GRİ BİR SON VE RENKLİ BİR BAŞLANGIÇ
Bursa Uludağ Üniversitesi'nin o meşhur sisli sabahı, kampüsün taş yollarını beyaz, ağır bir örtüyle kaplamıştı. Hava, nemli soğukla ciğerleri yakacak kadar keskindi ama Zeynep'in içindeki sıcaklık, dışarıdaki dondurucu havayı bile eritecek kadar güçlüydü. Ya da en azından öyle sanıyordu.
Kafeteryanın köşe masasında otururken, önündeki soğumuş kahve fincanına bakıyordu. Karşısında ise Can vardı. Can, Zeynep'in iki yıldır birlikte olduğu, her şeyi planlayan, her detayı kontrol eden ve şu an yüzünde o tanıdık "olayları küçümseyen" ifadeyi takınan eski sevgilisiydi.
Zeynep," dedi Can, sesi sanki bir ders anlatıyormuş gibi sakin ve mesafeliydi. "Bu ilişki artık işe yaramıyor. Sen çok... dağınıksın. Her yerin bir düzeni olmalı, senin ise hayatında sadece kaos var."
Zeynep, kaşlarını çatarak Can'a baktı. Gözlerinin içi parlıyordu ama bu sefer bu parıltı sevgiden değil, içeriden gelen bir fırtınadan geliyordu. "Kaos mu?" diye sordu, sesi titremiyordu; aksine, her kelimesi net ve kararlı çıkmıştı. "Benim enerjimden bahsediyorsun değil mi? Benim hareketliliğimden, hayata tutunma şeklimden?"
"Aynen öyle," diye devam etti Can, çatalını tabağına bıraktı. "Bir beden eğitimi öğrencisi olarak bile disiplinsizsin. Sürekli koşup duruyorsun, dikkatin dağılıyor, odaklanamıyorsun. Benim hayatımda istikrar lazım. Seninle... zorlaşıyor."
Zeynep'in zihninde bir şeyler koptu. Bu sözler, yıllardır bastırdığı o küçük "yetersizlik" hissinin üzerine yağmur gibi yağıyordu. Ama Can'ın beklediği gibi ağlamadı, başını eğmedi veya kendini savunmak için bağırmadı. Bunun yerine, derin bir nefes aldı ve göğsünü kabarttı. Gözlerini Can'ın gözlerine dikti, sanki ilk defa onu görüyormuş gibi.
"Tamam," dedi Zeynep, sesi o kadar sakindi ki etrafındaki gürültü bile azalmış gibiydi. "Belki haklısın. Belki ben gerçekten çok dağınığım. Belki de senin gri, düz ve sıkıcı dünyana uyum sağlayamıyorum."
Can, hafifçe gülümsedi. Zafer kazanmıştı. Zeynep'in bu kadar sessizce kabul etmesini beklemiyordu. "Bunu kabul ettiğin için teşekkür ederim. En azından mantıklı düşünmüş oldun."
"Mantıklı mı?" diye tekrarladı Zeynep, dudaklarının kenarında hafif, neredeyse görünmez bir gülümseme belirdi. "Belki de mantıklı olan şey, seni hiç görmemem."
İçinden geçenler ise çok daha farklıydı. Tamam, dedi kendi kendine, zihninde bir sesle fısıldadı. Seni kıskandırmak için ağlayıp yalvarmayacağım. Seni şoke etmek için de bağırıp çağırmayacağım. En büyük intikamım, senin göremeyeceğin bir yerde, senin hayal edemeyeceğin bir şekilde mutlu olmam olacak.
Gözlerini Can'dan ayırmadan, zihninde hızla bir senaryo kurguladı. Karşıma çıkan ilk erkek... Düşüncesi o kadar netti ki, neredeyse duyulabilir gibiydi. Evet, bu harika olacak. İlk gördüğüm adamla hemen sevgili olacağım. Onu şaşırtacağım, onu büyüleyeceğim ve sen de buradan bakıp pişman olacaksın. Bu fikir, içindeki öfkeyi tatlı bir heyecana dönüştürdü. Kim olursa olsun. Önemli değil. Sadece 'ilk' olması lazım.
"Bak Can," dedi Zeynep, masadaki elini yumruklayarak ama ses tonu yine aynı sakindi. "Sen benim 'dağınık' olduğumu düşünüyorsun. Peki ya sana şöyle desem: Artık kimseyle ilgilenmek istemiyorum. Çünkü hayatıma yeni bir sayfa açıyorum."
Can'ın kaşları yukarı kalktı. "Yeni bir sayfa mı? Ne demek istiyorsun?"
"Hiçbir şey," dedi Zeynep, gözlerini ona dikerek ama içinden başka şeyler düşünerek. "Sadece... artık eskilerle ilgim yok. Yeni başlangıçlar yapacağım. Ve eminim ki en iyi başlangıç, karşıma çıkan ilk kişiyle olacak."
