmadan Suna'yı görüp bir kahve molası vermek istedim. Belki bir şeyler de atıştırırım. Üç dört saatlik daha işim var. Yarına kalsın istemiyorum. Daha papirüslerin restorasyonu bitmedi. - Anladım, sana kolay gelsin. Ben burdan ayrılıyorum. Bir şeye ihtiyacın olursa beni arayabilirsin. - Teşekkür ederim, yarın görüşmek üzere. Suna'nın yanına vardığında onun da kendisini aramak üzere olduğunu öğrendi. Dünkü gibi mesaiye kalacağını söylediğinde ise Suna'nın yüzü düştü. Onu arkadaşlarıyla tanıştırmak istiyordu. Rezervasyon çoktan yapıldığı için iptal etmek olmazdı. Biraz düşündükten sonra arabasını ona bırakmayı teklif etti. Taksiyle restorana gidebileceğini, içlerinden birisinin onu seve seve bırakacağını belirtti. Verda bu duruma çok sevinmişti. Bilmediği şehirde ne gecenin bir yarısı taksi ile uğraşmak ne de dün geceki gibi saçma bir olaya maruz kalmak istemiyordu. Suna yemek organizasyonundan bahsedince birlikte birşeyler yeme fikrini dillendirmedi. Kendisi de onunla birlikte çıkışa doğru ilerleyip, sokağın biraz ilerisindeki kahve dükkanına girdi. Double espresso ve tahıllı sandviçi paket yaptırıp galeriye döndü. Şemsiyesini almadığı için hafif yağan yağmurda ıslanmış ve üşümüştü. Güvenlik noktasından geçip galeriye girdikten sonra, restorasyon odasına giden merdivenlerden aşağı indi. Labaratuar kısmında bir şeyler yiyip içemeyeceği için, Nergis'le birlikte öğle yemeklerini yedikleri alanda oturmaya karar verdi. Herkes çıkmış olmalıydı. Güvenlik görevlileri, heykel restorasyonunda çalışan bir kaç kişi ve kendisi haricinde kimsenin kalmadığını düşündü. Odasındaki ekrandan onu izleyen Tufan Acar'ın varlığından habersizdi. Ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını önündeki sandalyeye uzattı ve sandviçini yemeye başladı. Saat çoktan 18:30 olmuştu bile. Yemeğini bitirdikten sonra soğumaya yüz tutmuş kahvesini de hızlıca içip, dağınıklığı topladı. Telefonunu son kez kontrol etti, arayan yoktu. Bir an önce işini bitirip eve gitmek istiyordu. Güvenlik şifresini girerek açtığı kapı yine aynı şekilde girişinin ardından kapandı. Çalıştığı alana gidip oturan Verda mesaisine yeniden başladı. Gecenin sonunda onu bekleyen sürprizden haberi yoktu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD