Giriş: Karanlıkta kalan bir gülüş
Göz alıcı bir sarı ışık, küçük bir kafede herkesin yüzünü aydınlatıyordu. Caddenin köşesinde yer alan bu yer, hem eski hem sıcak bir havaya sahipti. Ahşap sandalyeler, hafif çatlamış boyalı duvarlar ve köşede eski bir plak çalar. Kalabalık hafif bir uğultuyla sohbet ediyor, kahkahalar yükseliyor, bardaklar masalara bırakıldıkça yankılar salınıyordu.
Derya, kırmızı ojeli ince parmaklarını kahve fincanın etrafında gezdirirken karşısındaki Bora'ya gülümseyerek bakıyordu.Gözleri sanki ışıkla dolup taşmış gibiydi.
"Ciddiyim Bora. Geçen sefer de dediğim gibi O filmi izlerken resmen uyuyakaldım. Nasıl bu kadar övebiliyorsun anlamıyorum." Filmler konusunda kesinlikle fazla seçiciydim.
Bora kaşlarını yukarıya kaldırarak gülümsedi. "Ama o bir klasik. Eğer anlamadıysan sorun filmde değil sendedir, hanımefendi." Göz kırptı.
Derya dudaklarını bükerek güldü ve kolunu Bora'nın omzuna doğru uzattı, parmaklarını hafifçe saçlarının arasından geçirerek bir anda ciddi bir yüz ifadesi takındı. "Demek sorun bende? Peki o zaman, bu hafta sonu senin kültür anlayışını test edeceğim. Bir sanat galerisine gidelim ne dersin?"
"Sanat galerisi mi?" diye sordu şaşırmış bir tınıyla. Bora gözlerini kıstı ve alaycı bir tonla devam etti. "Nasıl yani? Duvara boyanmış bir çemberin önünde oturup 'Bu insanın varoluş acısını simgeliyor' mu diyeceğiz? Bunu bana hayatta yaptıramazsın."
Derya kahkahasını bastıramadı ve güldü. "Sen tam bir kültür barbarısın. Testi geçemedin."
Evet kendi de kabullendi içten içe. Saçma bir öneriydi.
Onların gülüşmeleri, masadaki arkadaşlarının sohbetine karışmıştı. Serkan bir yudum bira aldıktan sonra dönüp "Tamam tamam. Bu tartışmayı bırakın da şu geceyi daha eğlenceli bir hale getirelim. Kim kareoke istiyor?"diye gruba seslendi.
Herkes kendi arasında bir şeyler mırıldanmaya başladı. Şarkılar ve espriler havada uçuşuyordu. Bora ise bir an için gözlerini Derya'dan ayırmadan, onun kahkahasının yarattığı dalgaları zihnine kazımak istercesine baktı. Ela gözlerine hafif bir hüzün ve karanlık çöktüğünde bunu kimse fark etmedi.
Çok geçmeden etraftan gelen seslerle her yer çınladı. Çığlıklar ve bağırışlar duyuldu. Derya korkuyla etrafına bakarken üstüne sarılan bedenin farkında bile olmamıştı. Silah sesleri susmadı. Derya o anın şokuyla kolunu sıyıran mermiden de habersizdi. Önündeki bedenle beraber masanın altına devrildiklerinde gözlerini kapattı. Sonrasında etraftan boğuk boğuk insan sesleri duyuyordu, silah sesleri susmuştu.
Kendine gelmeye çalışıp gözlerini açtı ve üstündeki Bora'nın bedenine baktı. Bora'nın bedeni yan tarafına düştüğünde olduğu yerden doğruldu ve Bora'ya yaklaştı. "Bora?" diye seslendi. Dizlerinin üstünde sürünerek Bora'nın dibine geldi. Elleri titreyerek Bora'nın gömleğini tutmaya çalıştı ama her yere kan bulaşmıştı. Elindeki kana şok içinde baktı Derya. "Bora?" Sesindeki çığlık kırılmış bir kristal gibiydi.
Bora'nın dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
"Sakin ol... İyiyim." Neredeyse fısıldar gibiydi.
Ama Derya gözlerinde o anı fark etti. Sözcüklerin doğruluğunu yalanlayan o soğuk gerçekliği...
"Hayır hayır, konuşma." Etraftaki seslere kulak kesildiğinde yardım geleceğini duyduğunda umutla Bora'ya döndü. "Konuşma tamam mı? Yardım gelecek. Geliyorlar..."
Derya'nın göz yaşları yanaklarından süzülüp Bora'nın boynuna damlıyordu. Ellerini kanla dolu gömleğe bastırmaya çalışıyordu. Ama Bora'nın gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. "Derya..." diye mırıldandı. Sesi artık neredeyse duyulmuyordu. "Her şeyi unut. Çünkü benim yaşamamın tek sebebi sendin. Başaramadım."
Derya onun yüzüne eğilip sıkıca sarıldı. Kucağındaki bedeni öyle hareketsizdi ki.... Kafedeki sesler, polis sirenleri ve kaos vardı. Bu çok fazlaydı. Derya'nın dünyası durmuştu. Zaman akmayı bırakmıştı.
Gözyaşları bir nehir gibi akarken elleri sevdiği adamın artık titremeyen yüzünü okşuyordu.
"Bora..." Elini kalbine götürdü, sessizdi. Çok sessiz.
Ve o gece kahkahalarla dolu bir anının yerini karanlık bir sessizlik aldı.