Kendimi apar topar dışarıya attığım an, kalp atışlarım kulaklarımda uğulduyordu. Soluklarımı alırken ki o ses bile normalden daha netti, sanki iki el arasında kalan beynim sıkışıyordu. Kendi eline sıktı. Tıpkı benim kendi bacağıma sıktığım gibi! Merdivenleri koşarak inerken elimdeki kan tırabzanlar boyunca yayıldı. Dış kapıyı açıp bahçeye fırladım ve, "Mikail, Emin, Ali, neredesiniz?!" diye bağırmaya başladım. "Rıza bey!.. Ya kimde yok mu bu Allah'ın cezası evde?!" Sesim, açık alanda yayılarak yankılanıp yeniden bana dönünce, parmaklarımı dudaklarımın üzerindeki ıslaklığa götürdüm ve geri çektiğimde, dudaklarımın da onun kanına boyandığını gördüm. O, her ikimizi cezalandırdı. Dudaklarımı kanı ile boyadı. Arkamı dönüp bahçenin diğer tarafına gitmek istiyordum, lâkin çarptığım o sert beden

