beş yıl...

793 Words
beşinci yıl... Aynı masanın etrafındaydılar bu kez. Üniforma yoktu üzerlerinde. Rütbeler görünmüyordu ama beş yıl, her birinin yüzüne ayrı ayrı işlemişti. Birliğin arka tarafındaki küçük bahçede, mütevazı bir masa kurulmuştu. Plastik sandalyeler, çay bardakları, ortada mangal dumanı... Mert mangalın başındaydı. Elinde maşayla komutan edasıyla konuşuyordu. “Beş yıl önce omzumuza rütbe taktılar... Bugün bakıyorum da, asıl omuzlar çökmüş, ne o yoruldunuz mu pembişler.” Kerem hemen atladı. “Senin çöken omzun değil, göbeğin pembiş!.” buna kendisi bile inanmadı. çünkü Mert fiziğine gözü gibi bakıyor, asla kilo almaz kas ağırlıklı çalışırdı... Mert gömleğini düzeltti. “Bu göbek değil, kas tecrübe birikimi kapişş.” dedi alayla... Çağlatay elindeki gazoz kapaklarını Sayarak poşete atıyor, Behzat ise havada uçuşan ateş böceklerini kameraya alıyordu. ve çaktırmadan her birini de kareliyordu... Yaman köşede oturuyordu. bu gece Doruk'un da gelmesini istemişti, ama Doruk ani bir kararla dışarı çıkmış, aramalara cevap verememişti. aynı şekilde sevgilisi Aslı'yı da aramış, ama o da açmamıştı. yanına gitmek isterse de, Aslı onu geceleri asla evine gelmesine tahammül edemiyor, sürekli destursuz geldiği için Yaman'ı azarlayıp, yeni bir kavganın fitilini ateşliyordu... ama bu gece farklıydı, bu geceyi biraz olsun Tahir albayın ekibindeki silah arkadaşlarıyla geçirmek istiyordu... Sessizdi her zamanki gibi. Ama bu kez bakışları daha yumuşaktı. Kalabalığı izliyor, konuşmaları dinliyor, gerektiğinde kısa bir cümleyle dahil oluyordu, ama bu beşli sakız gibi ayrılmaz paket, Doruk'a fazlaca kim besler gibiydiler, ne zaman Yaman Doruk'un yanıda görünse, bu beşli Yaman'ın yüzüne bile bakmak istemezlerdi. ama yanlarında olduğunda, sanki aynı elim parmakları gibi birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlardı... tıpkı kardeş gibi... Ve Demir... Demir ilk defa masanın tam ortasındaydı. Eskiden hep bir adım geride dururdu. Hep dinleyen, hep susan. Ama bu akşam... sandalyesini masaya biraz daha yaklaştırmıştı. Kerem bardağını kaldırdı. içki içmiyorlardı. onun yerine çay içip, sohbet ediyorlardı... ve bu, Tahir albayın en büyük çiğnenenemez kuralıydı... “Beyler,” dedi Kerem her birine bakarak, “Beş yıl... Kolay geçmedi ama buradayız. Hâlâ ayaktayız.”dedi gururlr bir edayla. Mert hemen lafa girdi. “Kerem bak, bunu ciddiyetle söyledi. Not alın, nadir olur.” Kerem kısıkça güldü. “Dalga geçme, gurur duyuyorum lan.” dedi göğsünü gererek. Demir istemsizce başını kaldırdı. Kerem’in yüzündeki o açık gururu gördü. Eskiden rahatsız ederdi onu bu gurur. Şimdi... etmedi. çünkü Kerem bile artık onu anlıyordu... “Hak ediyorsun,” dedi Demir. " sen en iyisini hak ediyosun kardeşim" dedi. Kereme bakınca gözleri parlıyordu. kerem'de buralara kolay gelmemişti... tebriği, ve gurur duyuşu, Sesi sakin ama netti. Çağlatay elindeki gazoz kapaklarını bırakıp başını kaldırıp, yüzüne flaşı tutan Behzat'a bakmadan direk Demir'e baktı. Masada bir anlık sessizlik oldu. Mert gözlerini açtı. “Demir.... kardeşim sen az önce benden sonra ilk defa başka birine iltifat mı ettin?” Demir omuz silkti. “Olabilir... sonuçta kardeşiz artık” Mert elini kalbine götürdü. “Yazın bunu bir yere. Tarihi an. ulan sen bir tek bana kardeşim derdin... noluyor kurban... ” Mert mutlu ve şaşkındı... Herkes güldü. Demir de. Sessiz bir gülüştü bu. Ama gerçekti. Yaman, Demir’e baktı. Gözlerinde fark edilir bir şey vardı, Çözülüyordu. “İyi gelmiş,” dedi Yaman kısa bir cümleyle. Demir ne dediğini anlamıştı. Başını salladı. “Zaman, iyi gelmiş kardeşime” diye cümlesini tamamladı. Demir, kardeşim kelimesini Yaman dan duyduğunda, “Ve siz... siz de iyi geldiniz” diye tamamlandı... Mert hemen atladı, “Bak bak! Adam duygusallaşıyor. Birazdan sarılır falan.” Demir bu kez kaçmadı. Gözlerini Mert’e çevirdi. “Abartmablan götelek artık bir tek sen yoksun... ” dedi. Ama dudaklarının kenarı yukarı kıvrılmıştı. Gece ilerledikçe sohbet koyulaştı. Anılar anlatıldı. İlk görevler, ilk hatalar, ilk korkular... Demir her birini dinledi. Yaman'ın ailesinin onu kabul etmeyişini, Keremin sevdiği kızı bir başkasına verecekken, keremin kızı kaçırıp sözlemesi. Mert'in ailesinin onun mesleğini asla kabul etmeyip, arkasında durmaması, Çağlatay'ın haksız yere hapis yatmasını, Behzat'ın memleketim dediği Rize'den sürgün edilmesini... Sonra... ilk kez kendisi konuştu. Hasret’in adını anmadı. Ama kayıptan bahsetti. Sessizce. Kısa cümlelerle. Kimse soru sormadı. Kimse zorlamadı. Sadece dinlediler... sadece ellerini omzuna atıp, dedine ortak oldular... O an Demir şunu fark etti, Anlatmak, her zaman kanamak demek değildi. Bazen... iyileşmekti.... Mert çay dolu bardağını tekrar kaldırdı. “Beyler,” dedi. “Bir şeye daha çay kadehi kaldıralım.” dedi hüzünlü sesiyle... “Ne için?” dedi Kerem. Mert göz kırptı. “Hayatta kalabildiğimiz için. ve kalacağımız için” Demir bardağını kaldırdı. Bu kez tereddüt etmeden. yaşayacaktı... herşeye rağmen yaşayacak, sevmeye çalışacaktı. Ve içinden geçen cümle, yıllar sonra ilk kez bu kadar netti, Belki hâlâ bir kurt çocuğum... Ama artık sürüm var. Masadaki kahkaha sesi geceye karıştı. Ve Demir Karsoy, ilk kez... O sesin içinde kaybolmaktan korkmadı. dostluklar, arkadaşlıklar kurmuş, aile bilmişti bu beş adamı... Zaman ne getirirdi bilmezdi, ama sevmeye yeminli, kalbini açmaya sözü vardı... bir rüzgar dalgası esecekti, dalganın sesinde Hasret şakıyacak, dalganın esintisi kendisi ise Havsa mehrodeva olacaktı... Demir yine Demir yürek olacak, Havsa mehrodevanın kalbine mıh gibi çalışacaktı....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD