Burcu ( Leyla)
Kuyumcuda yüzük ve taki seti seciyorduk. Her şeyi seçmeyi bana bırakmıştı.
" Neden mucevherlere bakmıyorsun " diye çıkmıştım beni izleyen adama
" bakıyorum ya" dediğinde bir an göz göze geldik. Nefesim kesilmişti. Bana mi dedi. Mücevher ben miyim?
Gözlerim yaş dolmuştu. Oysa kullanılıp atılan ıslak mendil kadar değersizdim bir kaç gün önce.
Bir an rüyada miyim diye düşündüm. Gerçek olamayacak kadar mükemmel bu adam , bu baba benim mi?
O an anımsadım kendimi ikna ettiğim hakikati. Hayir değil, zavallı Burcunun. Benim kadersiz arkadaşımın
Ona söz verdim, babasini hiç üzmeyecegim, basini yere eğmeyeceğim.
Söz verdim sana Burcu. Gerekirse kendime kıyarım ama sözümü yemem.
Gözlerim nemlendiginde kaşlarını catip sesi sertleşmisti " sıkma kendini, illa buradan almak zorunda değiliz. Eğer beğenmediysen başka yerlere de bakariz"
Sadece alyans seçtim ikimiz için de. Dümdüz sade.
" bitti" dediğimde gozu pırlanta setlerdeydi masanın üstündeki
" set?"
Kim bilir kaç para? değmem ki ben!
" beğenmedin mi?"
Pastaya, dondurmaya bakan cocuk gibi hayran hayran baktım. Ben beğendim ama onların dili olsa beni begenmezlerdi.
" bunlar çok şey görünüyor " Bana bakıyordu.
" Ney?"
De hadi Leyla, benim kadar ucuz bir kadına bunlar çok pahalı de hadi! Ben buna degmem de.
" pahali" diye fısıldadım başımı egerken. Yüzümden çekmediği bakışlarla göğsü kabarip inerek derin bir soluk verdi.
Birkaç defa göz ucu ile baktığım seti eline aldı.
" bunu eve yollayin"
Sesi neden o karar sinirli çıktı ki? Suratı da asilmisti. Beni elimden cekerek bir ofise götürdü.
Çalışma odasına girdiğimde masanın üstünde adının yazdığını gördüm. Kendi odasi mi? Her şeye o kadar yabancıyım ki, kök salma niyetinde köksüz bir otum.
Kapıyı kapatmadan " kim gelirse beklesin" deyip giristeki masada oturan çalışana seslenmiş, kapıyı kapatıp üstüme doğru ciddiyetle yürüyordu.
Kızdı mı? vuracak mi? vuracak kesin. Ellerimi kaldırmış yüzümü saklarken başıma inmeyen darbe ile bakışımı ona çevirdiğimde yüzünde şaşkın bir ifade vardı
" Ne yapıyorsun sevgilim?"
Kollarini açıp sarıldı. Başımı sakladigim ellerim usulca inerken " Ne yapıyorsun Burcu? Sana zarar vereceğimi mi düşündün?"
Sinirliydi ama... Erkekler sinirli olunca vurur genelde bize.
" sen ne yaşadın Burcu?"
Herkes yaşamıyor mu? Biz mi yaşadık sadece? Kollarına saklanmıştım yine.
Kuvvetli kollarının arasında o hasretini duydugum yuva sicakligiyla gözlerimi kapatmisken " sen benim karım olacaksın, her şeyin en iyisine, en güzeline layıksın. Benimle evlenmesen bile layiksin Burcu "
Gözlerim duvardaki takvimde geziniyordu.O bana ne kadar değerli olduğumu anlatırken ben kaç takvim yaprağı bitirene dek değer görmediğimi, insan yerine ile katılmadığımi hatırlamaya calisiyordum.
Cesur
Neden korkuyor, annesi mi dövdü acaba? Her elimi kaldirdigimda başını, yüzünü sakliyor.
Beni kahrediyor bu hali, nasıl görmez? Elbise secerken bile etikete bakıp en ucuzuna gitti.
Belki de birden yüklenmemeli, zaman vermeli. Sustum, bir köşede sessizce onu izledim. Kuaförden almaya gitgimde ise araba beklerken başımı döndüğümde... Ah onu gördüğüm o an... kalbim tekledi.
O an can verebilirdim. O kadar güzeldi ki... incecik yuzu, elbisesini de giymiş. Utana utana yürümüyor mu bir de!
Serhat
Kuaförden çıkmasını bekleyen tek kişi Cesur değildi. tüm gün onları izledim. Güzel kızdı zaten ama kuaförden çıktığında arzuladigim kızdı.
Evet gece kuşu sana geç kaldım ama bu kız senden de güzel!
" iste bu" deyip gösterdim.
" Tamam beyim. kolay is ama konağa giremem, kizin çıkması lazim"
"Herkes kızın kaçtığını düşünecek. Telefonundan mesaj at kaçırınca. Benim bağ evine götüreceksin. Tek bir allahin kulu görmeyecek. "
Benim olacak. Bu tip kizlar namusu için yaşar. İstese de istemese de benim olunca mecbur benimle kalacak.
Belki nikah bile basarım, eğer beni o kız kadar mutlu ederse Allah var yaparim. Kimseyi gozum görmez.
" Hic merak etme"
Arabadan iner inmez sızlayan erkeligimi okşadım arabaya binip giden kızın arkası sıra.
