2. Bölüm: Memnun musun?

1380 Words
Derya gözlerini kırpıştırırak açtı. Ne zaman uyuyakaldıklarına dair hiçbir fikri yoktu. Yanağındaki baskının farkına vardığında adamın göğsünde olduğunu fark etti. Ellerini kaldırdı ve adamın kollarından sıyrılıp yavaşça kalkmaya başladı. Odanın ağır sessizliği bir anda üzerine çöktü. Halının yumuşak dokusuna basarken kalbinin ritmi, gecenin sessizliğine meydan okuyordu. Adamın yüzüne baktı; huzurlu ama bir o kadar da yorgun bir ifadeyle uyuyordu. Siyah saçları yatmasına rağmen düzgün görünüyordu. 'Gitmeliyim' diye düşündü. Ne kadar içten içe istese de burada kalamazdı. Tam kapıya yönelmişti ki, yataktan gelen bir hışırtıyla durdu. Arkasına dönmeye cesaret edemedi, çünkü adamın uyanmış olabileceğini hissetti. Ve gerçekten de hisleri onu yanıltmadı. “Kaçmak için ne kadar kötü bir zaman seçtiğinin farkında mısın?” Adamın uykulu sesi, geceye has bir tınıyla yankılandı. Derya derin bir nefes aldı, gözlerini kısa bir süreliğine kapatıp yeniden açtı. “Kaçmak değil bu. Sadece gitmek.” Adam yatakta doğrulup ellerini saçlarının arasından geçirdi. Derya yavaşça adama döndü. Adamın kaslı vücudu gözler önüne serildiğinde Derya bakmadan edemedi. Gözleri, Derya’nın yüzüne sabitlendi. “Fark eder mi? Gittiğin yer seni geri getirecekse, bunun adı yine de gitmek olur mu?” Derya, bu sözlere bir cevap bulmakta zorlandı. Sözlerinin etkisini hissettiği halde, sadece omzunun üzerinden dönüp baktı. “Sahip beni merak etmiştir,” dedi, kelimeler dudaklarından kopar gibi çıktı. Adam hafif bir tebessümle baktı, tişörtünü bulup giyerken gözlerini Derya’dan ayırmadı. “Sahiplik,” dedi alaycı bir tonla. “Ne tuhaf bir kavram. Seni bırakmamı bekliyorsan, seni nereye götürdüğüm konusunda emin olmamalısın.” Derya, adamın ne demek istediğini anlamaya çalışırken bakışları sertleşti. “Nereye götürmek istediğin değil, benim nereye gitmek istediğim önemli.” Adam bir an durdu, yüzünde bir meydan okuma ifadesi belirdi. “O zaman bakalım. Ama şunu bil, bu gece kafamdan çıkmayacaksın.” Bu kelimeler Derya'da etki bıraktı ancak buz gibi bakışlarını değiştirmedi. Bara vardıklarında ikisi de suskunluğunu korudu. Göz göze gelmekten özellikle kaçınıyorlardı, ama aralarındaki sessizlik, söylenmeyen cümlelerle doluydu. Derya kapıya yaklaştığında adamın eli kolunu hafifçe kavradı. “Bu son mu?” diye sordu, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Derya durdu, bir an gözlerini yere dikti. “Hayır,” dedi sonra, başını kaldırıp ona bakarak. “Ama bu başlangıç da değil.” Adam hafifçe gülümsedi, ama gözleri ciddiyetle parlıyordu. “O zaman tekrar görüşeceğiz, Derya. Her şey başladığında.” Kadın ona kısa bir süre baktı, sonra arkasını dönüp içeri girdi. Adam ise orada, barın önünde kaldı. Gözleri kapıya takılı, zihninde onun yüzünü kazıyarak. Barın ışıkları altında kaybolan Derya, arkasında bir fırtına bıraktığının farkındaydı. Ama o fırtınanın ona da dokunduğunu inkar edemezdi. * Barın içerisi, sigara dumanının ve alkol kokusunun birbirine karıştığı bir kaos deniziydi. Kalabalığın arasında yürürken Derya, sahneye çıkmaya hazırlanan müzisyenlerin sesini duydu. Bu ses her zaman ona huzur verirdi, ama bugün bu huzur, içinde taşıdığı karmaşayı bastırmak için yeterli değildi. Sahibinin oturduğu köşe masasına ilerlerken etrafındaki bakışları fark etti. İnsanlar onun farkında olmasa da Derya onların her bir hareketini hissediyordu. Göz ucuyla, köşede onu izleyen adamın siluetini yakaladı. Gitmiş olmasını beklediği adam, hâlâ dışarıda, barın kapısında bekliyordu. Bu düşünce, kalbinde garip bir çarpıntıya neden oldu. Bu hisse anlam veremedi. 