yazardan...
Havsa Mehrodeva derledi ona, Moğolistanın sert kültüründen, hiçlik karakterinden kaçıp, Türkiye, Ankara'ya taşınan kimsesiz Havsa...
aile değerleri ve etnik kökeni ona hiç bir zaman istediğini vermemiş, daima hayatı başkalarının ellerinde yönetilmişti.
on altı yaşında ülkesinden kaçmış, Türkiye'ye sığınmıştı, kimse bilmezdi, ama tek kaçma nedeni okumak, kimseye kendini kanıtlamak zorunda olmamaktı...
geçmişini daima bir utanç, bir leke olarak gören, kendine bu konuda taviz vermeden yaşardı.
yirmi dört yaşında, adli tıp fakültesi okumuş stajerlik yapıyordu...
İnsanlar onu ilk bakışta fark etmez.
Çünkü o, bakılmak için değil geçilip gidilmek için durur bir yerde. Kalabalıkların içinde
bir adım geride durur. Ne tamamen içinde,
ne tamamen dışında. Gözleri çok şey görmüştür ama hiçbirine uzun uzun bakmaz.
Çünkü bazı şeylere fazla bakarsan
içinde yer açmak zorunda kalırsın.
Havsa yer açmaz. İçerisi zaten doludur.
Gündüzleri ölülerle çalışır. Onlara saygı duyar. Çünkü susmayı bilirler. Kimseyi kandırmazlar. Kim olduklarını saklamazlar.
Gece olunca insanlara karışır. Ama onlara da mesafe bırakır.
Çünkü yaşayanlar en çok yalan söyleyenlerdir. Ellerine bakarsan
titremediğini sanırsın. Ama kalemi tuttuğunda çok yavaş yazdığını fark edersin.
Sanki kelimeler canını acıtıyordur.
Gülümsemesi vardır. Ama hep yarım.
Tam olursa kendini açıkta bırakacağını bilir.
Havsa kimseye yaslanmaz. Çünkü yaslanmanın bir gün çekileceğini öğrenmiştir.
Sevmez. Sevemediğinden değil.
Severse kaybedeceğini bildiğinden.
Onun kalbi kötülükten değil,
yükten sertleşmiştir. İnsanlar onu güçlü sanar.
Oysa o sadece yorulmaya vakit bulamamıştır. Havsa’nın sessizliği huzurdan gelmez. Hayatta kalmaktan gelir. Ve en çok şunu düşünür, Bazı insanlar ölümü yazar,
bazıları da yaşarken yavaş yavaş silinir.
Havsa... silinenlerdendir.
Havsa mehrodeva....
Ben Havsa’yım.
Adımı söylediğimde kimse aklında tutmaz.
Zaten tutmalarını da istemem.
İnsanlar adını hatırladıklarını bir gün çağırır.
Ben çağrılmak istemem. Bir hanın alt katında çalışıyorum...
Akşamları Mum ışığında. Gölgeler yüzüme vurduğunda kendimi daha güvende hissediyorum. Çünkü karanlıkta kimse kim olduğumu tam çıkaramaz.
Garsonum. Bardak taşırım.
Çorba getirir, Masalara yaklaşırken göz teması kurmam...
Göz göze gelince insanlar ya soru sorar
ya da bir şey ister. İkisini de verecek hâlim yok. Kimse bana “yoruldun mu” demez.
Deseler ne derdim bilmiyorum.
Yorulmak için önce dinlenmiş olmak gerekir.
Gündüzleri başka bir yerdeyim.
Beyaz önlük giyiyorum. Soğuk.
Sessiz. İnsanlar orada konuşmaz.
Çünkü konuşacak kimse kalmamıştır.
Ölülerle çalışıyorum. Onlar bana iyi davranır.
Bir şey istemezler. Bir şey beklemezler.
Oldukları gibidirler. Bazen yüzlerine bakıyorum ve içimden şunu geçiriyorum,
En azından artık acıtmıyordur hayatları, ve huzura ermişlerdir...
Akşam olunca ellerimi yıkarım
Uzun uzun... Ama ölülerin koku kalır ellerimde ....
O koku bana aittir artık. Kimse fark etmez.
Belki de fark edip bir şey dememeyi seçiyorlardır. Aynı ellerle ekmek tutarım.
Aynı parmaklarla bardak kenarını.
Biri ölüyü tanır, biri diriyi.
Hangisi daha ağır bilmiyorum.
Ama ikisi de elimden düşmez.
İnsanlar Masalarda Yüksek sesle konuşur,
Kendilerini duyabilmek için.
Bende dinlerim. Çünkü dinlemek
konuşmaktan daha güvenlidir. Bana bir şey anlatınca rahatladıklarını sanırlar.
Oysa ben anlatılanları kalbimin dışına bırakmayı çoktan öğrendim. İçeri alsam
taşıyamam. Gülümserim bazen. Ama bilerek eksik bırakırım.
Çünkü tam gülümseyince
insanlar umutlanıyor. Benden bir şey bekliyor. Ben beklenti olmadan
daha iyi duruyorum. Bu hayatı ben seçmedim. Ama başka bir şey de verilmedi.
Seçenek olmayınca insan alışıyor.
Kimse elimden tutmadı. O yüzden
ellerimin ne kadar güçlü olduğunu
kendim öğrendim. Asıl işim öldürmek değil.
Ben sadece yazarım. İsimleri.
Tarihleri... Bazen son sözleri.
Bazı isimleri yazarken kalem ağırlaşır.
O zaman biraz dururum. Kimse fark etmez.
Yazmazsam ne olur biliyor musun?
Kafamın içinde kalırlar. Ve ben artık
kendi sesimi duyamam. Sevemem. Çünkü sevgi insanı yumuşatır. Yumuşayan şey
kırılır.
Ben kırılmamayı seçtim. Bu bir erdem değil.
Bu bir hayatta kalma şekli. Gece bittiğinde
han boşalır. Sesler gider. Ben kalırım.
Masaları silerim. Mumları söndürürüm.
Son ışığı kapatmadan önce içimden geçen şudur, Ben kimseyi öldürmedim.
Ama ölülerin hepsi beni tanır.
Sonra kapıyı yavaşça kapatırım.
Çünkü gürültü yaparsam
kendimi uyandırmaktan korkarım....
"ve ben Havsa mehrodeva... bana kısacası ölüm yazmanı derler..."