Elim cebimde aletimi kavradim. Başımı koltuğa yaslamis inleyerek sıktım. Cok istiyorum bu kızı, çok!
Burcu
Yüzünde gülümseme ile dinliyordu
" Kahveyi köpüklü mu içiyorsun köpüksüz mu?"
Kahkaha atmıştı. Neye gülüyorsun ki bu kadar, ne dedim ben? basit bir soru sordum, cevaplasana
" Yavrum ona şekerli mi şekersiz mi denir?"
Eee ben ne dedim ki?
" ben de onu soruyorum ya"
Arabayı kenara çekti. Derin derin barken gözleri kısılmış bakışları koyulasmisti
" Çok mu heycanlisin?"
Evet ama ne alaka? Bana doğru yaklasti, eli bacağıma gitmişti. Elbisenin üstünden bacağımı okşarken diğer eli enseme gitmişti.
Yaklasti, koyulasmis bakislari ile tehlike sinirlarima erişmiş, yıllarca kalbimin etrafında ördüğüm şunlara dayanmisti. Dudağı dudağıma degmek üzereyken " makyaj?" dediğimde gözlerime baktı
" oyle yeşil ki... Orman gibi"
Sesindeki derinlik artmıştı. Kalbim ağzımdan çıkacak gibi atarken dudaklarıma daha önce hiç bir erkeğin arzulamadigi kadar arzulu yapıştı
Nefesizdim, tepkisiz. O dudaklarımı ısırarak emerken soluk soluğa gözlerimi kapatmış kendimi bırakmıştım.
Dudaği dudagimdan boynuma kaydı. Nefes nefese ağzını açıp boynumu emerek ısırdı
" sikecegim çok zor lan" kendini güçlükle uzaklatirmis, alnı alnımda ard arda yutkunarak güçlükle konuşmuştu " Çok zor kahrersin çok zor... Beni mahvettin. Lanet olsun o gece otelde mahvettin. "
Soyunup hazırdım karşısında. O an düşündüm, belki de ne olacaksa ne yaşayacaksa şimdi yasanmaliydi. Hava kararmış ıssız bir yoldayık
Elim, gömleğinin düğmesine gittiğinde kaşını catip baktı gözlerime. Ben gömleğini açmaya çalışırken titreyen parmaklarımı tuttu
" dur.... dur yapma dur"
Tekrar kapandı dudağıma. Kulagimda yankılanan o boğazından çıkan yuksek desibel sesler küçük arabada yankilanirken koltuğun kolunu çekip arkaya yatırdı.
Kemerini açıp üstüme doğru hamle yapti. Yine elim gömleğine gitti
" yapma, dur girmeyeceğim " Sicak soluğu tenimde süzülürken dudakları boynumda iştahla emiyordu. Eli bir an bedenimde gezindi, hızla çekerken kendini tekrar yüzüme, gözüme dudaklarıma öpücükler kondurdu
İlk defa istedim, bana dokunmasını bir erkeğin ilk defa istedim. Tenimde sıcak dudagi hem arzu hem de şefkatle gezinirken ilk defa karnımda kelebekler uçtu
Başımı döndüren , nefesimi kesen dokunuslarina bırakmak istedim kendimi. Ona teslimdim her şeyimle ama o , o durdu.
" haftasonu..." nefesini toplayarak, ard arda yutkunarak konuştu "Haftasonu kuşağını belinden cikartip alacagim seni "
Üstümden kalktı. Gözlerini kapatıp kafasını arkasına itmiş, koltuğa yaslamis şiddetle kabarip inen göğsüyle nefesini kontrol altına almaya çalışırken dogruldum koltuktan
Sıyrılmış eteğimi düzelttim. " Makyajını...tazele bebegim"
Güçlükle konusmus, yüzünde acı ceken bir ifade ile direniyordu.
Sordum kendime, ne olacak? Nasil söyleyeceğim. 3 Gün sonra düğün yapacak olmuştu Seyit amca. Bu gün isteme ile hoca nikahı, yarın resmi nikah...
Haftasonu ise anlı şanlı düğün yaparız diyordu oğluna telefonda. Anlı şanlı düğün.... Bana anlı şanlı düğün yapacaklardi. Benim gibi pavyon çiçeğini.
Ben ertelemek içim her yolu denerken nihayet öğrenmiştim bu acelenin sebebini. Babamın haftaya hastaneye yatması gerektiğini öğrendiğimde üstümdeki sorumluluk daha da agirlasmisti.
Tek güvencem ise bana elini sürmekten çekinen adamdı. Insanin kalbi samcir mi? Sanciyormus. O gecenin ardından yatacak babam hastaneye
Bir şey bahane etsem... o gece birlikte olmasam, babamı uzmesem. Söz verdim Burcu'ya. Son nefesinde verirken bile babasıni düşünmüştüm canım kardesim.
Akciğer metastazi... ameliyat olacakmis. O yüzden herkes tam zamanında geldin deyip duruyordu bana, sonunda anlamıştım.
Gozu arkada kalmasın istemiş, hep dua etmiş ameliyattan önce dünya gözü ile beni yani Burcu'yu emanet etmeyi.
Güçlükle de olsa kendine gelip arabayı tekrar çalıştırdığında uzun uzun baktım ona. Yuzunu inceledim. Ya istemezse, anlamazsa ama güven dedi bana.
Güven dedi ben de güvendim.