'Bu neden böyle hissettiriyor?' Masaya vardığında, sahibinin kendisine diktiği sert bakışlarla karşılaştı. “Nerelerdeydin?” diye sordu adam, sesi buz gibiydi. “Sana bir açıklama yapmak zorunda değilim,” dedi Derya, elini sertçe masaya koyarak. Gözleri, masanın kenarındaki içki şişesine takıldı. “Ama buradayım işte. Yetmez mi?” Bu cevapları Derya eskiden olsa veremezdi. Ama artık hiçbiri umursamıyordu. Sahibi, suratındaki sert ifadeyi bozmadan biraz geri çekildi. “Senin gibi biri için fazlasıyla yetiyor. Ama beni asıl ilgilendiren, seni bu kadar geciktiren neydi?” Derya, boğazındaki düğümü yutkunarak bastırdı. “Bir gece, sadece bir gece,” dedi. Sesindeki kararlılık, sahibinin sinirlenmesine engel oluyordu. Tam o sırada barın giriş kapısından bir figür belirdi. Derya'nın gözleri oraya kaydı. Adam, içeri girmişti. Yine gelmişti. Üzerindeki deri ceket ve gözlerindeki özgüvenle bütün dikkatleri üzerine çekmişti. Barın uğultusu bir an için duraksadı sanki. Derya’nın içi bir anda karıştı; adamın buraya girmesini beklememişti. Sahibi de adamı fark etti. Bakışları keskinleşti. “Bu kim?” diye sordu, Derya’nın tepkisini ölçmeye çalışarak. Derya, derin bir nefes aldı. Yalan söylemek istemedi ama gerçeği söylemek de cesaret gerektiriyordu. “Bir tanıdık,” dedi sonunda. Adam, Derya’yı masaya kilitlenmiş gözleriyle izliyordu. Birkaç adım daha yaklaştı. Tanıdık adamın sesi ikisinin de kulağında yankılandı. “Tanıdık mı?” dedi alaycı bir tonla. “Biraz hafif bir tanım gibi geldi.” Derya sessizce adamla göz göze geldi. İkisi de karşısındakine ne diyeceğini biliyordu ama bunu kelimelere dökmek cesaret istiyordu. Sahibi ise bu gerilimi hissetmişti. Sahip “Bu adamı neden buraya getirdin?” diye dediğinde Derya gerildi. Masaya eğilerek fısıldadı, ama sesi buz gibi keskin çıkıyordu. “Ben getirmedim,” dedi Derya, gözlerini sahibine dikerek. “Kendi geldi.” Adam bir sandalye çekip masaya oturdu. Bakışlarını bir an bile Derya’nın sahibinden ayırmadan, sakin bir şekilde konuştu. “Seni alıp götürecek biri olmadığını mı sandın?” Bu sözlerin ardından hava ağırlaştı. Sahibi yerinde doğruldu, yüzünde kontrollü bir öfke vardı. Derya bir şey söylemek istedi ama ağzından hiçbir kelime çıkmadı. “Sen kimsin ki Derya’yı almaktan bahsediyorsun?” dedi sahibi. Adam, yüzünde hafif bir tebessümle karşılık verdi. “Kendime kimin olduğunu ispatlamaya ihtiyacım yok. Ama senin burada yapmaya çalıştığın şeyin adı sadece kontrol. Ancak kontrol ne yazık ki sende değil." Derya, aralarındaki çatışmayı izlerken ellerini istemsizce yumruk yapmıştı. İçinde bir şey kopuyordu. Her iki tarafın da onu nesneleştiren tutumundan bıkmıştı. Derya’nın “Yeter!” çıkışı havayı keskin bir bıçak gibi yarıp geçerken, barın çevresindeki uğultu aniden sönmüş gibiydi. Bu patlamayı Derya da