Bu cümleyi söylerken sesinde hiçbir ipucu yoktu. Can, Zeynep'in ne düşündüğünü anlayamadı. Sadece onun artık kendisine ihtiyaç duymadığını, belki de başkasıyla ilgilendiğini düşündü. Ama Zeynep'in zihnindeki plan henüz gerçekleşmemişti.
"Tamam," dedi Can, omuzlarını silkip ayağa kalktı. "Umarım bu yeni başlangıçlar seni mutlu eder. Ben gidiyorum."
Zeynep, Can'ın arkasından baktı. O gittikten sonra, kafeteryadan çıktı. Dışarıdaki soğuk hava yüzüne vurdu ama Zeynep hissetmedi. İçindeki ateş, tüm buzulları eritmişti.
Dışarıda, sis perdesinin arasında yürürken, kalbi hızla atıyordu. Planı zihninde netleşmişti: Karşılaştığı ilk erkek. Kim olursa olsun. Hemen şimdi.
Haydi Zeynep, diye düşündü kendi kendine, cesur ol. İlkini bul ve harekete geç.
Kampüsün dar yollarında ilerlerken, etrafındaki öğrenciler hızla geçip gidiyordu. Bazıları derslere yetişmeye çalışırken, bazıları kahve içiyorlardı. Zeynep, gözlerini gezdirdi. Genç, güler yüzlü biri mi? Hayır, o Can'ı kıskandırmazdı. Daha ciddi, daha otoriter biri olmalıydı. Can'ın "düzenli" dediği tip.
İşte o, diye geçirdi içinden.
Tam o sırada, koridorun ucunda, elinde dosyalarla yürüyen bir figür belirdi. Üzerinde temiz, ütülü bir gömlek vardı, kravatı düzgünce bağlanmıştı. Yürüyüşü ölçülü, adımları kısa ve kararlıydı. Saçları özenle taranmıştı, alnına düşen tek bir saç teli bile yoktu. Gözlüklerinin ardındaki gözleri, yere dikilmişti. Sanki dünyayı duymuyor, sadece kendi iç sesini dinliyormuş gibi yürüyordu.
Zeynep'in gözleri parladı. İşte buydu! Tam da Can'ın tarif ettiği "mükemmel düzen" insanı. Ama aynı zamanda, bu insanın içindeki gizemi de hissedebiliyordu.
O, diye onayladı zihni. O benim ilkim olacak.
Adam, Zeynep'e doğru yaklaşırken, hala yere bakıyordu. Zeynep, kalbinin ritmini biraz daha hızlandırdı. Derin bir nefes aldı, omuzlarını gerdi ve zihninde hazırladığı cümleyi tekrarladı: Merhaba, ben Zeynep ve sen benim yeni sevgilimsin.
Adam birkaç adım daha attı. Şimdi çok yakındı. Zeynep durdu. Adam da durdu. Ama gözlerini hala kaldırmadı.
Zeynep, nefesini tuttu. Şimdi, diye düşündü. Hemen şimdi söyleyeceğim.
"Merhaba," dedi Zeynep, sesi o kadar net ve güçlüydü ki, adeta koridorun yankılanmasına neden oldu. "Karşıma çıkan ilk erkekle çıkıyorum dedim, değil mi? Ve sen, karşımdasın."
Adam, irkilerek durdu. Elleri titreyerek dosyalarını kavradı. Yavaşça, çok yavaşça başını kaldırdı. Gözlüklerinin ardındaki gözler, Zeynep'in gözlerine değdi. Ama sadece bir an. O an, sanki elektrik çarpmış gibi, adamın gözleri dehşetle büyüdü ve hemen aşağıya, ayakkabılarına kaçtı.
"Öğrenci... hocam..." diye kekeledi adam, sesi neredeyse fısıltı seviyesindeydi. "Ben... ben asistandım. Bölümde... Doç. Dr. Mert."
Zeynep, gözlerini kocaman açtı. Asistan? Mert? Evet, o bölümden bahsedilmişti. Ama şimdi, karşısında duran bu utangaç, titreyen adam, Can'ın "düzenli" dediği dünyanın ta kendisiydi.
Mert Bey, diye düşündü Zeynep, zihnindeki planın gerçekleştiğini fark ederek. Adınız Mert mi? Harika. Ben Zeynep. Ve şu andan itibaren, siz benim sevgilisiniz.
Mert, nefesini tuttu. Gözlerini yine yere dikti, sanki yerde bir delik arıyormuş gibi. "Bu... bu mümkün değil. Kurallar... akademik kurallar..."
"Kurallar," dedi Zeynep, gülümseyerek. "İşte onları kırmak için buradayım. Hadi, elimi tut."
Mert, titreyen eliyle dosyalarını sıkıca kavradı. Göz teması kurmaya çalıştı ama başaramadı. Utangaçlığı, korkusu ve şaşkınlığıyla, Zeynep'in o renkli, kaotik dünyasının ortasında, sanki bir buzdağı gibi donmuştu.
Ve böylece, Bursa Uludağ Üniversitesi'nin sisli sabahında, imkansız bir oyun başladı. Göz teması kurmak yasaktı. Ama kalpler, zaten çoktan konuşmaya başlamıştı.