Kapıya bakıyordum ama çıkmadım. Arem olduğu yerde duruyordu, beni izliyordu. Ortam kısa süreliğine sessizleşti. Yavaşça konuştum: “Orada bitmedi.” Arem dikkat kesildi. “Ne?” Gözlerimi kapattım. “Hatırladığım şey o an değildi.” Bir adım geri attım. “Devamı var.”
Arem yaklaşmadı, sadece sordu: “Ne gördün?” Nefes aldım. “Ben kaçmıyordum, saklanıyordum.” Sessizlik çöktü. Arem’in bakışları sertleşti. “Kimden?” Cevap vermekte zorlandım. “İkinizden de.” Bu cümle havayı değiştirdi. Başını hafifçe eğdi. “Devam et.”
Gözlerimi kapattım, parçalar geliyordu. Bir oda… aynı bina ama farklı bir yer. Bir masa ve üzerinde bir telefon. “Birini arıyordum,” fısıldadım. Arem hemen sordu: “Kimi?” Başımı salladım. “Numarayı hatırlamıyorum.” Durdum. “Ellerim titriyordu.”
Bir an daha geldi. Telefon düştü, ses yankılandı. İrkildim. “Ve biri kapıyı zorladı.” Sesi düştü: “Kim?” Gözlerimi açtım. “Sen değildin.” Ortam kısa süreliğine sessizleşti. Nefes verdi. “Kapı açıldı ve o adam içeri girdi.” Çenem gerildi. Fısıldadım: “Bugün gelen adam.” Arem gözlerini kapattı, kısa bir an. Sonra açtı: “Sonra?”
Sesi titredi. “Bana dokunmadı.” Bakışları değişti. “Beni sakladı.” Sessizlik çöktü. Bu beklenen bir şey değildi. “Bana ‘sessiz ol’ dedi ve seni bekledi.” Arem yavaşça konuştu: “Neden?” Başımı salladım. “Çünkü seni durdurmak istiyordu.” Sertleşti. “Ben ne yapıyordum?” Bu sorudan kaçamadım. Gözlerimi kapattım. Son parça geldi: bir bağırış, Arem’in sesi, daha karanlıktı: “Onu bana ver!”
Gözlerimi açtım, nefesim kesildi. “Sen, beni istiyordun.” Sessizlik çöktü. Arem hiçbir şey demedi. Bu en net cevaptı. Geri çekildim. “Ben senden kaçıyordum.” Gözlerini benden ayırmadı. “Evet.” Bu kabul her şeyi değiştirdi. Sesi kırıldı: “Peki şimdi neden beni koruyorsun?”
Sustu. Uzun bir an geçti. Sonra konuştu: “Çünkü o gün seni kaybettim.” Donup kaldım. “Ne demek bu?” Yavaşça devam etti: “Oradan çıktıktan sonra seni bir daha bulamadım.” Ortam kısa süreliğine sessizleşti. Kalbim hızlandı. “Ben kayboldum mu?” Başını hafifçe salladı. “Hayır. Seni aldılar.” Bu kelime her şeyden ağırdı. Fısıldadım: “Kim?” Gözlerini sabitledi: “O adam.” Nefesim kesildi. “Beni kurtaran adam mı?” Sesi sertti: “Seni saklayan, seni götüren oldu.” Sessizlik çöktü.
Başımı tuttum. “Bu mantıklı değil.” Netti: “Gerçekler mantıklı olmak zorunda değil.” Gözlerimi kapattım. “Ben kime güveneceğim?” “Kimseye bana bile.” Bu en dürüst cümleydi. Gözlerimi açtım, bu sefer daha sakindim. “Peki şimdi ne olacak?” Kapıya baktı. “Devam edeceğiz.” “Nereye?” “Hatırlamadığın son yere.” Ortam kısa süreliğine sessizleşti.
Derin bir nefes aldım. Artık korkmuyordum. Sadece bilmek istiyordum. “Tamam.” Arem bana baktı. Bu bir onaydı. Ve bu geri dönüşü olmayan bir yoldu.