beklemiyordu. Sahibi, onun bu tepkisine şaşırmış ama bunu belli etmemeye çalışarak Derya'ya baktı sertçe. Adam ise durduğu yerden, sakin ama bir o kadar da meydan okuyan bakışlarıyla Derya’yı izliyordu. “Güzel,” dedi adam, derin bir nefes alarak. “Kendi ayaklarının üzerinde durduğunu göstermeni bekliyordum zaten.” Sesi, barın uğultusunun içinde yankılanan derin bir tondu. Derya ona dönüp baktığında, gözlerinde sadece alay değil, beklenmedik bir sıcaklık da gördü. Bu, sahibinin gözlerindeki soğuk kontrolle kıyaslandığında çarpıcı bir tezat oluşturuyordu. Sahibi, bakışlarını Derya’dan adamın üzerine çevirdi. Gerginliği dağıtmak için bir sigara yaktı. “Eğer Derya’nın peşine düştüysen, üzgünüm. O burada,” dedi, bir eliyle masayı işaret ederek. “Nereye ait olduğunu biliyor.” Adam, sigaradan yayılan dumanın içinden bir adım daha yaklaştı. Artık masanın hemen kenarındaydı. “Ait olmak,” dedi, her kelimeyi ince bir iğne gibi batırarak. “Bence Derya, ait olmanın ne olduğunu senden daha iyi biliyor.” Derya, onların bu sözcük oyunlarına alet olmaktan yorulmuştu ama bir yandan da adamın bu cüretkarlığı, içinde bir kıvılcım yakıyordu. Sanki bu adam, kendisinin bile farkında olmadığı şeyleri ortaya çıkarıyordu. “Bana biraz müsaade eder misiniz?” dedi sonunda, her iki tarafa da dönerek. Sahibi ona kısa, sert bir bakış attı ama bir şey söylemedi. Adam ise hafifçe başını eğerek geri çekildi. Derya masadan uzaklaşıp bara doğru yürüdü. Orada kısa bir nefes almak istiyordu, ama peşinden gelen adım seslerini duydu. Yanına gelen yine adamdı. Sakin ama kararlı bir ifadeyle Derya’nın yanındaki bar taburesine oturdu. “Biliyorum, beni buraya davet etmedin,” dedi, ellerini masaya koyarak. “Ama bazı şeyleri kendi haline bırakırsam, seni bir daha göremeyeceğimden emin gibiyim.” “Bu kadar emin olma,” dedi Derya, ona dönmeden. “Belki de bunu tercih ederim.” Adam hafifçe gülümsedi. “Etmezsin,” dedi alçak bir sesle. “Eğer öyle olsaydı, gözlerin bana her döndüğünde o çelişkiyi görmezdim.” Derya’nın yüzü gerildi, ama bir şey söylemedi. Bu adamın sözleri, buz gibi bir rüzgar gibi içindeki savunmaları kırıp geçiyordu. Bu samimiyet nereden geliyordu bilmiyordu ancak kafasını bunlarla da karıştırmaktan bıkmıştı. “Bak, seni zorlamıyorum,” diye devam etti adam. “Ama bir şey soracağım, dürüstçe cevap ver.” Derya derin bir nefes aldı. “Sor bakalım.” Adam, gözlerini onun gözlerine dikti. “Bu hayattan memnun musun?” Soru, basit gibi görünüyordu ama Derya’nın içindeki karışıklığı daha da büyüttü. Düzeltme. Hayat kadını olmaktan memnun musun? O an, çevredeki her ses kaybolmuş gibiydi. Ne barın uğultusu ne sahibinin gözlemleri; yalnızca bu soru ve onun cevapsızlığı vardı. Bir süre sessizlik oldu. Derya sonunda konuştu ama sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi. “Bu, benim sorunum.” Adam hafifçe başını salladı. “Belki de,” dedi, sandalyesinden kalkarken. “Ama cevabını bulduğunda, umarım doğru kişiyle konuşursun.” Derya, onun uzaklaşmasını izlerken içinde garip bir huzursuzluk hissetti. Adam tekrar sahibinin oturduğu masaya dönmedi. Bunun yerine bara bir içki söyledi ve bir köşede kendi başına oturdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD